Üye Bilgileri
kürşad74
Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye Hazin Bir Göç Hikayesi III Türkiye’ye gelmenize Türkiye sınırları içerisinde kimler yardımda bulundu? Bizden önce 1955 yıllarında Doğu Türkistan’dan çıkan liderlerimiz var. İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler. Onlar Doğu Türkistan’dan Hindistan’a geçerek Pakistan, Hindistan üzerinden Türkiye’ye geliyorlar. Onlar ilk önce bazı alt yapıları oluşturuyorlar. Türkiye’de milliyetçi liderler ile görüşüyorlar. O zamanki dönemde Yeniden Milli Mücadeleciler, Milli Talebe Birliği ile görüşüyorlar. Bizim liderlerimize milliyetçi kesim çok sahip çıkmıştır. Liderlerimiz onlarla birlikte çeşitli etkinliklere katılmışlar, paneller, konferanslar gerçekleştirmişler. Türkiye kamuoyunun Doğu Türkistan’a karşı bilinçlenmesini sağlamaya çalışmışlar. Onlar bizim buraya gelişimize bir şekilde vesile olmuşlar. Bunların yol yordamı ön ayak olması ve resmî temasları ile biz Türkiye’ye gelebildik. 1961’de Afganistan’a geldikten altı ay sonra Türkiye ile irtibata geçilmiştir. Üç dört sene sonra da bu sonuçlanmış ve Türkiye yolu bize açılmıştır. Türkiye’ye ilk başvurular yapıldığında Türkiye bizi kabul etmemiştir. Bunun nedeni o zamanki siyasî iradenin “Türkiye dışında Türk yoktur.”düşüncesini benimsemiş olmasıdır. Meselâ, İkinci Cihan Harbi sırasında Türkiye’ye sığınan Kırım Türklerinin Türkiye’ye sığındığı fakat Türkiye’nin bu Türleri Rusya’ya geri gönderdiği söylenmektedir. Bu düşünce Türkiye’nin tarihî hatalarından birisidir. Siyasî iradenin değişmesi bizim de Türkiye’ye gelmemizin yolunu açmıştır. Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap Göç kafilesi Türkiye’de (Ankara Esenboğa Havalimanı) Dört sene boyunca Çin’e iade korkusu ve belirsizlik içerisinde yaşamışlardır. İnsanların elinde hiçbir belge yok, nerenin vatandaşı oldukları bile belli değildir. Sadece Birleşmiş Milletler tarafından mülteci olduklarına dair verilen belgeler mevcuttur. Bu belgeler hâlâ bizim elimizde. Bu belgeler ile biz göçü yaptık. Türkiye 1955’te imzalamış olduğu bir antlaşma ile Asya ülkelerinden mülteci kabul etmemeyi taahhüt etmiş durumdadır. Bizi Türkiye’ye kabul etme hakkı yok yani. Türkiye’nin bize sahip çıkmasındaki tek gerekçe, bizimle aynı soy, aynı ırk ve aynı dinden olmasıdır. Türkiye kardeşlerine sahip çıkmıştır. Komünist Çin’den kaçıp Afganistan’a sığınan kardeşlerine uçak tahsis ederek, resmî kanallardan açık, aleni, bizim gelişimize destek vermiştir. Birleşmiş Milletler iskân fonu ve Türkiye Cumhuriyeti iş birliği ile Kayseri’de iskân evleri yapılmıştır. Bizim kafileler Sivas Oteli, Meydan Oteli, Sakarya Oteli, Vatan Oteline yerleşmişlerdir. Yani biz Afganistan’dayken bu evlerin temeli atılmıştır. Bizim kafileler altı ay bu otellerde kalmışlardır. 1966 yılının baharında evler bitmiş ve kafileler bu evlere yerleşmişlerdir. Kayseri bizim tercihimiz olmamıştır. Kayseri bize devletin tahsis ettiği bir yerdir. O dönem içerisinde Kayseri bize uygun görüşmüştür. Kayseri halkına da ayrıca teşekkür etmek isteriz. Bize, öz kardeşlerine misafirperver davranarak bizim Kayseri’ye alışmamızı sağladılar. Derneğiniz bütün Doğu Türkistanlıları aynı çatı altında toplamayı başardı mı? Şimdi derneğimizin isminden anlaşılacağı üzere Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği. Genel merkez Kayseri. Doğu Türkistanlıların yerleşik olarak ilk bulundukları yer yine burası. Kayseri bugün de yine Doğu Türkistanlıların en yoğun olarak bulundukları yerdir. 1965’ten beri yaklaşık 40 senedir Doğu Türkistan’da yapılan bütün örf ve adetlerimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi, kültürümüzü, her şeyiyle Kayseri’de yaşatmaktayız. Türkiye’deki Türk kültürüne bir adaptasyonumuz söz konusu ama kendi kimliğimizden ve kültürümüzden de hiçbir taviz vermiyoruz. Yani Türkiye’de Doğu Türkistan’ı yaşatıyoruz. Bu manada Ankara’da şubemiz var. Bunun yanında İstanbul, Adana, İzmir, Ankara, Bursa başta olmak üzere yaklaşık yirmi sekiz vilayette derneğimizin temsilciliği var. Gökbayrak dergimizin temsilciliği var. Buralarda bu vilayetlerde temsilcilerimiz vasıtasıyla sık sık Doğu Türkistan’ı gündeme getirici paneller, konferanslar, etkinlikler, televizyon programları, basın toplantıları yapmaktayız. Türkiye dışında yine yaklaşık yirmi beş, otuz ülkede başta Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ülkeleri, Orta Asya ve İslam Dünyası olmak üzere yayın organımızın temsilcilikleri var. Bu manada merkez diyebiliriz. Doğu Türkistanlıların hepsinin bize gönül bağlılığı mevcuttur. Fiziki bir bağlılık dersek tabi ki bizim üst kurulumuz Dünya Uygur Kurultayı’dır. Biz de o teşkilatın Türkiye temsilcisiyiz, Türkiye sorumlusuyuz. Teşkilatımızın kurucusuyuz aynı zamanda. Dünya Uygur Kurultayı Teşkilatı’nın merkezi Almanya Münih’te bulunuyor. Tabi aynı zamanda kurultayın da en aktif teşkilatı biziz. Türkiye’deki faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz? Daha önce bahsettiğim gibi Doğru Türkistan’da kalan akrabalarımızın “Davamızı, derdimizi hür dünyada anlatmazsanız buradaki çekmiş olduğumuz zulmü Çin’in bize, soydaşlarımıza, kardeşlerimize yapmış olduğu zulmü hür dünyada anlatmazsanız bunun hesabını öbür dünyada sorarız.” sözleri doğrultusunda çalışmalarımız 1961 de başlamış ve bugüne kadar hiç durmamıştır. Bugün Doğu Türkistan’la ilgili on iki yıldır hiçbir aksaklık ve ara vermeden yayınlanan tek yayın organı bizim Gökbayrak dergimizidir. Bu dergi teşkilatımızın yayın organıdır. Bugün Türkiye Türkçesi, Uygur Türkçesi ve zaman zaman da önemli kısımları İngilizce olarak yazılan makaleler dergimizde yayınlanmaktadır. Dergimizin yaklaşık üç bin civarında tirajı vardır. Dergimizin Türkiye’de yaklaşık yirmi sekiz, otuz vilayetteki temsilcilerimiz vasıtasıyla Türkiye’nin çeşitli vilayetlerine dağıtılmakta ve abonelik işlemleri yürütülmektedir. Türkiye’de seksen vilayete dergi ulaşmaktadır. Cumhurbaşkanından, Genelkurmay Başkanına, Meclis Başkanına, parlamentoya, siyasi temsilcilere, siyasi partilere, milletvekillerine, Yüksek Öğrenim Kurumuna, Valiliklere tamamen ücretsiz dağıtılmaktadır. Buradaki maksat Doğu Türkistan’daki Çin zulmü hakkında Türkiye’de yaşayan kardeşlerimizin bilgilenmesidir. Doğu Türkistan’ın Türk yurdu olduğu gerçeğinin, gelecekte de bağımsız Türk Devleti olarak var olacağı gerçeğinin bilinmesi için, oradaki otuz beş milyon kardeşimizin, soydaşımızın derdini anlatmak için bu dergi bu kesime ücretsiz olarak gönderilmektedir. Bunun dışında biraz evvel bahsettim otuz küsur ülkeye de Türklerin, Türk soylu, kardeşlerimizin olduğu yerlere de dergimiz ulaştırılmaktadır. Özbek, Kırgız, Kazak, Türkmen, Tacik, Tatar yani kardeşlerimizin bulunduğu coğrafyalara göndermekteyiz. Dergimiz ticarî bir gaye taşımamaktadır. Ama tabi ki malumunuz derneğimizin bir yerden geliri yoktur. Derginin finansmanını şu şekilde sağlamaktayız: Burada çok önemli bir konu, büyüklerimiz kırk sene önce “Türkiye olsun. Türkiye’de biz derdimizi en iyi şekilde anlatabiliriz. Çünkü biz Türküz. Aynı din, aynı soy, aynı ırktan geliyoruz. Onlar bizim kardeşimiz onlar bize sahip çıkarlar.” demişlerdir. Bu gerekçe bugün onların ne kadar haklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün üç bin tirajlı bir derginin yaşaması aylık en az üç, dört bin dolar malî yük getirmektedir. Bu gelinen noktada dergimizin hayatta kalabilmesi, faaliyetini sürdürebilmesi için Türkiye’deki kardeşlerimizin, bizden bin sene önce gelip Anadolu’ya yerleşen kardeşlerimizin, maddi ve manevi yardımları, destekleri, reklâm bazında olsun, abonelik bazında olsun, bağış bazında olsun bu desteklerle dergimiz faaliyetini sürdürmektedir. Tabi öncelikle biz teşkilatımızdaki yönetim kurulu arkadaşlarımız yükün en ağar kısmını, en sorumluluğu fazla olan kısmını çekmekteyiz. Geri kalan bir kısmını hemşehrilerimize pay etmekte ve diğer kısmını da Türkiye’deki kardeşlerimizden, Türk kardeşlerimizden, Anadolu’da yaşan kardeşlerimizden karşılamaktayız. Gökbayrak isminde internet sayfamız mevcuttur. Bu sayfamız da üç, dört yıldır faaliyet göstermektedir. Burada Türkiye Türkçesi, Uygur Türkçesi ve İngilizce olarak derdimizi anlatmaya çalışmaktayız. Sitede Doğu Türkistan içindeki durum ve dünya kamuoyundan yorumlar, bilgiler, haberler verilmektedir Dergimiz ve internet sayfamız dışında yine eğitim alanında faaliyetlerimiz devam ediyor. Kayseri’deki Doğu Türkistanlılardan bugün birinci sınıftan üniversite çağına kadar yüze yakın talebemiz var. Bu talebelerimizden başarılı olanlara, başarı oranlarında dershane imkânları ve burslar vermekteyiz. Onların en iyi şekilde okuması için derneğimiz hiçbir maddî sıkıntıdan kaçmadan bu desteği sağlamaktadır. Merhum liderlerimizden İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beylerin en büyük arzusu Ankara’da bir teşkilatlanmayı gerçekleştirebilmekti. Bir sivil toplum örgütü kurabilmekti. Çünkü Ankara Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti değil, Ankara Türk Dünyasının başkentidir. Çok önemli bir merkeziydi ve burada Doğu Türkistan’ın anlatılacağı bir sivil inisiyatif, bir dernek, bir vakıf, bir teşkilatın olması gerekirdi. Maalesef büyüklerimizin o dönem böyle bir imkânı olmadı. Nasip bizeymiş. 2002 senesinde Kızılay’da teşkilatımızı kurduk ve bugün teşkilatımızın yapmış olduğu faaliyetler gerçekten bizi ziyadesiyle memnun etmektedir. Ankara’daki siyasilere, iş adamlarına, bürokratlarla, yabancı misyona Doğu Türkistan davasının anlatılması konusunda çok büyük görev ifa etmektedir. Eskiden gösteriler, paneller, konferanslar Kayseri’de yapılmaktaydı. İşin doğru yerde ve doğru zamanda yapılması zarureti gereği olarak Ankara şubemiz açıldıktan sonra panel, konferans, oturum, protesto gösterileri, basın açıklamaları, basın toplantıları gibi etkinliklerimizi daha çok Ankara’ya kaydırdık. Yaklaşık üç, dört senelik süreçte çok olumlu sonuçlarını aldık. Bu vesile ile yabancı misyonlarla, yabancı ülke temsilcileriyle tanışma fırsatımız oldu. Ayrıca Türkiye’deki siyasilere Doğu Türkistan meselelerini anlatma fırsatımız oldu. Bürokrasiyle birebir görüşüp derdimizi anlatma fırsatımız oldu. Ayrıca bürokrasiyle ve başka kesimlerle ilgili meselesi olan hemşerilerimizin uğrak yeri Ankara’daki Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği şubesidir. Bir Doğu Türkistanlı yurt dışından gelsin veyahut ta Türkiye’nin herhangi bir vilayetinde yaşıyor olsun, sağlıkta, siyasetle, bürokrasiyle ya da herhangi bir sebeple sıkıntısı veya problemi olduğu zaman doğrudan Ankara’ya gider. O şubemiz konsolosluk gibi hiçbir maddî talepte bulunmadan kardeşlerimize yardım etmektedir. En aktif teşkilatız dediniz. Çalışmalarınızı yürütürken Çin’in bir baskısına maruz kalıyor musunuz ya da kaldınız mı? Tabi ki. Sizin için birkaç tane somut örnek verirsem Çin’in bizden ne kadar tedirgin olduğunu, konuya nasıl hassas yaklaştığını çözebilirsiniz. Çin Halk Cumhuriyeti Devleti’nin Ankara büyük elçisi Kayseri’ye yedi, sekiz defa ziyarete gelmiştir. Yani son on sene içerisinde Çin büyük elçisinin Türkiye’de en fazla ziyaretine mazhar olan vilayet Kayseri’dir. Bunun nedeni Kayseri’deki Doğu Türkistan varlığıdır. Kayseri’deki Doğu Türkistan varlığı Çin’in kalbine bıçak gibi saplanmaktadır. Çünkü Türk varlığına ve Türklere karşı Çin’in uygulamış olduğu politikaları her vesileyle gündeme getirerek Türk kamuoyunu bilinçlendirme ve bilgilendirme vazifesini yerine getirmektedir. Bu Çin’i ciddi olarak rahatsız etmektedir. Bunun dışında, Kayseri’de Anadolu Fuarı isminde bir fuar var. Bu fuarda Çin Halk Cumhuriyeti Devleti büyük elçiyi göndererek bir reyon açmak istedi. Burası uluslar arası bir fuar değil. Burası panayır mahiyetinde, sergi mahiyetinde küçük, yöresel, şehir bazında bir fuar. Buraya hiçbir ülke reyon açmak düşüncesinde değilken Çin Halk Cumhuriyeti Devleti hangi amaçla, hangi maksatla, hangi kötü niyetle buraya reyon açmak istiyor? Bu çok manidardır. Bu çabaları bizim girişimlerimiz sonucu, büyük şehir belediyesiyle, resmi yerlerle, siyasîlerle görüşmemiz sonucu bu düşünceleri ters tepmiştir, gerçekleşmemiştir. Yine Çin’in Şiyan şehri ile Kayseri’nin kardeş şehir ilan edilmesi için Çin büyük elçisi Kayseri’ye gelmiştir. Teşkilatımızın hemen konuyu yetkililerin gündemine getirerek Kayseri’deki sivil inisiyatifi ve siyasileri harekete geçirerek Çin büyük elçisinin bu hareketinin yanlış olduğunu, eğer Kayseri’nin gerçekten Çin’deki bir vilayetle kardeş şehir ilan edilmesi gerekiyorsa bunun Doğu Türkistan’daki herhangi bir vilayetle Kaşgar, Yarkent, Aksu, Gulca gibi şehirlerle kardeş şehir ilan edilmesinin daha doğru ve mantıklı olduğunu söyledik ve Çin büyük elçisisin eli boş dönmesini sağladık. Türkiye’de pek çok üniversite var. Yani uluslar arası düzeyde saygınlığı olan ciddi üniversiteler var. Fakat, Kayseri Erciyes Üniversitesi’ne geçtiğimiz yıllarda Çin büyük elçisinin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin büyük gayretleriyle Çin Bölümü – Çinoloji bölümü açıldı. Burada kaç tane talebe okuyor? Bu hangi amaca hizmet ediyor? Bu bölümün açılmasındaki asıl amaç nedir? Yine biraz önce saydığım nedenlerden dolayı Çin’in buraya gösterdiği hassasiyet, buradan duyduğu tedirginlikten dolayı Çin büyük elçiliği ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin desteğiyle Erciyes Üniversitesine Çinoloji bölümü açılmıştır. Bu bölüm sayesinde Çinliler Kayseri’ye gelip gitmektedir. O gelip giden Çinlileri de biz iyi biliyoruz, Doğu Türkistan mahallesiyle, Doğu Türkistan teşkilatıyla, derneğiyle ilgili istihbarî amaçla geldiklerini çok iyi biliyoruz. Çok sağlam yerlerden bununla ilgili bilgilerimiz var. Burada tabi ki bu ziyaretlerin ardı arkası kesilmedi. Çin büyük elçisinin gerek vali beyi ziyaretinde olsun, gerek rektör beyi ziyaretinde olsun, gerek belediye başkanını ziyaretinde olsun, gerek ticaret odası ve barolar birliğini ziyaretlerinde olsun biz her zaman Çin büyük elçisinin karşısına çıkarak, Doğu Türkistan’da otuz beş milyon Türk’e yaptığı zulmü yüzüne haykırmışızdır ve her geldiğinde Çin büyük elçisi pişman olarak geri dönmek zorunda kalmıştır. Çin’in ilgisi Anakara’daki teşkilatlanmamızdan sonra daha da artmıştır. Ankara’da yaptığımız faaliyetler Çin’i ciddî olarak rahatsız etmiştir. Çünkü Kayseri kabuğunu kırarak Ankara’daki siyasî faaliyetlerimiz Çin’de bir tedirginlik yaratmıştır. Bu konuda Çin’in çeşitli ayak oyunları, çeşitli siyasi oyunlar oynadığını biz daha iyi müşahede etmekte ve görmekteyiz. Biz Çin’in Kayseri’deki teşkilatımıza yönelik zaman zaman bazı kişileri aracı koyarak rahatsız olduklarını dile getirdiklerini ve diyalog istediklerini, görüşmek istediklerini, Çin’e götürüp oraları kendi gözünüzle görün diye davette bulunduklarını bilmekteyiz. Doğu Türkistan’ın şuandaki durumunu nasıl görüyorsunuz? Doğu Türkistan’ın şuandaki durumunu üç yönü ile ela alabiliriz. Bizim açımızdan, Doğu Türkistanlılar açısından üç önemli maddeyi içeriyor. Birincisi Doğu Türkistan tarihinde hiç olmadığı kadar bağımsızlığa yakındır. Bunun gerekçesi de Çin’in önü alınamaz yükselişi, Çin’in ekonomik olarak, askerî olarak, siyasî olarak her geçen gün biraz daha dünyayı, özellikle Batıyı ve Amerika’yı tehdit eder pozisyona erişiyor olmasıdır. Bu Doğu Türkistanlılar için büyük bir fırsat. Çünkü Batı ve Amerika Çin’in bu gidişatına dur diyebilmek için Doğu Türkistan kartını, kozunu oynayacaktır. Tabi ki burada biz de tarihi fırsatlardan kendimize pay çıkartarak, bu fırsatları en iyi değerlendirerek bağımsızlığımız için atabileceğimiz adımları çok iyi hesaplamamız gerekir, çok hazırlıklı olmamız gerekir. Bu durumun olumsuz yönü de şudur ki, Çin bu tehdidi gözönünde bulundurarak Doğu Türkistan’da bazı projeleri yürürlüğe koymuştur. Bu projelerinde Doğu Türkistan’ın imhasına yönelik gelecekte bu yumuşak karnın kendisine sorun oluşturamayacak bir hâle getirilebilmesi için oraya çok yoğun bir şekilde Çinli göçmen yerleştirilmekte, oranın demografik yapısının, insan unsurunun Çin’in lehine, Doğu Türkistan aleyhine gerçekleşmesi için çeşitli projeler ortaya koymaktadır. Bunlar arasında Doğu Türkistan’daki Türk nüfusa doğum kontrolü uygulanmaktadır. Bunun dışında sağlıksız yaşam koşulları nedeni ile başta tüberküloz olmak üzere çeşitli hastalıklardan ölüm oranlarının çok yüksek olması, uyuşturucu kullanımının çok yüksek olması ve son yıllarda ise devlet eli ile AİDS gibi çağın vebasının orada yayılıyor olması bizi fazlasıyla endişelendirmektedir. Doğu Türkistan gibi kapalı bir rejimde kapalı bir yönetimde nasıl oluyor da dünyanın en açık ve en rahat ülkelerinde boy göstere AİDS gibi bir hastalık Doğu Türkistan’da bu derece belki de Batılı ülkelerden çok daha yaygın oluyor? Bu çok endişe verici ve çok düşündürücü bir durumdur. Bu denli yaydın olması bizde bu işin devlet eli ile yapılıyor kanaatini oluşturmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda Doğu Türkistan’da yapılmış olan nükleer denemeler ve radyoaktif atıklar Doğu Türkistanlılar üzerindeki kalıtımsal tahribatlar yapmıştır. Bugün Doğu Türkistan’da sakat doğumlara, kanser vakalarına ve erken ölümlere sebep olmaktadır. Bunun dışında Çinliler ile evlenmenin teşvik edilmesi, Çinlilere istihdamın açık olması, hükümlü Çinlilerin buraya zorunlu olarak yerleştirilmesi, Çinli milislerin varlığı, yarı çiftçi yarı asker dediğimiz sayıları milyonlarla ifade edilen Çinlilerin devlet teşviki ile getiriliyor yerleştiriliyor olması, Doğu Türkistan için işin felaket yönüdür. Çin tehdidin, bölünmenin geldiğini görerek, hukuk, insanlık, ne vicdan tanımaz hâlde Doğu Türkistan’ı alabildiğince mahvetmeye çalışmaktadır. Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti ve faaliyetleri hakkında bilgi verir misiniz? Sürgünde hükümet kurulması aşamasında arkadaşlar bizimle de istişarede bulundular. Bu hükümetin başbakanı ve cumhurbaşkanı bizim arkadaşımız. Yani onlarla biz diyalogda bulunduk. Defalarca görüştük. Hatta Amerika’ya gittik. Bize fikirlerimizi sordular. Biz tabi olaya çok sıcak baktığımızı, çok olumlu baktığımızı onlara ifade ettik. Ama gelinen noktada biz Türkiye’deki ve değişik ülkelerdeki Doğu Türkistan teşkilatlarında ve bu Doğu Türkistan davasına yön veren arkadaşlarla durumu istişare ettik. Sonra Doğu Türkistan Sürgünde Hükümeti gibi çok önemli ve çok ehemmiyetli bir ismi genel kabul görebilecek, halkın büyük bir ekseriyetinin olurunu almış ve bugün bağımsızlık mücadelesi veren teşkilatların istişaresi ile, ortak kabulü ile ancak karar alınabilecek bir oluşum olduğunu arkadaşlarımıza ilettik. Ben şahsen buradan birkaç arkadaşımla Amerika’ya gittim. Böyle bir şeyi aceleciliğe getirip, bir oldu bittiyle yaparsanız bu halkımıza yarardan çok zarar getirir. Hükümet dediğimiz olay çok ciddî bir kavramdır, çok önemli bir isimdir. Bununla doğru orantılı olarak halkımızda uyandıracağı umut çok büyük olacaktır. Eğer bunun gereğini doğru olarak yerine getiremezseniz, bu sorumluluğu, şuuru, bilinci doğru olarak ortaya koyamazsanız, halkımıza önce büyük bir umut verirsiniz sonra da büyük bir yıkıma sebep olursunuz. Ayrıca ikinci bir hükümet kurma şansımız da olmaz. Sürgünde Hükümet dediğimiz olay çok önemli ve ehemmiyetlidir. Bizim bu ismi zedelemememiz lazım. Onun için bir büyük uzlaşmadan sonra biz bu işi beraber yapalım dedik. Arkadaşlarımız hâlâ benim anlamadığım bir şekilde yangından mal kaçırır gibi acelecilikle hükümet kurdular. Bugün gelinen noktada biz tabi ki gittik durumu anlattık, ricada bulunduk, bu şekli ile orada olamayacağımızı söyledik ve geri geldik. Biz geldikten sonra hükümet ilan edildi. Biz o gün söylediklerimizin bugün gerçekleştiğini görüyoruz. Çok büyük bir isim, büyük bir şaşaa, büyük bir etiketle ortaya çıktı ama hükümet olarak yapılan hiçbir icraat yok. Bu durum halkımızı da bizi de üzmekte. Tabi ki önümüzdeki dönemde nasıl bir yapılanma olur, nasıl bir çalışma olur ama mutlaka Doğu Türkistan’ı temsil eden Doğu Türkistan adına gerçekten umut olabilecek ve uluslar arası arenada ciddî bir muhatap kabul edilecek ciddî bir hükümetin elzemliği ve ivediliği kaçınılmazdır. Böyle bir hükümet mutlaka kurulacaktır. Bunun kurulması da engellenemez. Ama şartlar olgunlaştıktan sonra olacaktır, böyle acelecilikle değil. Hükümetle ilgili görüşlerimiz de budur. Gittiğimizde bu şekilde hükümeti kurmayın dedik. Bizim hükümette yer almamızı çok istediler ama biz bu şartlar altında hükümette yer alamayacağımızı söyledik. Gelirken de hükümetin ne lehine ne aleyhine hiçbir şey söylemeyeceğimizi kendilerine söyledik. Sürgündeki hükümet Amerika Birleşik Devletleri’nde kuruldu. Amerika’nın sürgündeki hükümete bir desteği söz konusu mu acaba? Amerika’nın sürgündeki hükümete ciddî bir desteğinin olduğunu zannetmiyorum. Ciddîyi bırakın herhangi bir desteğinin olduğuna inanmıyorum. Amerika’nın sürgündeki hükümete bir desteği olsaydı bunu açık ve bariz bir şekilde görürdük. Bu fark kendini hemen hissettirirdi. Ben arkadaşlarla görüştüğümde de açıkça sordum böyle bir destek söz konusu ise bunu bilmek istediğimizi söyledik ve arkadaşların bize verdikleri cevap çok açıktır. Ama bu manada şunu sorarsanız Doğu Türkistan meselesine bir yabancı ülkenin ya da başka bir gücün destek vermesini ister misiniz, memnuniyetle, severek isteriz. Bizim düşüncemiz yine biraz önce bahsettiğiniz gibi düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile bugün bizim Çin dışında Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı yönünde iş birliği yapamayacağımız hiçbir güç ya da hiçbir ülke yoktur. Şunu da belirtmeliyim ki eğer Doğu Türkistan meselesi ciddi bir şekilde müzakereye açık olursa Çin’le bile oturulur masaya o konu bile müzakere edilir. Bu konuda tavrımız çok nettir. Bizim nihai hedefimiz Doğu Türkistan’ın hür ve tam bağımsızlığıdır. Bunu her platformda söylemek ne getirir ne götür tartışılır ama bizim gönlümüzde yatan, ruhumuzu tatmin eden cevap da budur. Ama tabi ki bu bir aşamadır bir süreçtir. Meselâ bir teşkilatlanmada önce sürgünde bir hükümet kurmadık. Önce bir dernek olarak kurduk, daha sonra dernek genel merkezi oluştu, daha sonra bu federasyon oldu, ondan sonra konfederasyon bunun akabinde sürgünde bir hükümet olabilir. Sürgünde hükümet dediğimiz olay da zaten hükümetin bir ön safhasıdır, ön çalışmasıdır. Daha sonra hükümet kurulduğu zaman zaten bu bağımsız bir devletin hükümeti olur. Bizim ve teşkilatımızın görüşü Doğu Türkistan’ın bağımsızlık meselesinin çeşitli safhalardan geçerek nihai hedefe ulaşmasıdır. Burada bizde aynı görüşteyiz. Tabi bu kimle, ne zaman ve hangi platformda konuştuğunuza bağlı olarak değişir. Herkese aynı cevabı veremezsiniz ama kalbimizden geçen tam bağımsızlıktır. Çin’i Doğu Türkistan’ın bağımsızlık konusunda ikna etmek mümkün olabilir mi? Çin’i bekleyen ciddî bir tehdit var. Kayseri’de yaşayan Doğu Türkistanlılar ve Doğu Türkistan ile ilgili bir teşkilatın varlığından son derece rahatsız. Devlet olarak Kayseri’ye verdiği ehemmiyeti çok iyi biliyoruz. Çin Doğu Türkistan meselesinin kullanılarak kendisinin parçalanacağını, kendisinin bölüneceğini çok iyi biliyor. Bunun istihbarî manada iç birimlerine tebliğ ederken de bahsediyor. İstihbarî manada yine kendi emniyet güçlerine ve istihbarat güçlerine açıktan söylüyor. Diyor ki, “Amerika başta olmak üzere Batılılar, emperyalistler Doğu Türkistan’ı kullanarak Çin’i parçalamaya yönelik faaliyetlerini arttıracaklar buna dikkat edelim.” Çin bunu bilirken şunu da çok iyi bilmesi lazım, eğer Çin gelecekte demokrasiden ve insan haklarından yana bir tavır alma yolunu seçmezse ve bu bağlamda Doğu Türkistan halkına kendi kaderini kendi tayin etme ve insanca yaşama hakkını vermezse bu korktuğu, endişe duyduğu gerçekle mutlaka yüzleşecektir. Biz hiçbir zaman Çinlilerle savaşmayı, Çinlilerle sürekli bir askerî ya da siyasî mücadelede bulunmayı istemiyoruz. Kimse istemez. Çünkü bizim de burada pek çok kaybımız söz konusu olacaktır. Doğu Türkistan halkı da çok büyük zayiatlar verecektir. Burada biz Batıyla bir işbirliğine girdiğimiz zaman ya da diyelim ki Çin’i parçalamaya yönelik oyunun bir parçası olduğumuz zaman ister istemez bizi birileri kullanacaktır. Biz de bağımsızlığımızı elde edelim derken çok büyük kayıplar vereceğiz. Tabi ki biz bu kayıpları verirken Çin de kayıplar verecektir. Çin de çok yönlü kaybedecektir. Biz de bunu istemiyoruz. Onun için Çin’in akıllı yolu seçmesi ve oturup Doğu Türkistan halkıyla bu konuları görüşmesi gerekmektedir. Doğu Türkistan halkının temsilcileriyle, Doğu Türkistan halkını temsil eden teşkilatlarla bu konuları görüşmesi gerekmektedir. Durum böyle olduğu zaman biz Çin’le gelecekte Doğu Türkistan’daki üretilen zenginliklerin ortak paylaşılabileceği, ticarî ilişkilerin alabildiğine geniş ve güvenlik içinde yaşayan iki komşu olmak ve kalmak şansı vardır. Bu Çin için de bizim için de büyük bir emniyettir. Bizim için de bu en mantıklı en akıllı tercihtir. Ama Çin buna yanaşmadığı zaman, ben burayı asimile ederim, yok ederim, burayı ben kendi toprağım yaparım ve buradaki insanları katlederim diye düşündüğü zaman da Doğu Türkistan gerek Batılılarla olsun gerek Amerika’yla olsun, Japonlarla olsun, Rusya’yla olsun, iş birliği yaparak Çin’in parçalanması ve Doğu Türkistan’ın buradan özgür bir devlet olarak çıkması için her türlü iş birliğine açık olacaktır. Tabi burada birinci önceliğimiz milletimizin menfaati, ikincisi de bizimle iş birliği kuracak, bizimle ortak olacak ülkenin menfaatidir. Son yıllarda Doğu Türkistan’a gittiniz mi? Eğer gittiyseniz izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz? Ben gitmedim ama geçenlerde annem ve babam gitti. Annem ve babamın gördüğü izlenimler şu şekilde; geçici bir ekonomik düzelmeden bahsediliyor. Aslında normal standartların çok altındadır. Annem ve babamın mukayeseleri 1949’daki Mao ihtilali sırasındaki yoklukla, bugün dünya standartlarının çok altında olan bir realite onları memnun edebiliyor. Ama Çin’in buradaki uygulamaları dünya standartlarının çok altındadır. Şunu da açıkça söyleyeyim biz oradaki adamların yeme içmesinden bahsediyoruz ama bütün yaşam standartları dünya standartlarının çok üzerinde olsa yine bizim amacımız Doğu Türkistan’ın bağımsızlığıdır. Bizim amacımız, iyi yemek, iyi içmek, iyi gezmek, iyi giyinmek değil. Biz orada kötü yaşasak da iyi yaşasak da asırlardan beri binlerce yıldır kendi vatanımız olan toprakların sahipleri olarak, belki o toprakların fakir bekçileri olsak da, o toprakların sahipleri olarak, hür olarak yaşamak istiyoruz. Eğer çok iyi yaşamak istiyorsak gideriz Batı ülkelerinden birine, Avrupa ülkelerinden birine orada sığınmacı olarak yaşarız. Oranın yaşam standartları daha yüksek, daha rahat yaşayabiliriz ama bizim amacımız bu değildir. Bizim amacımız kendi topraklarımızda bağımsız yaşamaktır. Bütün Doğu Türkistanlıların zenginliklerine el konulmuş, malları mülkleri ellerinden alınmıştır. Din ve vicdan özgürlükleri diye bir şey söz konusu değildir. Böyle bir ortamdan çıkıp aradan otuz sene geçtikten sonra Doğu Türkistan’a gidenler oradaki insanların yeme içme serbest olduğunu gördükleri zaman çok iyi olmuş diyorlar. Şartlar olgunlaşırsa Doğu Türkistan’a geri dönmeyi düşünür müsünüz? Tabi ki. Öncelikle ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, yetmiş milyonun bir ferdi olarak yaşamaktan şeref duyuyorum, onur duyuyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadığımız için Allah’a da şükrediyorum. Hiçbir sıkıntımız, hiçbir kaygı ve gamımız yok. Türkiye’nin derdi benim kendi derdimdir. Sevinci, kıvancı da benim kendi sevincim ve kıvancımdır. Tabi ki birde gerçek var biz Doğu Türkistanlıyız. Doğu Türkistan bağımsız olursa benim buradaki bütün sosyal yaşantım, ekonomik durumum, eğitimim ne olursa olsun bütün şartları bir kenara bırakarak Doğu Türkistan’a giderim. Çünkü orada benim ecdadımın yaşamış olduğu, ecdadımın kanının dökülmüş olduğu toraklara karşı bir borcumuz en azından bir vicdanî borcumuz var. Oranın bize ihtiyacı varsa eğer ki böyle bir ihtiyacı olursa seve seve gideriz. Ama gitme şartımız da şu olur ora bağımsız olmadan oraya gitmemiz söz konusu olamaz. Çünkü bağımsız olmadan oraya gittiğimizde bizim ne düşüncemize, ne çalışmamıza mani bir şey olmaması lazım. Yani oraya gittiğimiz zaman biz şu görev olursa gideriz diye bir beklentimiz de yok. En basit bir görev olsa bile gideriz. Sonuç Doğu Türkistan meselesi önemli bir mesele olmasına rağmen Türkiye’de basında ve siyasi arenada kendisine fazlaca yer bulamamaktadır. Çin ile olan ticarî ilişkilerin bozulmaması adına görmezden gelinen Doğu Türkistan’ın bir Türk Cumhuriyeti olduğu unutulmamalıdır. Doğu Türkistan ekonomik çıkarlar için feda edilebilecek bir coğrafya değildir. Orada yaşayan soydaşlarımız ise asla ve asla feda edilemez. Türkiye Cumhuriyeti bulunduğu coğrafya nedeni ile üstlenmiş olduğu tarihi misyonu yerine getirmeli ve Doğu Türkistan’a sahip çıkmalıdır. Milletlerin tarihinde inişler ve çıkışlar vardır. Türk milleti elbet bir gün doğru çizgiyi yakalayacaktır. Temennimiz en yakın zamanda olmasıdır. Osman Kubilay GÜL