Üye Bilgileri
zιвєякαη
Avrupa Parlamentosu Ermeni soykırımı iddiası yetmiyormuş gibi şimdi de karşımıza 'Pontus Soykırımı' çıkarıyor Karadeniz'de Rum Çeteleri Avrupa Birliği Parlamentosu'nda geçen ay yapılan oylamada bu kez Türkiye'nin Pontus soykırımını kabul etmesi istendi. Şimdi, Avrupa Birliği'ne girmek için her türlü dayatmayı kabul etmeye hazır bir Türkiye imajı var. Bu imajın farkına varan Avrupalılar şimdi de yeni bir dayatmayla karşımızdalar. Bu dayatma, Pontus soykırımı konusudur. Geçen ay Avrupa Birliği (AB) Parlamentosu'nda yapılan bir oylamada, Türklerin Pontus konusunda da soykırım yaptıklarını kabul etmeleri istendi. Ermeni soykırımı yetmiyormuş gibi şimdi karşımıza bir de "Pontus Soykırımı" çıkarılıyordu. Pontus olayı denilince, Kurtuluş Savaşı sırasında, Samsun'dan başlayarak Doğu Karadeniz'e doğru yayılan Rum çeteleri akla gelir. Şimdi, AB'ye girmek için her söyleneni yapmaya amade bir Türkiye izlenimi var. Bunu görenler Ermeni Soykırımı'nın yanına bir de Pontus Soykırımı'nı eklemiş oluyorlar. Bu nedenle Pontus konusunu tarihsel kökenleri ile birlikte ayrıntılı olarak ele almakta yarar vardır. Tarihte Pontus Doğu Karadeniz bölgesi, İÖ 400 yıllarında Pers İmparatorluğu'na bağlı bir sapratlıktı. Daha sonra Kapadokya'da bir devlet kuran Datomes 'in yönetimine girdi. Büyük İskender döneminde bu bölge işgal edilemedi. İÖ 300 yıllarında bölgede Pers kökenli Pontus Devleti kuruldu. Başkenti Amasya olan bu devlet, Perslere özgü bir toplumsal yapıya sahipti. Kıyıdaki Yunan kolonileri bu devlete bağlandı. Bölge tarım ve maden zenginlikleriyle ünlenmişti. Sonunda Pontus Devleti Roma İmparatorluğu ile karşı karşıya geldi. Savaşlar sonunda Büyük Roma Devleti'nin egemenliğine girdi. Roma İmparatorluğu'nun dağılmasıyla ortaya çıkan Doğu Roma, yani Bizans İmparatorluğu zamanında, 1024'te IV. Haçlı Seferi'yle İstanbul'a gelen Latinlerin Bizans İmparatorluğu'nu ele geçirmeleri üzerine İmparator Komnenos 'un İstanbul'dan kaçan torunları Aleksios ve David Trabzon'a geldiler. Gürcü Kraliçesi Tamara 'nın da desteğiyle Trabzon'da bir devlet kurdular. Aleksios Kommenos (1204-1222) ilk imparator ilan edildi. Türklerin 1071'den itibaren Anadolu'ya egemen olmaları sonucu bu devlet Selçuklular ve İlhanlılar'la barışçıl ilişkiler yürütmeye gayret gösterdi. 1398'de Yıldırım Beyazıt 'ın Samsun ve Canik'i alması üzerine Trabzon Devleti, Osmanlı İmparatorluğu'na yıllık vergi ödemek zorunda kaldı. Osmanlılar bir süre sonra, 1461'de tüm bölgeyi aldılar ve Trabzon Devleti ya da İmparatorluğu'na son verdiler. Böylece, bu bölge Selçuklular ve Osmanlılar'ın ilk dönemindeki etkileri bir yana bırakılırsa, 1461 yılından bugüne 545 yıldır Türklerin egemenliğinde bulunmaktadır. Pontus Rum Cemiyeti Pontus Rum Cemiyeti ilk defa 1904 yılında Merzifon Amerikan Koleji'nde gizli olarak kurulmuştu. 1908 yılında Samsun'da "Müdafaa-i Meşrute" , daha sonra "Mukaddes Anadolu Rum" cemiyetlerinin kurulmasıyla Pontus teşkilatı genişletilmiş, Batum'dan İnebolu'ya kadar olan bölgede birçok şube açılmıştı. Pontus Rum Cemiyeti 1909 yılında Atina'daki Küçük Asya (Asya-yı Sugra) Cemiyeti'nin emri altına girmiş, ertesi yıl "Pontus" adlı bir risale yayımlayarak çalışmalarını daha da yoğunlaştırmıştı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus işgal döneminin himaye ettiği bu faaliyetler, Mondros ateşkesi sonrasında bu kez Yunanistan'ın güdümünde yeniden hız kazanmıştı. Cemiyetin amacı Batum'dan Sinop'a kadar uzanan Karadeniz sahillerinde başkenti Trabzon veya Samsun olan bir Karadeniz Rum Cumhuriyeti kurmaktı. Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra yörede oluşturulan Rum çeteleri Türk köylerini basarak terör estirmeye başladılar. Diğer taraftan aynı amaç doğrultusunda siyasi faaliyetlerde bulunmak üzere Avrupa'ya heyetler gönderdiler. Bu cemiyetin içyüzü 16 Şubat 1921'de TBMM kuvvetleri tarafından Merzifon Amerikan Koleji'ne yapılan ani bir baskın sonucunda ortaya çıkarıldı. Ayrıca, kolejin Amerikalı yönetiminin ele geçen belgelerinde; İslam ve Osmanlı Devleti Hıristiyanlığın en büyük engeli ve düşmanı olarak gösterilmekte, Rum ve Ermeni çocuklarını din ve devlet düşmanı olarak eğitirken, amaçları anlaşılmasın diye birkaç Müslüman çocuğa yaptıkları yardımı büyük günah saydıkları ve bunun için Hz. İsa 'dan af diledikleri belirtilmekteydi. (A. I. Gencer ve S. Özel, İnkılap Tarihi, s. 87) Pontus Cemiyeti ve çeteleri hakkında verilen bu özet bilgiden sonra olayların gelişmesini izleyebiliriz. Mondros Ateşkesi'nden sonra Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nı kaybedince, 30 Ekim 1918'de yapılan Mondros Ateşkes Antlaşması'yla kendi topraklarının yabancılar tarafından işgal edilmesine izin vermiş oluyordu. İngilizler petrol bölgelerini (Musul, Irak), Fransızlar Adana, Maraş, Gaziantep, Urfa ve Suriye'yi, İtalyanlar Antalya, Muğla, Aydın vilayetlerini ve hepsinin karışımı askeri güç İstanbul'u işgal etmişti. Yunanlıların 1880'li yılların ortalarından beri uyguladıkları büyük Yunan Politikası (Megali İdea) artık gerçekleşme noktasına gelmiş olarak görülüyordu. Yunan tarihçi P. Pipinellis , 1919 yılının 40. yıldönümü nedeniyle yazdığı makalesinde, Yunan emperyalizminin 1919'daki amacı olan bu büyük ideali (Megali İdea) şöyle tanımlıyor: "... Yunan varlığının anlamı, Yunanistan'ı, tüm Yunan ırkını bir sınır içinde toplayarak, birleşik ulusal bir devletin çekirdeği haline gelmeye zorluyordu. ... Herkes kendisini Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırma hayaline kaptırmıştı..." (R. Sonyel, Kurtuluş Savaşı ve Dış Politik a, C. 1, S. 30-41) Yunan Başbakanı Venizelos 'un liderliğinde yürütülen bu politikaya göre, Yunanlar birleşecekler, Batı Anadolu'da (İonia'da) Yunan krallığını kuracaklar, Karadeniz'den Trabzon'a kadar uzanarak, Trakya ve İstanbul'u kapsama alanına dahil edeceklerdi. İşte bu noktada Yunanlar İzmir ve tüm Ege bölgesini ele geçirmek istediler. Yunan Başbakanı Venizelos, Ocak 1919'da toplanacak olan Paris Barış Konferansı'na bir rapor sundu. Yunan isteklerini kapsayan rapor Trakya, Batı Anadolu, Ege Adaları ve Pontus olarak 4 ana maddede toplanabilir. (Ş. Turan, Devrim Tarihi C. 1, S. 111) Bu istekler aslında Yunan "Megali İdea" sının bir rapora yansımasıydı. Tarih ve siyasetbilimi açısından son derece ilginç olan bu rapordaki istekler şöyle özetlenebilir: 1) Trakya Yunanistan, Edirne ve İstanbul da içinde olmak üzere, Trakya'nın kendisine verilmesini istiyor; Boğazların Milletler Cemiyeti tarafından yönetilmesine razı olacağını belirtiyordu. 2) Batı Anadolu (Ege) Marmara kıyılarından başlayıp Antalya Körfezi'ne kadar tüm Batı Anadolu'nun, Balıkesir, Bandırma, Ayvalık, Edremit, İzmir, Ödemiş ve Aydın'ın kendisine verilmesini istiyordu. 3) Ege Adaları Yunanistan o tarihte Türk egemenliği altında bulunan İmroz ve Bozcaada ile Fransızların elinde bulunan Meis'in ve İtalyan işgalindeki Rodos ve Oniki Ada'nın kendilerine verilmesini istiyordu. 4) Pontus (Trabzon ili) Batum'dan İnebolu'ya kadar uzanan ve Pontus adını verdikleri, eski Trabzon devletinin hüküm sürdüğü bölgenin Yunanistan'a bağlanmasını istiyordu. Pontus Gazetesi Bu yöredeki Rumlar, 23 Şubat 1919'da Rum Karadeniz Cumhuriyeti adıyla yeni bir devlet kurma kararı aldılar. Bu kararlarını da İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiserliği'ne sundular. Bir hafta on gün sonra 4 Mart 1919'da İstanbul'da Pontus adlı bir gazete yayın yaşamına girdi ve ilk sayısında amacını, "Trabzon'da bir Rum Cumhuriyeti'nin kurulmasına hizmet için çıkıyoruz" diye verdi. (Z. Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü C. 1. s. 157) Ayrıca Trabzon'da bir Pontus Cemiyeti kuruldu. Bu gelişmeler sürerken yerel Osmanlılar tarafından kurulan Trabzon ve Havalisi Ademi Merkeziyet Cemiyeti, çok geçmeden başta Rize olmak üzere Doğu Karadeniz bölgesinde pek çok şubesini açarak faaliyete geçirdi. Lazistan'ın merkezi kabul edilen Rize şubesi, Tuzcuoğlu Şaban 'ın başkanlığında, Kazancıoğlu İbrahim, Turnaoğlu İsmail, Tuzcuoğlu Hakkı, Taviloğlu Ethem ve Faik Efend i' den oluşmuştu. 23 Nisan 1919'da bir açıklama yapan bu şube, Osmanlı Devleti'ne bağlı olduğunu, ayrı bir devlet kurmak gibi düşünceleri olmadığını belirtti. Öte yandan bağımsız bir Pontus devleti kurmanın güçlüklerini gören kimi yerel Rumlar, Müslüman Türklerle birlikte, Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı, ama özerk bir devlet kurmanın geçerli olacağını düşünmeye başladılar. "Ben bu makama Padişah'ın iradesiyle geldim" diyen Giresun Metropoliti Lanzandios bile bu görüşten yana çıkmıştı. ( M. Goloğlu , Erzurum Kongresi, s. 12, 40) VENİZELOS, ERMENİLERLE DAYANIŞMA İÇİNDEYDİ Projede Sıvas da Vardı Venizelos, Barış Konferansı'na sunduğu raporda, Pontus Rum İmparatorluğu ya da Pontus Devleti adını kullanmamış, Trabzon ili demeyi uygun bulmuştu. Bu bölgenin Wilson İlkeleri'ne göre Rumluğunu kanıtlamak amacıyla rakamlar verirken, Trabzon'un çok uzağındaki Sıvas ve Kastamonu illerini de bu projeye dahil etmişti. Trabzon ilinden söz ederken Sıvas'ı da işin içine katması, Venizelos'un Ermeni isteklerini göz önüne aldığındandır. Bir dayanışma örneği sergileyip, bu alanlarda ödünler vermeye hazır olduğunu belirterek konferansa sunduğu raporda, Ermeniler için kurulması öngörülen devletin denize çıkışını sağlamak amacıyla Trabzon'u Ermenilere bırakabileceğini de belirtmişti. Venizelos, 3 Şubat 1919'da, Paris Konferansı'nda Onlar Konseyi adı verilen o günkü büyük devletlerin temsilcilerinden oluşan konseyin önüne çıkarak bu düşüncelerini savunmuştu ve bu düşüncelerini Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde yer alan "Self-Determination" ilkesine dayandırmıştı. Ancak Venizelos için en önemli konu, Ege bölgesiydi. Bu nedenle isteklerinin aşırı bulunmasını önlemek için Trakya, İstanbul, Rodos, Oniki Ada ve Pontus konularında pek fazla ısrarcı olmamıştı. (Ş. Turan, a.g.e., s. 112) Bu konferansta konuşmalar sürerken kendilerini en güçlü bir biçimde destekleyen İngilizlerin bile Pontus konusunda abartılmış istekleri hoş karşılamadıklarını gören Venizelos, konferansın 21 Şubat 1919 tarihli toplantısında, Pontus Cumhuriyeti'nin kurulması isteğinden vazgeçmiş, bu yörenin Ermenistan'a katılmasının uygun olacağını resmen söylemişti. PONTUS AYAKLANMASI Bölgenin Rumlara verilmesi için yapılan çete savaşlarını Pontus Cemiyeti yürütüyordu. Pontus Cemiyeti , 1904 yılında Merzifon'daki Amerikan Koleji'nde, orada okuyan Rum öğrenciler tarafından kurulmuştu. Okulun Amerikalı müdürü Mr. White, tüm Hıristiyan azınlıkların Osmanlı yönetiminden bağımsızlaşması için güçlenmeleri gerektiğine inanıyordu. Okulda Pontus adlı spor dernekleri kurulmuştu. Cemiyet, düşlediği Pontus Cumhuriyeti'nin bir haritasını bastırıp dağıtmıştı. Bu haritaya göre merkezi Samsun olmak üzere Batum'dan İnebolu'ya kadar Karadeniz kıyıları ile Kastamonu, Çankırı, Yozgat, Sıvas, Tokat, Amasya, Çorum, Gümüşhane ve Erzincan bu sözde cumhuriyetin sınırları içinde gösteriliyordu. İstanbul'daki Kordos Cemiyeti, bir yandan Rum göçmenleri bu bölgeye yerleştirirken, Türkçe konuşan Rumlara da Türkçeyi unutmaları için baskı yapılıyordu. İstanbul'daki Ortodoks Patrikhanesi Rum Pontus, Mavrı Mira, Etniki Eterya, Kordos Cemiyeti, Rum İzci Derneği gibi örgütleri yönetiyordu. Rum çetelerini Amasya Metropoliti Yermanos ile Samsun Tütün Fabrikası Müdürü Tokomanidis yönetiyorlardı. Yardım amacıyla Kızılhaç heyetleri arasında gelen kimi subaylar (Amerika ve diğer ülkelerden) bu çeteleri askerlik yönünden eğitmekteydi. Bu çetelerin gelişmesi ve güçlenmesi üzerine Yunanistan ve Rum kilisesi daha etkin bir girişim başlattı. METROPOLİTİN ETKİSİ Bölgedeki Rumların Faaliyetleri Yunan isteklerinin oluşmasında ve Yunan askeri güçlerinin İzmir'e çıkmalarında Efes Metropoliti C. Kristsostumos nasıl etkili bir rol oynadıysa, Trabzon Metropoliti Krisantos da Pontusçuluk propagandasında aynı rolü oynuyordu. Dini liderlerin bu dönemde ne derece ve ölçüde bağnazlıkla hareket etmek yeteneğinde oldukları, İznik Başpiskoposu Vassilios 'un şu sözleriyle anlaşılabilir: "Geride bir tek ferdi kalmamak üzere Türklerin tamamıyla yok olmasını ne kadar isterdim." (G. Jaeshke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, S. 52) Yukarıda belirtildiği gibi her ne kadar Venizelos Ege bölgesini ve Trakya'yı garantiye almak için "denize çıkışı" sağlamak nedeniyle "Trabzon vilayetini Ermenilere bırakacağını" söyleyerek Ermenilerden ve Avrupa devletlerinden destek sağlamaya çalışıyorsa da, yerel Rumlar ve metropolit Krisantos, Venizelos'un bu konuşmasını asla kabul etmiyordu. Bu kesim, "Trabzon İmparatorluğu" anısıyla bir "Pontus Cumhuriyeti" kurulması için çok hızlı bir çalışmaya çok önceden girmişti. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesi'nin üzerinden henüz bir ayı geçmeden 1918 Kasım ayının sonunda Marsilya'da bir kongre toplandı. Bu kongrede 1.5 milyon Ortodoks Pontuslu Rumun himayesinin, yenen bağlaşık devletlerinden "istirham edilmesi" (yalvarma, dileme) kararı alındı. 2 Aralık 1918'de İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na (Foreign Office) Marsilya'daki Kongre Başkanı C. G. Kostantinides imzasıyla gelen yazıda, "... Vaktiyle Komnen İmparatorluğu'nun olan bu memlekette halkın çoğunluğu hâlâ Rumca konuşmakta olup Rum âdet ve geleneklerini muhafaza etmektedir... Nihayet Türk zulmünün artık sonu gelmiş olduğunu görüyoruz." İngiliz Dışişleri Bakanlığı'na gelen bu dilekçeye Arnold F. Toynbee şu derkenarı eklemiş: "Bu muhtırada ileri sürülen istatistik ve hudutlar hayal mahsulüdür..." (G. Jaeschke, İngiliz Belgeleri , s. 57) Ancak ne var ki bu oluşumları Reuter haber ajansı 15 Aralık 1918'de Atina'dan şöyle vermişti: "İstanbul kaynaklı söylentilere göre Karadeniz kıyılarında yaşayan Rum halkı, başşehri Trabzon olmak üzere bir Pontos Hükümeti kurulmasını ileri sürmek için Avrupa merkezlerini ziyaret etmek üzere komiteler teşkil etmektedirler." (The Morning Post, 12 Aralık 1918) Bu yörenin Rumlara verilmesi için Atina'da, İstanbul'da Rumların hareketi duraksamadan sürüyordu. Özellikle Paris Barış Konferansı'nda Venizelos'un konuşmasından sonra, 5 Şubat 1919'da kurulan komisyon çalışmalarını sürdürürken, Karadeniz sahillerinde çok ciddi bir faaliyet gözlemleniyordu. İŞGAL GÜÇLERİ TBMM'ye şikâyet ettiler Pontuslardan kimilerinin İstiklal Mahkemesi'nde ölüm cezasına çaptırılmaları Eylül 1921'de işgal güçlerini harekete geçirdi, TBMM hükümetine şikâyette bulundular. Ancak hükümetin bunlara verdiği yanıt gerçekten ilginçtir. Bu yanıtta özet olarak şu noktalar üzerinde durulmuştur: * Yunanlılar Trakya'da ve İzmir'de çok kötü hareket etmiş, Marmara Bölgesi'nde 20.000 Türk öldürmüşlerdir. * (Karadeniz bölgesindeki) Rum azınlığını çoğalmak için Yunan hükümeti ile Patrikhane, her tedbire başvurmakta ve Rusya'nın güneybatısında yaşayan Rumları Anadolu'ya göç ettirmektedirler. * Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı tarihten 1920 Eylülü'ne kadar geçen zaman içinde Rum çeteleri, yalnız Samsun çevresinde 699 kişiyi öldürmüş, 59 kişiyi yaralamış, 15 kişiyi dağa kaldırmış, 13 Türk kadınını kirletmiş, 41 köy ile 26 çiftlik ve değirmeni yakmışlardır. * Yunanlılar, devletler hukukunu hiçe sayarak Türk uyruklu Rumları silah altına almaya başlamışlardır. * Yunanlılar tarafından silahlandırılan Samsun bölgesindeki Rum köylerinde 2.500 tüfek ile 1.200.000 mermi bulunmuştur. * Batı Anadolu'da bulunan Yunan kuvvetlerinin Anadolu içlerine bir ilerleme yapması halinde, Karadeniz kıyılarında bulunan ve Yunanlılar tarafından silahlandırılmış olan Rumların Türk Ordusu'nu arkadan vuracakları anlaşılmıştır. Bu nedenlerle Karadeniz kıyılarındaki Rumlar, Anadolu içlerine gönderilmiş, ancak bu gönderiliş sırasında kendilerine hiçbir kötülük yapılmamıştır. (G. Jaeschk, Kurtuluş Savaşı Kronolojisi , s. 161, İstiklal Harbi -İç Ayaklanmalar- s. 148) İki Taraftan Kuşatma Pontus Rum Devleti' ni kurmak amacıyla Samsun ve Tokat dolaylarında fiilen 6 Aralık 1920 'de ayaklanma başladı. Bu ayaklanma Yunan ordusunun 1921 yazındaki kara ve deniz harekâtına paralel bir gelişme göstermiş, böylece Türk ordusunun iki taraftan kuşatılması amaçlanmıştı. TBMM kuruluşundan itibaren bu konuyu önemle ele almış, Merkez ordusunu kurmak ve kıyı kesimindeki şüpheli kişileri iç kısımlara sevk etmek suretiyle bu oyunu bozmuştu. Pontus Ayaklanması Yunan ordusunun Batı cephesinde kesin bir yenilgiye uğratılmasıyla ciddi bir tehlike olmaktan çıkmış, ancak Pontus çetelerine karşı başlatılmış olan harekât 6 Şubat 1923 gününe kadar sürdürülmüştü. RUM MEZALİMİ Rum çetelerinin yörede yaptığı mezalimin tam rakamlarını bilmek pek kolay değildir. Ancak sadece Samsun yöresinde 699 Türk'ün öldürüldüğü bilinmektedir. Öteki yörelerde öldürülenlerle birlikte ölü sayısı 1921 sonuna kadar 1641'i buldu. Yaralanan ve evleri yakılan binlerce Türk vardı. Hayvan sürüleri, mallar yağmalanıyor, terör ve baskı her yanda kol geziyordu. Çeteler artık ciddi bir ayaklanma içine girmişlerdi. Onlarla baş edilemiyordu. Çetelerin ortadan kaldırılması amacıyla bölgeye gönderilen 15. Tümen'in alayları başarılı olamadılar. Aralık 1920'de Amasya'da Merkez ordusu oluşturuldu, başına Sakallı Nurettin Paşa atandı. Nurettin Paşa sert önlemler alarak ayaklanmayı bastırmaya girişti. Samsun metropolit vekili Rapaz Eftim , İstiklal Mahkemesi'ne gönderildi. MERZİFON AMERİKAN KOLEJİ Merzifon Amerikan Koleji'nde Türkçe öğretmeni Zeki Bey' in öldürülmesi üzerine TBMM ulusalcı güçleri Merzifon Amerikan Koleji'ni ablukaya aldılar ve içeriye girdiler. Amerikan Koleji'nde ayrılıkçı Pontus Rum Cemiyeti'ne ait çok sayıda belge ve harita, Yunan bayrağı ve Pontus'la ilgili armalar ve belgeler ele geçirildi. Pontus hareketine temel olan bu kışkırtıcı belgelerin ele geçirilmesiyle, kolejin sorumlu Amerikalı yöneticileri yurtdışına zorunlu olarak gönderildi. Bu baskından sonra, Pontus Cemiyet'nin çalışmaları daha etkin bir biçimde denetlendi. Ortodoks din adamları daha ciddi olarak izlemeye alındı. Çeteciliğe yardımcı olan kimi Rum köyleri boşaltıldı. 1922 yılı başında, Rum çetelerinin faaliyetlerinin ve ayaklanmanın bastırılması için TBMM hükümeti kesin harekâta başladı. Bu konuda biraz daha ayrıntı verelim: Merzifon Koleji'nde ele geçirilen bu belgelerden sonra TBMM'de yapılan konuşmalarda zabıtlara geçen noktalar aşağıdadır: "Okul niteligini kaybetmiş ve Pontus ayrılıkçı hükümeti için teşekkül eden mükemmel ve siyasi bir kulüp olduğu anlaşılan bir kuruluş haline gelmişti." (TBMM Zabıt Çevirileri, C. 15. s. 241) İnebolu'nun bombalanması Pontus faaliyetleri ve isyanı ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra tamamen ortadan kaldırıldı. Türk İstiklal Savaşı'nda kullanılan silah ve cephanelerin Anadolu'ya geçiş noktası olan İnebolu'nun bombalanması olayı, Pontus hareketi ile bağlantılıdır. 9 Haziran 1921'de sabah saat 6'da Yunanlıların Kilkis adındaki savaş gemisi ve muhripleri İnebolu Limanı'na girdi. Karaya çıkan iki subay, Türk sivil ve askeri makamlarına bir nota verdi. Buna göre 2 saat içinde İnebolu'da bulunan "savaş araç ve gereçleri imha" edilecek, "toplar tahrip" edilecek ve top arabaları ile halkın elinde bulunan silahlar, telefon ve telgraf makineleri, limandaki tekneler Yunanlılara teslim edilecek, ayrıca şehirdeki kuvvetler de şehri terk edeceklerdi. (Türk İstiklal Harbi Deniz ve Hava Harekâtı, s. 43) İnebolu'daki yetkililer hemen Ankara ile temasa geçtiler. Ankara, Yunan notasının reddedilmesi ve düşmana silahla karşı çıkılması talimatını verdi. İnebolu'nun güvenlik altına alınması içinde Refet Bele Paşa İnebolu'ya gönderildi. Yunan gemilerinden karaya asker çıkarılması durumu karşısında, İnebolu'ya destek birliği gönderildi. Yunanların gerek İnebolu'yu savaş gemileriyle taciz etmeleri, gerekse Pontus çeteleriyle sürekli halka baskı yapmaları ve bölgede terör estirmeleri üzerine, silah ve cephane gelişinin denetim altına alınması amacıyla Ankara hükümeti bazı önlemler aldı. Bakanlar kurulu 12 Haziran 1921'de, Amasya'da kurulmuş olan Merkez Ordusu'nun önerisi üzerine, Samsun ve İnebolu'ya bir Yunan çıkarması olasılığına karşı, kıyılardaki Rum erkeklerin iç bölgelere göç ettirilmesine karar verdi. Pontus çetelerinin hareket halinde olduğu, Karadeniz sahillerinin Yunan torpidoları tarafından bombalandığı bu sıcak ortamda, Sivas ve civarında İngilizlerin kışkırtmalarıyla Koçgiri İsyanı patlak verdi. Aslında isyan 1921 yılının mart ayında başlamış ve sürüyordu. Nurettin Paşa 'nın etkin komutanlığı sayesinde Pontus isyanı giderek denetim altına alındı. Merkezi Amasya'da bulunan Merkez Ordusu komutanlığına Nurettin Paşa getirildi. Karadeniz kıyısındaki şehir, kasaba ve köylerdeki Rumlar iç kısımlara nakledildi, 4 Şubat 1921'de Samsun Metropolidi Eftimos ile başpapaz Platon Matnoz İstiklal Mahkemesi'ne verildi. Bu arada Samsun ve Trabzon metropolitlik merkezlerinde arama yapıldı. Burada Pontusçulara ait belgeler ele geçirildi. Pontus ayaklanması 6 Aralık 1920'de başladı, 23 Şubat 1923 tarihine kadar 15 ay sürdü. Temel olarak Samsun, Bafra, Amasya, Merzifon, Erbaa, Niksar, Tokat ve kısmen Trabzon dolaylarında etkili oldu. Pontus çetelerinin faaliyetleri ve isyanı, İzmir'in kurtuluşu 9 Eylül 1922'den sonra, 23 Şubat 1923 tarihinde tamamen ortadan kaldırılabildi. Yunan baskınına karşı halk imeceye koştu 1Haziran 1921'de Sovyet Rusya'dan gönderilen önemli miktardaki savaş malzemesi, Bahricedit vapuruyla İnebolu'ya geldi: Yunanlıların baskınından korkuluyordu. Bütün yakın köylere haber salındı. Herkes kıyıya koştu, sandıklar, denkler elden ele, omuzdan omuza uçuruldu. Gümrük, banka, telgrafhane ve diğer taş yapıların arkasına taşınarak üzerleri muşambalarla örtüldü. (Nuretin Peker, İnebolu, Kastamonu ve Havalisi Deniz ve Kara Harekâtı , s. 329) Bunun üzerine 2 Haziran 1921'de Yunan torpidosu, Karadeniz Ereğlisi'ne gelerek kıyıya top atışı yaptı. Bunun üzerine İnebolu'ya indirilen cephane, savaş araç ve gereçleri halk tarafından yavaş yavaş iç kısımlara taşınmaya başlandı. "İnebolu köylerinden duyan koşuyordu: İnebolu'ya cephane gelmiş, haydi imeceye!" , 8 Haziran 1921'de İnebolu Kaymakamı'ndan Kastamonu Valiliği'ne gönderilen telgrafta şöyle diyordu: "Bugün askeri eşya yüklü manda ve öküz arabası yola çıkarılmıştır. Arz olunur." (Z. Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü , III, s. 560) 9 Haziran 1921 günü gece sabaha kadar 250 tonluk bir gemi İnebolu'ya savaş araç ve gereçleri boşaltmaya başladı. Karadeniz'de dolaşan Yunan devriye gemilerinin bir baskınından endişelenen İnebolulular, gelen silah ve cephaneyi boşaltmak için gene seferber oldular. Ancak sabaha karşı Yunanlıların Kılkış ve Averof adlı gemileri İnebolu Limanı'na girerek kenti bombalamaya başladılar. Rumlar, Wilson ilkelerine göre egemenlik elde edebilecekleri inancıyla bölgeye göç hareketi başlattılar Pontus'un 'çoğunluk' girişimi Çalışma alanını Rize'den Ordu'ya kadar yaygınlaştıran Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti gittikçe azgınlaşan Rum çetelerine karşı koyabilmek için "silahlı savunma"ya yönelmek zorunda kaldı. Bu amaçla ilk aşamada motorcu ve kayıkçılar örgütlendi ve silahlandırıldı. Yörenin sözü geçen ailelerinden Serdaroğulları Akçaabat'ta; Tuzcu ve Mataracıoğulları Rize-Hopa dolaylarında, Sarıalioğulları ve Çakıroğulları Of'ta kendi adamlarını silahlandırdılar. Rum çetelerinin en etkin olduğu Giresun'da ise kendi başına çete kurmuş olan kayıkçı Topal Osman, derneğe katıldı ve Rum çetelerine karşı ciddi hizmetler gördü. Rumlar özellikle istanbul'daki metropolit eliyle Pontus adını verdikleri bölgede egemen olabilmek için, Wilson İlkeleri'ne göre çoğunluğu sağlayabilmek amacıyla önemli bir girişim başlattılar. Trabzon, Samsun, Sinop, Amasya bölgelerindeki Ortodoks din liderlerinin buyrukları altında çalışmalar hızlandırıldı. Bu bölgedeki Rumların nüfusunu artırmak amacıyla Rusya ve Kafkaslar'dan Rum ve Ermeni göçmenler getiriliyordu. (İngiliz Devlet Arşivi FO/4158/113183-S.R. Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, C. 1, s. 48) Rusya'dan getirilen yerli göçmenlerin sayısı 250.000'i bulmuştu. Aynı zamanda yerli Rumları da silahlandırmaya başladılar. İstanbul'da Rum kilisesinin liderliği altında KORDUS adı verilen bir yardım komisyonu kuruldu. Aslında yardım perdesi altında kurulan KORDUS örgütü, Yunanistan'dan gelenlerle İstanbul'dan gönüllü yazılanları silahlandırıp Karadeniz'e yolluyordu. (Tayyip Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken , C. I., S. 154.) Bu gönüllülerden ve yerel Rumlardan Rum çeteleri oluşturuldu. Çeteler, Trabzon'dan Samsun'a kadar bölgedeki Türk köylerine saldırmaya başlamışlardı. İNGİLİZ ÇIKARLARI Mondros Ateşkesi'nden sonra İngilizler hemen bir hafta içinde önce petrol bölgesi Musul'u, sonra da Kafkaslar'ı denetim altına almıştı. 8 Aralık 1918'de Batum'u işgal etmişler, Ocak 1919'da da Kars'ı ele geçirmişlerdi. İngilizler Kafkaslar'ı işgal ettiklerine göre, kendileri için önemli olan Karadeniz kıyıları, özellikle Trabzon Limanı'nın Rumlar tarafından denetim altına alınmasını çok olumlu karşılıyorlar, bu nedenle Rum çetelerinin gelişme ve girişimlerine hoşgörüyle bakıyorlar ve destekliyorlardı. Bu noktada İngiltere, Osmanlı Devleti'ne bir nota vererek Karadeniz'de oluşan Türk çetelerinin yerel Rumları taciz ettiğini bildirdi. (21 Nisan 1919) İngiltere Rum çetelerinin yaptıklarını görmezlikten geliyor, suçu Türklere atıyordu. İngiltere bu ultimatomunda yöreye dirayetli bir komutan atanmasını, olmadığı takdirde Samsun ve bölgesini işgal edeceğini bildirdi. Nitekim İngiltere 9 Mart 1919'da 200, arkasından 150 kişilik bir İngiliz birliğini Samsun'a çıkarmış ve Merzifon'u işgal etmişti. İngiltere Kafkaslar'daki petrol çıkarlarını korumak için Türklerin hiçbir harekette bulunmamasını, Rum çetelerinin de bölgeye egemen olmasını istiyordu . ULUSAL HAKLARI KORUMA DERNEĞİ'NİN KURULUŞU Yunan isteklerinin açık biçimde belli oluşu, yerel Rumların çeteler kurarak Müslüman halka saldırmaları karşısında ulusalcı kesimler harekete geçti. Trabzon'da, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti'nin (Trabzon Ulusal Hakları Koruma Derneği) kuruluşu gerçekleşti. Başkanlığını Belediye Başkanı Barutçuoğlu Ahmet Efendi 'nin üstlendiği dernekte, oğulları Faik Ahmet ve Hafız Mehmet , Eyüpoğullarından İzzet ve Ömer Fevzi, Abanozoğlu Hüseyin, Murathanoğlu Emin , Nemlioğlu Şevki, Müftüoğlu Han Ahmet görev aldılar. İsminden de anlaşılacağı gibi, bu dernek bir Kuvayı Milliye kuruluşuydu ve Faik Ahmet Barutçu'nun başyazılarını yazdığı İstiklal gazetesi de derneğin görüşlerini yansıtmaya başladı. Çok geçmeden derneğin Giresun, Of ve Ordu şubeleri açıldı. Giresun şubesi Dizdaroğlu Eşref 'in başkanlığında öğretmen Niyazi Tayyip, İbrahim Hamdi, Dr. Ali Naci ve hukuk öğrencisi Ethem Nazif 'ten oluşuyordu. Ayrıca Işık, Karadeniz ve Yeni Giresun gazeteleri bu ulusalcı girişime destek oluyorlardı. Rum çetelerine karşı bilinçli mücadeleye giren dernek, o derece hassastı ki, yönetim kurulu üyelerinden Ömer Fevzi, ABD Yüksek Komiserliği'ne başvurarak Amerikan mandasından yana olduğunu bildirmesi üzerine üyelikten atıldı. (M. Goloğlu, Erzurum Kongresi, s. 173) KARABEKİR'İN ULUSALCI TAVRI XV. Kolordu Komutanlığı'na atanan Kazım Karabekir , Nisan 1919'da Trabzon'a geldi. Dernek yönetimiyle konuştu. Halkın elindeki mevcut silahların antlaşma devletlerine teslim edilmeyip, halkın "meşru savunması" için kullanılması kararı verildi. Karabekir'in gelişi derneğin çalışmalarını olumlu yönde etkiledi. ÖRGÜTLERİN YAPISI Toplam çeteci sayısı 25 bini buldu Dağlarda kurulan Pontus örgütleri şöyleydi: a) Birtakım elebaşılar yönetiminde silahlı ve savaşçı birlikler; b) Bunların beslenmesini sağlayan üretimci Pontus halkı; c) Yönetim ve kolluk kurulları ile kentlerden ve köylerden yiyecek sağlamakla görevli ulaştırma kolları. Çetelerin çalışma bölgeleri ayrılmıştı. Pontus haydutlarının kuvveti, başlangıçta 6.000 - 7.000 silahlı idi. Daha sonra her yerde katılanlarla 25.000'i buldu. Bu kuvvetler, ufak birliklere ayrılarak türlü yerlerde barınıyorlardı. Pontus çetecilerinin işi gücü, Müslüman köylerini yakmak, Müslüman halka karşı, usa, imgeye sığmaz ağır suçlar işlemek gibi, kan dökücü bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi. Biz, Anadolu'ya çıkar çıkmaz Türk halkını uyardık. Akla gelen tehlikelere karşı önlemler almaya başladık. Merkezi Sivas'ta bulunan Üçüncü Kolordu, bütün çabasını, türlü bölgelerde gözüken çeteleri izleyip tepeleme işine özgüledi. Trabzon bölgesinde dolaşan ' Köroğlu' adındaki Rum çetesiyle ' Eftalidi' çetesini ve öbür çeteleri merkezi Erzurum'da bulunan Onbeşinci Kolordu izleyip tepeliyordu. Bir yandan Pontus haydutlarının dönüp dolaştıkları yerlerde, halk silahlandırılarak ulusal örgütler kuruldu." (Söylev, sadeleştiren H.V. Velidedeoğlu, Cumhuriyet Kitapları, s. 303-305) Karadeniz'de yaşanan ve Rum çetelerinin çıkardığı çatışmalar Söylev'in 'İç İsyanlar' bölümünde yer almıştır Atatürk 'Pontus'u anlatıyor Atatürk, Söylev'de Pontus konusunu iç çatışmalar ve iç isyanlar bölümünde anlatmıştır. Pontus konusunu Atatürk'ün kendi anlatımından izleyelim: "Sayın Baylar, bu Söylev'in başlangıcında bir Pontus sorununa değinmiştim. Bu sorun, belgeleriyle, herkesçe öğrenilmiştir. Ancak bizi de çok uğraştırdığından burada ilgisi bulunan bazı noktalarına değineceğim. 1840 yılından, yani üç çeyrek yüzyıldan beri, Rize'den İstanbul Boğazı'na değin Anadolu'nun Karadeniz bölgesinde eski Yunanlılığın diriltilmesi için çalışan bir Rum topluluğu vardı. Amerika'daki Rum göçmenlerinden Rahip Klemetyos (Klematios) adında biri, ilk Pontus toplantı ocağını İnebolu'da, şimdi halkın ' Manastır' dediği bir tepede kurmuştu. Bu örgüt üyeleri, zaman zaman, ayrı ayrı haydut çeteleri kurarak çalışıyorlardı. Genel Savaş (Birinci Dünya Savaşı) sırasında dışardan dağıtılan silah, cephane, bomba ve makineli tüfeklerle Samsun, Çarşamba, Bafra ve Erbaa ' daki Rum köyleri sanki birer silah deposu durumuna gelmişti. Ateşkes Anlaşması'ndan sonra bütün Rumlar, Yunanlılık ulusal amacıyla her yerde şımardığı gibi, Etniki Eterya Derneği propagandacıları ile Merzifon'daki Amerikan kurumlarınca eğitilip yetiştirilen ve yabancı hükümetlerin silahlarıyla güçlendirilip yüreklendirilen bu bölgedeki Rum topluluğu da bağımsız bir Pontus Devleti kurmak isteğine kapıldı. Bu amaçla genel bir başkaldırı hazırladılar. Dağlara çekildiler; Amasya, Samsun ve dolayları Rum metropoliti Yermanos 'un yönetiminde, düzenli bir programla çalışmaya başladılar. Bir yandan da Samsun'daki Rum komitacılarının başkanı Reji Fabrikası (Tütün) Müdürü Tokomanidis, Orta Anadolu ile haberleşmeyi sağlamaya çalışıyordu. Kimi yabancı hükümetler, Pontus'un kurulmasına yardım edeceklerine söz verdiler ve Samsun dolaylarındaki Rumların sayısını artırmak için de Rusya'daki Rum ve Ermenileri Batum'da topladılar. Onları, Türk Kafkas ordularından alınıp Batum'da depo edilen silahlarla donatarak, kıyılarımıza çıkarmaya başladılar. Çetecilik etmek üzere, kıyılarımıza çıkarılabilecek birkaç bin Rum'u Sohum'da topladılar; başlarına da Haralambos adında bir adam verdiler. Batum'da toplananların da Haralambos'un yanındakilere katılmaları sağlanıyordu. Bunları, yurdumuz içinde, Samsun'da kimi yabancı temsilciler koruyor ve silahlandırıyorlardı. Kıyılarımıza çıkan bu çeteler ' göçmenleri besleme' adı altında, yabancı hükümetlerce yedirilip giydiriliyordu. Yabancı Kızılhaç kurulları arasında gelen subayların da örgüt kurmakla ve çetecileri askerlik yönünden eğitip gelecekteki Pontus Devleti'nin temelini atmakla görevlendirildikleri anlaşılıyordu. 4 Mart 1919 günü İstanbul'da Pontus adıyle yayımlanmaya başlayan bir gazetenin başyazısında bunun, ' Trabzon ilinde Rum Cumhuriyeti'nin kurulmasına çalışmak amacıyla yayımlandığı' açıklanmıştı. Yunanistan'ın kurtuluş gününe rastlayan 7 Nisan 1919 günü, her yerde ve özellikle Samsun'da gösteriler yapıldı. Yermanos 'un saygısızca davranışları, Rumların düşüncelerini ve isteklerini açığa çıkardı. Bafra ve Çarşamba dolaylarındaki yerli Rumlar, sık sık kiliselerde toplanıyor, örgütlerini ve donatımlarını güçlendiriyorlardı. 23 Ekim 1919 günü, Doğu Trakya ve Pontus için merkez olarak İstanbul kabul edilmişti. Venizelos, İstanbul'un merkez olması işinin daha sonraki bir zamana bırakılarak, bunun yerine Pontus Hükümeti'nin kurulmasının uygun olacağı kanısında bulunduğunu belirtmiş ve buna göre İstanbul Patrikliği'ne yönerge vermişti. Bir yandan da İstanbul'da Yunan gizli kolluğu kurmakla görevlendirilen Albay Aleksandros Zimbragaki, Pontus jandarmasını düzene sokmak üzere ' Eyfel' adlı Yunan torpidosu ile bir subaylar kurulunu göndermişti. Türkiye'de bu işler olurken Batum'da da 18 Aralık 1919'da ' Pontus Rum Hükümeti' adıyla bir hükümet kurulmuş ve örgütlenmeye başlamıştı. 19 Temmuz 1920'de de Batum'da, Karadeniz, Kafkas, Güney Rusya Rumları Pontus sorunu üzerine bir kurultay topladılar. Bu kurultayın muhtırası, üyelerden birinin aracılığıyla, İstanbul'daki Rum Patrikliği'ne gönderildi. Pontusçular, 1920 yılı sonlarına doğru çalışmalarını büsbütün artırarak iyice ortaya çıktılar. Bizi sağlam önlemler almak zorunda bıraktılar. Kaynak: Cumhuriyet