|
Neuilly Antlaşması’nın 4.bölümüne göre; Þ Bulgar Devleti din, dil, ırk ve milliyet ayrımı gözetmeyecek, Þ Topraklarında yaşayan azınlıklara tam eşitlik sağlayacak, Þ Bulgaristan’daki azınlık grupları dini vecibelerini serbestçe yerine getirme hürriyetine sahip olurlarken; tıpkı bir Bulgar fert hukuksal ve siyasal hakların kullanılması bağlamında ayrıma tabi tutulmayacak, Þ Azınlıklar, devlet memurluğuna girebilecekler, istedikleri mesleği veya zanaatı seçebilecekler, Þ Ayrıca, azınlıklar eğitim-öğretim kurumları, dini ve sosyal kurumlar açabilecekler, bunları denetleyip yönetebilecekler ve aynı zamanda bu kurum ve kuruluşlarda kendi dillerini özgürce kullanabileceklerdi. Azınlık unsurlar yoğun olarak yaşadığı yerlerde, Bulgar Hükümeti devlet ve belediye bütçelerinden bu azınlık okullarına, dini ve sosyal kurumlara yardım yapacaktır.[21] Neuilly Antlaşmasının IV: bölümünün 49’dan 58.maddeye kadar olan kısımları azınlıklarla ilgilidir. Bu antlaşmanın 54.maddesinde: “Etnik, dil ve din azınlıklarına mensup olan Bulgar vatandaşları, öbür vatandaşlar ile aynı haklardan yararlanacaklar, hayır kurumları, dini ve sosyal kurumlar, okullar ve benzeri eğitim kurumları kurup yönetebilecekler, burada kendi dillerini serbestçe kullanıp, serbestçe ibadet edebileceklerdir.” denmektedir. D).TÜRİYE-BULGARİSTAN DOSTLUK ANTLAŞMASI (1925): Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra 18 Ekim 1925’te Ankara’da Bulgaristan ile ‘dostluk antlaşması’ imzalanmıştır. Bu antlaşmanın Türk-Bulgar ilişkilerine yeni bir yön verdiği; ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki bağları daha da kuvvetlendirmiştir. [22] Antlaşmada süre ile ilgili olarak hükümlerin mevcut olmaması, daimi ve devamlı bir dostluk bağının kurulmak istenmesine bağlanmaktadır. Bulgaristan’la bu dönemde geliştirilmek istenen siyasi ilişkiler bu tarihteki dostluk antlaşmasının temelinde yatmaktadır. Dostluk antlaşmasındaki ek protokolün A paragrafındaki hüküm aynen şöyledir: “İki hükümet azınlıkların korunmasına ilişkin olarak, Neuilly Antlaşmasında yazılı hükümlerin tümünden Bulgaristan’da oturan Müslüman azınlıklarını ve Lozan Antlaşması’nda yazılı hükümlerin tümünden Türkiye’de oturan Bulgar azınlıkları yararlandırmağı, karşılıklı olarak yükümlenir.”[23] Bu dostluk antlaşmasının halen yürürlükte olması, Türk-Bulgar ilişkilerinin en gergin olduğu süreçlerde bile geçerliliğini koruması ve azınlıklarla ilgili hükümlerin halen bağlayıcı bir unsur olması her iki tarafı da uluslararası hukuk açısından bunlara uymasını zorunlu kılar. E).TÜRK-BULGAR İKAMET SÖZLEŞMESİ (1925): Dostluk antlaşmasının imzalandığı tarihte Bulgaristan ile bir de ikamet sözleşmesi imzalanmıştır. Bulgaristan Türklerinin anavatan Türkiye’ye serbestçe göç etmelerine olanak sağlayan sözleşmenin ikinci maddesi aynen şöyledir: “Akit taraflar, Bulgaristan Türklerinin veya Türkiye Bulgarlarının isteğe bağlı göçlerine hiçbir engel çıkarılmamasını kabul ederler. Göçmenler yanlarında taşınır mallarını ve hayvanlarını götürmek ve taşınmaz mallarını serbestçe tasfiye etmek hakkına sahip olacaklardır. Taşınmaz mallarını kesin gidişlerinden önce tasfiye etmemiş olanlar, göç gününden başlamak üzere, iki yıllık bir süre içinde bu tasfiyeyi yapmak zorundadırlar. Malların tasfiyesinden elde edilen paraları ilgililerin dışarı çıkarma biçimi konusunda iki hükümet arasında bir antlaşma yapılacaktır.” Bu sözleşme karşılıklı göç olgusu belli bir düzene bağlarken, sağlıklı işleyiş tarzı dönemden döneme farklılık göstermektedir. Şöyle ki, en dürüst şekilde uygulanışı Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK döneminde gerçekleşirken, halen bağlayıcı olduğu halde Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nde yüklenilen misyon yerine getirilememiştir. Halen yürürlükte olduğundan bahsetmekle birlikte, sosyalist düşüncenin Bulgaristan’daki iktidar süresince meydana gelen uluslararası hukuk ihlalleri 1925 tarihli Türk-Bulgar İkamet Sözleşmesinin sağlıklı işleyişine engel olmuştur. Ancak, Soğuk Savaş Dönemi’ndeki gevşek iki kutuplu siyasal dengenin yapısına bakmak, Türk-Bulgar ilişkilerinin tarihsel sürecinde oluşan dalgalanmaların nedenini de ortaya koyar. Kısacası, bu sözleşme Bulgaristan Türklerinin isteğe bağlı göçlerine engel olmamakla yükümlüdür.[24] F). 1947 TARİHLİ BULGAR BARIŞ ANTLAŞMASI: II. Dünya Savaşı sonunda imzalanan barış antlaşması, 10 Şubat 1947 tarihinde Bulgaristan ile Müttefik Devletlerarasında yapılmıştır. Halen yürürlükte olan antlaşmanın 2.maddesinde aynen şöyle denmekteydi: “Bulgaristan, ırk, cinsiyet, dil farkı gözetmeksizin egemenliği altındaki tüm insanların söz, fikir, basın, kültür ve toplantı özgürlükleri dâhil tüm temel insan hak ve hürriyetlerden yararlanmasını sağlayacak ve bütün gerekli tedbirleri alacaktır.” denmektedir.[25] Antlaşmada geçen ‘temel hak ve özgürlükler’ deyimi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde adı geçen bütün hak ve hürriyet sistemini kapsamaktadır. Ancak bu ilkeler tam manasıyla uygulansaydı, Bulgaristan’daki Türk azınlığa karşı şovenist politikalar izlenmezdi. 1947 Bulgar Barış Antlaşması’nın 3.maddesine göre; Bulgaristan, her türlü ayrımcılığı kaldırmakla yükümlüyken, madde şu şekildeydi:”...ayrımcı nitelikteki mevzuatını kaldırmak için tedbirler almış olan Bulgaristan, bu tedbirleri tamamlamayı ve ilerde de bu maddede açıklanmış olan amaçlarla bağdaşmayacak hiçbir tedbir almamayı veya hiçbir yasa çıkarmamayı taahhüt eder.”[26] G).1968 TÜRK-BULGAR GÖÇ ANTLAŞMASI: 22 Mart 1968 günü Türkiye ve Bulgaristan dış işleri bakanları arasında imzalanan sınırlı göç antlaşması, basın literatüründe ‘Akraba Göçü ‘ olarak da geçmektedir. İyi komşuluk ve dostluğun önemli bir semeresi de yakın akrabaları 1952’ye kadar Türkiye’ye Bulgaristan’da kalmış Türk vatandaşlarının da anavatan Türkiye’ye yerleşmelerine olanak sağlayan bir anlaşma mahiyetindedir.[27] Todor Jivkov’un umduğu temenninin gerçekleşmemesi sonucu Bulgaristan ile Türkiye arasında sorun olan 1 milyonun üzerindeki Türk’ten 1978 yılı sonuna kadar 130.000 Türk’ün Türkiye’ye göç ettiği biline gelen bir gerçektir. Ğ).İNSAN HAKLARI İLE İLGİLİ SÖZLEŞMELER: Bulgaristan’daki Türk azınlığın hakları ikili antlaşmaların yanı sıra çok taraflı anlaşmalarla garanti altına alınmıştır. Bu durumda denebilir ki, Bulgaristan’daki Türkler hem azınlık hukukundan hem de insan haklarından yararlanmak durumundadırlar. Bulgaristan’daki Türklerin hukuksal bazda haklarını onaylayan uluslararası sözleşmelere bakmak ve içeriğine kısaca değinmek Türk azınlığının haklarının nasıl ihlal edildiğini ortaya koyar. 1. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ANTLAŞMASI: II. Dünya Savaşı’nın zoraki meyvesi olan BM Teşkilatı, 26 Haziran 1945’te dünya devletlerini ortak bir paydada toplayıp, dünya barışını ve güvenliğini sağlamak; siyasal, kültürel, ekonomik ve diğer sorunları ortak bir şekilde paylaşmak amacıyla kurulmuştur. 135 üyenin imzasını taşıyan antlaşmaya Türkiye 28 Eylül 1945’te, Bulgaristan ise 14 Aralık 1945’te imza atmıştır.[28] Bu antlaşma sayesinde azınlık gruplarının hak ve özgürlüklerini elde etme, yönetime katılma, hakkını arama gibi faaliyetleri milletler arası hukuka bağlanmıştır. 2. JENOSİT SÖZLEŞMESİ (1948): Kelime anlamı ‘soykırım’ demek olan Jenosit, 9 Aralık 1948 tarihinde Paris’te dine, ırka veya herhangi bir gerekçeye dayanarak kitle halinde azınlık gruplarının ortadan kaldırılmasını önlemek amacıyla imza edilmiş bir sözleşmedir. İster savaş ister barış zamanında olsun, insanlığa karşı işlenen suçun kabul edilmeyeceğini taahhüt etmektedir.[29] 3. IRK AYRIMINI ORTADAN KALDIRAN SÖZLEŞME: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu,20 Ocak 1963’te karar altına aldığı 11 maddelik bir bildiriyi, 23 maddelik bir sözleşme haline getirerek, insan haklarına saygı duyulmasını, insanlar arasında belli kriterlere göre ayrım yapılmamasını öngörmektedir. Bulgar Devleti, bu sözleşmeye 8 Ağustos 1966 tarihinde taraf olmuştur.[30] 4. MEDENİ VE SİYASAL HAKLAR İLGİLİ SÖZLEŞME: 16 Aralık 1966 tarihinde Birleşmiş Milletler genel kurulunda kabul edilmiş olup, 23 Mart 1976 tarihinde yürürlüğe giren bu sözleşme bireysel hak ve özgürlüklerin ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bulgaristan’ın 21 Eylül 1970 günü taraf olduğu sözleşmede dine ve ırka dayalı nefretin yasaklanması öngörülmüştür. 5. EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR SÖZLEŞMESİ.: 31 maddeden oluşan bu sözleşmenin kabul ediliş tarihi, 3 Ocak 1976’dır.Genel öğütleme niteliği taşıdığından işleyişli diğerlerinden farklılık arz etmektedir. 6. IRK AYRIMININ ÖNLENMESİ VE CEZALANDIRILMASI HAKKINDAKİ SÖZLEŞME: Bulgaristan’ın 1973 yılında katıldığı sözleşmeye göre; bir grup insan üzerinde şovenist politikalar ile baskı kurmak, insanlık dışı davranışlarda bulunmak, işkence yapmak yasaklanmıştır.[31] 7. İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRİSİ: 10 Aralık 1948 tarihinde Paris’te kabul edilen bildiride insan hakları, azınlık hakları, etnik veya dinsel azınlıkların korunmasına yönelik hükümler içermektedir. Bulgaristan’ın da imzasının bulunduğu bu antlaşmada belirlenen yükümlülükleri yerine getirmeyerek Türk azınlık grubu üzerinde şovence siyasalar sergileyen Bulgaristan’a Cenevre Sözleşmesi hatırlatılmalıdır. Cenevre Sözleşmesi’nin içeriği şu şekilde özetlenebilir: “Ülkesindeki azınlıklara karşı ayrımda bulunmak, insan haklarının özünü teşkil ettiğine ve uluslararası anlaşmalar bunu genellikle uygulanacak bir hüküm olarak yorumlandığına göre, herhangi bir devletin medeniyet seviyesinin ve derecesi de azınlıklara yaptığı muamele ile ölçülür.”[32] 8. HELSİNKİ DEKLERASYONU: 1975 yılında Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de imzalanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması’nın en önemli yönü, insan hakları konularına ağırlık verilmesi ve bu konulara Varşova Paktı üyesi ülkelerin de imza atmalarıdır. Sovyet Rusya’nın dahi altına imza koyduğu böylesi bir sözleşmenin diğer imzacısı Bulgaristan, kısa süreli sözlerini tutamayarak, toprakları üzerinde yaşayan Türk Azınlığa karşı soykırım faaliyetlerine devam etmiştir.[33] SONUÇ Tarihsel objektiflik ve uluslararası hukuk açısından irdeleme amacında olduğumuz bu çalışmada, Bulgaristan Türklerinin ilk kez azınlık konumuna düştüğü 1878’den günümüze kadar geçen süre zarfında geçmişlerini, kendilerine tanınan hakları ve Devletlerarası Hukuk açısından bağlayıcılık özelliği bulunan anlaşmaları ele aldık. Ortaya çıkan sonuçlar ana hatlarıyla şu maddelerden oluşmaktadır: ü XIV. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı egemenliğine boyun eğen Bulgarlar, yaklaşık olarak 500 yıl Osmanlı Türk Devleti’nin hoşgörülü, barış ve adalet dolu himayesinde sürdürmüştür. Osmanlı Devleti’nin bunları hak etmesinin yegâne sebebi Balkanlara hükmetmeye başladığında soykırım hareketlerine girişmemiş olmasıdır. Aksi gerçekleşseydi, bugün Balkanlarda Türkler dışında Tek bir kavmin kalmamış olması gerekirdi. ü Tarihte en fazla zulme uğramış Türk topluluklarından biri olan Bulgaristan Türkleri, azınlık konumuna düştükleri 1878 Berlin Antlaşması’nın ardından Bulgarların sistematik olarak giriştikleri asimilasyon faaliyetlerine maruz kalmışlardır. Bu asimilasyon hareketleri günümüzde özellikle Pomak kardeşlerimize ve Türk azınlığa uygulanmaktadır. ü Bulgarlar gerçekleştirdikleri asimilasyon ve soykırım politikalarıyla insanlık dışı faaliyetlerde bulunmuşlardır. Türkiye’de gerçekleşen en ufak bir hukuk dışı uygulamada ayağa kalkan Batılı devletler, söz konusu Bulgaristan’daki zulüm olunca duydukları ‘üzüntüyü’ dile getirmekten başka hiçbir şey yapmamışlardır. ü Rusya’nın temel devlet politikalarının Balkanlardaki hararetli savunucusu olan Bulgaristan’ın Türk Azınlığa yönelik şovenist politikalarının temelinde ‘2.Kıbrıs’ olma sendromu yatmaktadır. Bulgarlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar iki kez büyüdüğünü unutmamaktadır. Azınlık durumundayken yaptıkları soykırımlar sonucu egemen unsur haline gelen Bulgarlar, hızla artan Türk nüfusun bir gün çoğunluk durumuna geçip Türkiye’ye katılmalarına kuşkuyla bakmaktalar ve bu bağlamda Türkleri baskı altında tutmak istemektedirler. ü 1989 yılından sonra hızla gelişme gösteren Türk-Bulgar ilişkilerinde temel unsur olan Türk azınlık, Türk dış politikasındaki temel yanlışlıkların bedelini ağır ödemiştir. Ne var ki, karşılıklı dostluk ilişkileri her iki tarafın da menfaatinedir. Yardımlaşmayı ve ortak hareket etme bilincini geliştirmek için çok boyutlu işbirliğine gidilmelidir. ü Önemli sayılabilecek hususlardan biri de Bulgaristan’daki Türk azınlık ile Türkiye’deki Kürt varlığının karşılaştırılması veya karıştırılmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşam sigortası olan Lozan Antlaşması’nda Türk tarafı azınlık grubu olarak sadece Ermeni ve Rum nüfusunu tanırken, Bulgar Devleti’nin Türk azınlığı en başından beri tanımasıdır. Ayrıca Türk Azınlığın Bulgaristan’da herhangi bir ayrılıkçı harekette bulunmadığı ortadayken; Türkiye’deki Kürt varlığının haklarını savunduğunu düşünen 3–5 çapulcu Kürt, dağlara çıkıp bu milletin askerine haince saldırılarda bulunmakta ve birbiriyle kader birliği etmiş iki toplumu bölmek istemektedir. Bu durum Bulgaristan’daki Türk azınlık için geçerli olmamıştır. Bulgaristan Türkleri haklarını her türlü meşru yoldan savunmuşlardır.
ü Türk-Bulgar ilişkilerindeki güvensizliğin nedeni, Bulgaristan’ın uluslararası hukuk ihlalleri ve Türk azınlığa teminat veren kendi anayasasını çiğnemiş olmasıdır. Ancak, değişen dünya şartlarının zorunlu hale getirdiği karşılıklı bağımlılık prensibi ikili ilişkilerin gelişmesine yön vermektedir.
KAYNAKÇA · ACAROĞLU M. Türker, Bulgaristan Türklerinin Dünü-Bugünü-Yarını, X.Türk Tarih Kongresi Ankara 22–26 Eylül 1986 Kongreye Sunulan Bildiriler IV. Cilt, TTK BASIMEVİ, Ankara 1993 · AĞANOĞLU Yıldırım, Osmanlı’dan Cumhuriyet’ e Balkanların Makûs Talihi GÖÇ, Kum Saati Yayınları, İstanbul 2001 · ALP İlker, Belge ve Fotoğraflarla BULGAR MEZALİMİ (1877–1989),Trakya Üniversitesi Yayınları, Ankara 1990 · COŞKUN Birgül Demirtaş, Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Bulgaristan’ın Dış Politikası (1989–2000),Balkan Diplomasisi, ASAM Yayınları, Ankara 2001 · EROĞLU Hamza, Belleten Cilt: LI Sayı:199–201, TTK Basımevi, Ankara 1988 · GÖMEÇ Saadettin, Türk cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Akçağ Yayınları, Ankara 1999 · GÜNDAĞ Nevzat, 1913 Garbi Trakya Hükümet-i Müstakilesi, II. Baskı, Ankara 1987 · HAKOV Cengiz, 1913 Yılında İstanbul’da İmzalanan Bulgar-Türk Antlaşması ve Bulgaristan Türk-Müslüman Nüfusun Hakları, XIII. TÜRK TARİH KONGRESİ Ankara:4–8 Ekim 1999 Kongreye Sunulan Bildiriler III: Cilt-I.Kısım, TTK Basımevi 2002 · KARAPINAR Ayşe, Türkiye-Bulgaristan İlişkilerinin Bulgaristan Türkleri Açısından Değerlendirilmesi, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Yıl:1 Sayı: 2, Eylül 2003 · LÜTEM Ömer, Tarihsel Süreç İçinde Bulgaristan Türklerinin Hakları, Balkan Türkleri, ASAM Yayınları, Ankara 2003 · ÖZBİR Kamuran, Bulgar Yönetimi Gerçeği Gizleyemez, Başkent Gazetecilik, İstanbul 1986 · SOYSAL İsmail, Türkiye’nin Siyasal Antlaşmaları(1920–1945) I.Cilt, TTK Basımevi, Ankara 1983 · SOYSAL İsmail; Türkiye’nin Uluslararası Siyasal Bağıtları CİLT II (1945–1990), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2004 · ŞİMŞEK Halil, Türk-Bulgar İlişkileri ve Göç, Harp Akademileri Basımevi, İstanbul 1999 · ŞİMŞİR Bilal, Bulgaristan Türkleri(1878–1985),Bilgi Yayınevi, İstanbul 1986 · TURAN Ömer, Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri, Balkan Türkleri, ASAM Yayınları, Ankara 2003 · Türk Kültürü, Sayı:264, Nisan 1985.
|