|
Fatih,1470’de 16 medresesi,hastahanesi,hamamları,misafirhanesi,kütüphanesi ve aşevi gibi ayrıntıları da içeren bir külliye (Üniversite) inşa ettirmiş ve fen ilimlerine tam bir serbestlik vermiştir. İlme duyulan bu saygı, dolayısıyla batıda hiçbir benzerinin olmadığı devrede Türkler cüzzamlılar için tecrithaneler yaptırmışlar,çeşitli hastalıklar için tedavi yuvaları ve istirahat yurtları inşa ettirmişlerdir. (Kurtkan- 24,25) Kültürümüzün en önemli sayılabilecek manevi değerlerinden biri de çalışkanlığa yönelişi teşvik eden kıymet hükmüdür. Çalışkanlık, sırf ferdi tatmin gayesinden değil , fakat aynı zaman da cemiyet uğruna fedakarlık yapmak gibi manevi bir gayeden kuvvet aldığı için, bıkkınlık hududu olmayan bir teşvik edici gücün etkisine tabi olmuştur. (age-65)
Kültürümüzün yardımseverlik değer hükmü,her Türk’e,milletinin derdini gönlünde taşıma ve milleti için hizmete koşma idealini aşılar. Atatürk, bunun için,milletin hakiki efendisi (yani gönüllerde taht kuran sevgilisi) olabilmenin yolunu,millete hizmet etme yolu olarak göstermiştir. Bir ferdin bu mevkiye yükselebilmenin tek çaresi,her şeyden evvel milli problemleri,kendi derdi olarak benimseyebilmesidir..tmmd 43
Türk devleti,batıda gözlendiği üzere “cius regio,cius lingua”(hükmeden kimse onun dili geçerlidir) türü bir politika izlememiştir.(Türkdoğan,1996b- 15)
Şuurlu bir planlamadan mahrum gibi görünen,ancak dini ve ticari merkezlerin geleneksel bir plana uyularak inşa edildiği Türk şehirlerinin meskun bölgelerindeki irticali yapılaşma,müslüman dünya görüşüyle Türk göçebe kimliğinin benzersiz terkibini yansıtmaktadır. Tabiatla çatışmak ,onu tahrip etmek suretiyle dengelerine müdahaleye kalkışmak gibi geliyordu. Bu hassasiyetle göçebenin hürriyetine düşkünlüğü bir araya gelince,tabiata son derece saygılı,hatta belki de onu tamamlayan bir şehir dokusu ortaya çıkmıştır. İnsan elinden çıkma yapılarla fiziki coğrafya arasında mükemmel bir uyumun sağlandığı müslüman Türk şehirleri,adeta tabiatın bir parçası olarak doğup gelişmişlerdir. Surlarla çevrili yerleşim bölgeleri bile fethedilir edilmez kabuklarını kırarak üzerine kuruldukları coğrafyanın şartlarıyla tam bir uyum halinde yayılırlar. Mesela Bursa,fetihten hemen sonra surların dışına taşıp Uludağ eteklerinin tabii dokusuna uygun olarak yeniden şekillenmeye başlamıştır(.Aile Arş,1992-770)
Müslüman Türk şehirlerinde,özellikle meskenler,meydan okuma tavrından uzak,mütevazı binalardır. Dışarıdan bakıldığında zenginlerin evlerini bile fakirlerinkinden ayırt etmek mümkün değildi. Şüphesiz bu,tabiatla uyum sağlama gayretinin yanısıra,sınıfsız Müslüman toplumunun yapısını da yansıtan bir oluşumdur. Meskenlerin içe dönük,dış dünyaya kapalı mekanlar olarak tasarlanması ise islami aile yapısının gerektirdiği bir çözümdür. Dış dünyaya kapalı ,fakat hayatının ihtiyaçlarını karşılayabilecek fonksiyonelliğe sahip bir ev tipi:Odalar, eyvan ve avluya (yahut bahçeye) açılan sofa.(age-771)
Klasik Osmanlı şehirlerinde,yani orta Anadolu’dan Balkanlar’a kadar uzanan çok geniş bir alanda ağacın,kireç ve kerpiç gibi dayanıksız malzemelerin kullanılması da göçebe kimliğinin bir tezahürü olarak düşünülebilir. Hemen kalkılıp gidilecekmiş hissini uyandıran sadelikteki bir şehir dokusunu ancak sosyal çehresinde göçebeliğin derin çizgilerini devam ettiren bir kavim kurabilirdi.
Mesken mimarisinde dayanıksız malzemeleri tercih,zamanla İslami dünya görüşüyle bütünleşerek dini/tasavvufi bir davranış haline gelmiştir. Sadece ibadet yerlerinde,mektep medrese,imaret,han,hamam,çarşı gibi kamu yararına ve hayra yönelik binalarda kullanılan taş,müslüman Türklerin nazarında artık ebediyeti temsil etmektedir. Age.771
Mahallelerin genellikle fazlaca meyilli araziler üzerine kurulmuş olması,Türk şehirlerinin en önemli hususiyetlerinden biridir. Böylece her çeşit suya tabii akıntı imkanı verildiği gibi,her evin ufkunun açık olması ve güneşten faydalanması sağlanıyordu.Evlerin altındaki üzeri örtülü ve önü açık bölmeye hayat denilmesi,Türklerin asıl hayatı,açık havada,tabiatla iç içe yaşanan bir hayat olarak anladıklarını ifade etmesi bakımından dikkat çekicidir.age.772 (Bu tip evlere en bariz örnekler Safranbolu’da mevcuttur)
Türk mezarlıkları,Hıristiyan mezarlıklarının aksine hiç ürkütücü değildir ve şehirlerden tecrit edilmemiştir. Pekala günlük hayatın mekanlarından biri olarak kullanılabilen mezarlıklar,yemyeşil servileri,her biri birer sanat eseri olan mezar taşları,çiçekleri,eğrelti otlarıyla hayatın içindedirler. Ölüm korkusu,müslüman şehirlerinde,ondan kaçarak değil,ölülerle ve mezarlıklarla iç içe yaşanarak yenilmiştir;iki alem,bu dünya ve öteki dünya adeta yan yanadır. (age-784)
Batı tarihleri her ne kadar bizler için göçebe,barbar,yobaz Türk tanımlamaları yapıyor ise de gerçek tarihte görülmektedir ki,o zamanlar Türkler Avrupa’nın çok ilerisinde bir gelişme düzeyine ulaşmıştı güney doğu Avrupa’ya endüstriyi ve şehir hayatını Türkler getirdi ve ilkel kabile köylülüğünden çiftçiliğe ulaştırdı. (Avcıoğlu,1990-225)
Türk Milletinin manevi değerlerinden biri olan vatanseverlik vatan kavramını,coğrafi manada bir arazi parçası olmaktan çıkaran ve ona çok daha mukaddes mana veren islam kültürünün etkisinden kuvvet almıştır. Bu coğrafya parçası üzerinde her gün yüz yüze geldiğimiz insanlar,aynı dini terbiyeyi almış oldukları için,aynı idrake sahip bulunan,aynı sıla hasretini duyan kimseler ise;bu ülke gerçek vatandaşların kavuşup kaynaştığı ve ayrılık acısını dindirdiği bir yer olur ve kutsallaşır. Böyle bir kutsallaşma,vatanın istiklali için cephelerde ölmeyi de en mukaddes ibadet (şehitlik) haline getirir. Vatan kavramının bu manada kutsallaştırılmasının en mükemmel izahını tasavvuf sahasında tanınmış Yesevi’ler,Hacı Bayramlar,Hacı Bektaş’lar vb.leri olan düşünürler yapmışlardır. Böylece din,vatan sevgisini hiçbir zaman azaltmamış,fakat o sevgiyi somut bir toprak parçasına değil,onu inanç ve ideal birliği ile şenlendiren,aynı millete mensup insanlara duyulan sevgi ile aynılaştırmıştır. (Kurtkan,2000- 59)
Kan binliği,kültür beraberliği haline geçmedikçe ve kültür,pekiştirici bir felsefeye dayanmadıkça,milliyet bağı zayıflayabilmektedir. O halde gerçek milliyetçilik,gerçek dindarlıkla bağdaşır ve ondan ayrılamaz. Çünkü,dinimizin özü ve gerçeği,toplumun ayrılık ve gediklerini kapatarak,fertleri aynı idealde bütünleştiren vahdet akidesidir. (age-61)
Türkler,ırk ve kan üzerine kurulu toplum olmadıkları gibi,din üzerine kurulu toplumda olmamışlardır. Türkün tarihsel varlığı;devlet,ordu ve ekonomiye özellikle endüstriye dayanır.(Berkes,1965-165)
Kültürümüzün yardımseverlik değer hükmü,her Türk’e ,milletinin derdini gönlünde taşıma ve milleti için,milletinin hakiki efendisi (yani gönüllerde taht kuran sevgilisi ) olabilmenin yolunu,milleti hizmet etme yolu olarak gösterilmiştir. Şu halde bu mevkiye yükselebilmenin tek çaresi,her şeyden evvel milli problemleri,ferdin,kendi derdi olarak benimseyebilmesidir. Böyle bir fert,bütün gönüllere hükmederek her isteğini,her ferde yaptırabilen bir gönül sultanı (yani tabi lider ) olur. Çünkü onun putlaştırılmış hiçbir şahsi isteği yoktur ve bütün istekleri zaten milleti içindir.
Türk milletinin manevi değerlerinden biride fertleri gerçek insan olmaya sevk eden değer hükmüdür. Bu ise;yüksek seviyeli bir sosyalleşme ile olur. Böylece fert,sosyal bir terbiye ile kendi psikolojik alemini ıslah ederek,kendisi hakkında dahi objektif hükümler verebilen gerçek manada insan haline gelir. Sosyalleşmenin derecesi,her ferdin gerçek manada insan (yani kendisi hakkında dahi objektif düşünebilen adil fert ) olabilme derecesine tabidir. (Kurtkan,2000- 35)
Klasik Osmanlı toplumu,hiç intiharı olmayan,intiharı meçhul toplumdur.(Brayer,1836) 1740 da Comte de Bonneval,İstanbul ve banliyölerinde 2 milyon nüfusun yaşadığını,tek dilenci görülmediğini kaydeder.O kadar fazla vakıf çeşidi vardır ki,adeta sayısız denecek kadar vardır. Belli başlıcaları ve ilginç olanlarına baktığımızda;donanmaya kadırga yapılması,gönüllü askerlerin silahlandırılması,kale ve hisar tamiri,çocukların piknik yerlerine götürülmesi,su soğutmak için kar ve buz tahsisi,fakirlere kışın odun ve kömür verilmesi,okçuluk ve güreş yapılabilmesi için,köpeklere ekmek doğranması,kuşlara pirinç saçılması,borçluların borçlarını ödeyip hapisten kurtarma,fakir ölülerin defni,evde eşya kıran çocukların eşyalarının tazmini gibi vakıfları görmekteyiz.
|