Üye Bilgileri
Raltar
1291-1330 dönemi Türklerin, Ege dünyasına açılmalarında bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır. EI-Ömeri'nin, 1330'lu yıllara ait iki kaynağı, o dönemde kurulan 16 Türkmen beyliğinin yarım milyondan fazla süvariyi harekete geçirebileceğini ileri sürmektedir.Cenovalı Balaban ise bu rakamı,Haydar al-Uryan'a istinad ederek, çeyrek milyondan fazla olarak kaydetmiştir., Kayıtlarda, bu süvarilere ek olarak, sayıları belirtilmeyen miktarda piyadeden de bahsedilmektedir. Verilen bu rakamların açıkça abartılmış olmalarına rağmen-bu kuvvetlerin çoğunluğunun Türkmen aşiretlerinden meydana geldiğini hatırlarsak her beylik için verilen rakamın, belli bir bey ve ağaya bağlı aşiret fertlerinden hesaplandığını görürüz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu değerler arasındaki en yüksek rakamın Batı Anadolu'da Bizanslılardan ele geçirilmiş topraklar üzerindeki beyliklere ait olmasıdır: Menteşeoğulları Beyliği (Coria-l00bin), Aydınoğulları Beyliği (lonia-70 bin), Osmanoğulları Beyliği (Bythinia-40bin), Karesioğulları Beyliği (Mysia-40 bin) ve Saruhanoğulları Beyliği (Lydia-18 bin). Görüleceği üzere, büyük nüfus potansiyeli ve geliştirilmiş cihad ideolojisi ile, yeni bir Türk yurdu, eski Selçuklu sınır bölgesinde doğmaktaydı. Patlamaya hazır bu sınır toplumundan, Batı Anadolu'daki komşu Bizans topraklarına tecavüz kaçınılmazdı. Sürekli Bizans aleyhine gerçekleşen bu yayılma ilk önce göçebe Türkmen gruplarının Bizans sahil bölgelerindeki yaylalara mevsimlik göçleriyle başlamış bu göçler, gazi liderlerin komutasında küçük akıncı birliklerinin -ganimet veya paralı asker temin etmek için- düzenledikleri seferlerle desteklenmiş, bu arada bazı başarılı liderlerin, yerel idarecileri kendilerine- tabi etmesi ve bunlarla fethedilmiş topraklarda, 'Selçuklu sınır bölgesinde bulunan beyliklere benzer beyliklerin kurulmasıyla devam etmiş ve son olarakta, bu beyliklerin katılımının beraberinde getirdiği "politik ve ekonomik"eğilimler nedeniyle, Ege ve Balkanlar'da üstünlük için sürdürülen mücadeleler ve daha önce yönelimi belli olmayan akınların yeni amaçlara odaklanmasıyla son halini almıştır.Gazi, Ücretli Askeri Birliklerin Düzenlenişi: Sınır bölgesinde bululan ve göçebeliğin hakim olduğu bu toplumda,ekonomik baskının bir sonucu olarak-büyük ölçüde yerleşim başlamadan önce- ortaya çıkması kesin talep artışını karşılayacak,ekonomik alanlar aranmağa başlandı. Bu çerçevede, özellikle, Mısır'da pazar genişleyen sektörler olarak kerestecilik ve halcılık,bölgenin güney ve batı kısımlarında yaşayan göçebeler arasında yaygınlaşmıştı. Gerçekten de, halcılık ve kerestecilik ile diğer orman ürünlerine dayalı ekonomik faaliyetler ileride-Türkmen beyliklerinin kontrolündeki- Antalya (Satalia), Alanya (Candelore), Finike,Balat (Palatia) ve Ayasuluk (Altoluogo) limanlarının temel ihraç maddeleri olmuştur. Anadolu, İran ve Arap topraklarında kölelere karşı artan talep ve fiyatlardaki yükselmeye rağmen bu sınır toplumu, köle ticareti ile hemen hemen hiç ilgilenmemiştir. Gerçekte, "imansızların" köleIikten kurtarılması, karlı bir iş olduğu kadar dini bir nitelik taşımaktaydı.13. ve 16. yüzyıllar arasında yazılmış Türk tarih kayıtları,Hristiyan kaynakları ve "gesta et" “vitea" edebiyatı eserleri, gazilerin bu köle kurtarma faaliyetlerine büyük yer vermiştir.Köleler için yapılan devamlı akınlar ve bunları paralı asker olarak işe alma, Türkmen sınır toplumunda bir uzmanlaşma ve sosyal. değişim meydana getirmiştir. Gerçek bir tarihsel saptama olarak alınmasa da, Osmanlı geleneklerinin orjini ve Osman Gazi'nin yükselişi konularıyla özellikle ilgilenenler için yardımcı olabilecek yaklaşım ise; kırsal göçebelerden oluşan bir Türkmen. boyunda,herhangi bir gazinin "imansızlar"ın topraklarına saldıracak ve akınlarda bulunacak atlılardan ve yoldaşlardan (nöker veya yoldaş) meydana gelen bir alt ordu kurabildiğidir. Bir boydaki savaş liderinin ayrıcalığı ve üstünlüğü, bayrağı altında toplanan gariplerin(değişik orjinli başıboşların) sayısının fazlalığıyla orantılı artardı.Bu garipler, her zaman lider tarafından bir biçimde karşılanır ve onun adamı, yanaşması olurlar ve ona bağlanıp, onun ismiyle çağrılırlardı: Aydınlı, Saruhanlı, Osmanlı veya Mihallu gibi. Bu davranış,babadan gelen akrabalık modeli içindeki ayrıcalıklarını koruyan ve pekiştiren liderlerin aileleri hariç, diğerleri arasında aşiretsel akrabalık bağların kopmasına neden olmuştur. Cihad ideolojisi kadar, akınların başarıları da liderin etrafında toplanmış ve birbirine bağlı bir sosyal grup yaratılmasını sağlayan bağları güçlenmesini sağladı. Buna bağlı olarak, "gaza" ideolojisini somutlaştıran ve liderlerin otoritesine Islamın manevi onayını kazandıran dervişlerse, sınır toplumunda her zamanki varlıklarını sürdürüyorlardı. Gerçekte bu değişim modeli, Orta Asya Türklerine kadar uzanan çok eski bir gelenektir. 13. yüzyılın ikinci yarısında olan işleminin görülmemiş bir uzantısıydı ve bu, merkezi yönetimin Türkmenler üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve Batı Anadolu'daki Bizans savunmalarının çöküşüyle beraber, nüfus baskısının bir sonucuydu. Şimdi Türkmen savaş birlikleri, Balkanlar boyunca ganimet için akınlar yaparlarken aynı zamanda diğer Hrıstiyan yönetimler için de çalışan paralı teşkilatlar gibiydiler.Uc bölgelerindeki at üretimindeki artış, bu geçişin hem sebebi,hem de sonucu olarak kabul edilebilir. Zira, Türkmen yurtlarının bulunduğu topraklar at yetiştirmeğe uygun olduğu gibi, Anadolu'daki at üretimi de -bu dönemde- önemli ölçüde artmıştı. At fiyatları oldukça düşüktü; ancak Anadolu Türkmen atlarının ünü yayıldıkça, komşu ülkelerden büyük talepler gelmeğe başlamıştı. 16.yüzyılın ortalarına kadar, Türk-Moğol taktik özelliklerinin en temel askeri avantajı olmuştur. Piyade sınıfı da varlığını sürdürdü ve bölümleri- ilk Türkmen beyliklerinde olduğu gibi- Osmanlı Devleti'nin ilk dönemlerinde de Müslüman reayadan askere alınanlar ile dolduruldu. Fakat, sipahilik askeri üst tabakanın bir kuruluşuydu ve bu nedenle sipahiler, yönetici sınıfa mensup olmanın tüm avantajlarını yaşamışlardı. Zira, ata binmenin bir üstünlük sayıldığı bu topluluklara, sıradan reaya kabul edilemezdi.Türkçede sonraları "bölük" denilen, bu aşiretsel birliklerin, paralı birlikler gibi çalışmalarının rolü iyi anlaşılmalıdır. Bu dönemde,Türk paralı askerleri -genellikle- Doğu Akdenizli idi (Batı Akdenizdeki Almogavarlar gibi). 1300'lü yıllarla birlikte, tımar sahibi feodal süvariliğin azalması, bütün Akdeniz dünyasına yayıldı. İtalya ve Balkanlar'daki devletler -tecrübeleriyle- paralı asker birlikleri kiralamanın kendileri için, en uygun, tercih edilebilecek bir çare olduğunu anladılar. Hatta, Balkanlar'daki devletler, özellikle köle şeklinde, çok az ganimetle yetinen Türkmen paralı askeri birliklerini cezbetmek için aralarında yarışıyorlardı. Bu birlikler, yalnız silahlarının(ünlü Türk ok ve yaylarının) üstünlüğünden değil, aynı zamanda idare yapıları ve bir arada uzun zamandan beri savaşmalarından kaynaklanan profesyonellikleri nedeniyle, askeri olarak en başarılı ekipler olarak kabul ediliyorlardı. II. Andronicus yönetimindeki Bizans hükümetinin, artık askeri açıdan etkili olmadığı görülen, taşra orta sınıfının elinde toplanan devlet kazançlarını ele geçirmeye çalışmasının haklı olduğu anlaşılmaktadır. Hükümet böylece Alan, Kıpçak, Türk veya Katalon-Almogavar paralı birlikleri kiralayabileceğine inanıyordu .Gaza amaçlı akınlara bir alternatif olarak, zengin ganimetler elde edilebileceği beklentisi ve deniz aşın çalışmanın uygunluğu, sınır Türkmenleri arasında daha fazla paralı asker bölüklerinin kurulmasına neden oldu. Böyle bir birlik kurulunca, böyle devam etmek zorundaydı. Bazen korkunç katliamlarla sona ,eren deniz aşırı Hrıstiyan ülkelerindeki acımasız tecrübeler, onlara konfederasyon formunda ve yetenekli bir liderin idaresinde daha büyük birlikler kurmanın avantajlarını öğretti. Bu gelişme, sınır beyliklerinin kurucuları olan beylerin önem kazanmalarını sağladı. Umur Gazi'nin faaliyetlerinin detaylı incelenmesi, bu hususun daha açık görülmesini sağlayacaktır. 1305 ve 1311 yılları arasında Trakya ve Yunanistan'daki Türk bölüklerinin Katalan birliği ile işbirliği yapması da, bunun bir sonucu olarak görülebilir.Fakat, gruplar büyüdükçe sınırlı toprak parçası üzerinde yeterli talanın yapılması ganimetin elde edilmesi için uygun ortam bulmak zorlaşmaktaydı. 14. Yüzyılın ilk yansında, paralı askerler kendilerini kiralayan devletlere muhtaçlardı. Fakat, ganimetIere düşkünlükleri nedeniyle, daha iyi şartlar vaad edildiği takdirde -paralı asker olmanın doğal özelliği olarak- her an taraf değiştirmeğe hazırlardı. Bu da Balkanlar'da bu dönemdeki iç siyasetin istikrarsız olmasından. kaynaklanmaktaydı.Zira 1320'den 1380'e kadar olan dönemde, İtalya'da da fazlaca paralı asker kullanıldığı sıralarda, buna benzer durumlar görülmüştür.Paralı askerlere karşı feodal güçl~ veya asker kullanmak,her zaman, acı yenilgilerle sonuçlandı. Örneğin, Michael Palaeologus,Mora Haçlılarına karşı sayışmak için 5000 paralı Türk askeri kiraladı ve başarılı oldu, ancak 1264'de bunlar taraf değiştirince,Haçlılar üstünlüğü ele geçirdiler. Diğer korsanlarla beraber,Türkler de, Bizans donanmasına bu dönemde kayıtlıydılar. Batı Anadolu'daki Türk ilerleyişinin kritik yıllarında, Bizans hükümeti, acilen 1299'da Nogay'ın idamından sonra iş aramakta olan, 7 bin kişilik bir Alan paralı asker birliği kiralamıştı. Bu meşhur Katalan birliği, 1304 yılında kiralandı. Katalan ve Türk paralı askerleri, Haç veya İslam için savaşmaya yemin etmiş olsalar da,karşılıklı çıkarları uğruna aralarında kolayca anlaştılar. Birkaç kez Bizans hükümeti (ve daha sonra Cantacuzenos) zayıfladı ve dağınık idare yüzünden mali sıkıntıya düştü. Bu dönemde paralı askerleri memnun edebilmek için, onları aralarında Bulgaristan'ın, Sırbistan'ın ve isyankar olduğuna inanılan Yunanistan'ın da yer aldığı,dost olmayan komşu ülkelere talana gönderdi. Cantacuuzenos-hatta Bizans Devleti- Balkanlar'da fetih ve yerleşmeyle ilgilenmedikleri dönemlerde, Anadolu'daki Türk kuvvetlerinin desteklerinin devamını sağladıkları için kendilerini şanslı ve üstün kabul ediyordu.Bu sıralarda, gazi akın birlikleri veya paralı asker birlikleri olarak çalışan Türk grupları, Aydın hanedanından Umur Gazi ve Osmanlı hanedanından Orhan ile oğlu Süleyman Paşa gibi, güçlü liderlerin komutası altında birleştiler. Bizanslılar, ancak böyle liderlerin sayesinde Anadolu'dan güçlü paralı asker desteği alabileceklerini umuyorlardı. Zira, bu Türk boyları "yardımlarıyla Bizanslıların sadık dostlarıydılar: (Bizans kaynaklarında bu terimler kullanılmaktadır).Diğer taraftan ise Türk beyleri, Bizans ile barış içinde kalarak, Balkanlar'a artan sayıda akınlar düzenlemek için,bayrakları altında toplanan ve sürekli sayıları artan gazilere iş ve ganimet temin edebilmekteydiler. Umur, deniz aşırı ülkelerde fetihler veya yerleşimle ilgilenmemekteyken; Süleyman Paşa bu tür siyasetleri uygulamak için uygun koşullar buldu ve 1352'de -Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında- bir köprü başı olan Çimpe'nin alınmasını emreden ve çağ değiştiren kararını açıkladı. Bu makale Prof. Dr. Halil İNALCIK tarafından The Question of the Ottoman State,başlığı altında, International Sournal of Turkish Studies ‘de (Modison, Wısconsın,1980) yayınlanmış; Daha sonra ise Varıorum Raprints serisi dahilinde Halil İNALCIK'ın eserlerini toplu basını olan STUDİES in OTTOMAN SOCİAL AND ECONOMİC HISTORY (London, 1985, S. 71-79) adlı kitapta yayınlanmıştır.