|
BÜYÜK CELALİ GRUPLARI
Kapı halkları genelde kısa ömürlü geçici gruplar olsalar da yine de belli bir takım askeri ilkeler etrafında örgütlenmişlerdi. Kapıkulu liderliği örnek alınarak oluşmuş çeşitli liderlikler etrafında toplanmışlardı. Askeri birimlerden terhis olunduktan sonra da bu örgütlenmelerini koruyan ve bir sekban grubu yaratan bu gruplar 1596 yılındaki Haçova firarilerinden sonra imparatorluğun çekirdeği olan Anadolu’da devletin yok etmekte oldukça zorlandığı büyük eşkıya liderlerini ve isyanlarını yarattılar. A. Karayazıcı
Karayazıcı, yükselerek bölükbaşı olan bir sekbandır. Çevresinde sadık adamlar toplayabiliyor, emri altındaki birliklerin hizmetlerini sancak beylerine satabiliyordu[17]. Haçova savaşı esnasında Sivas ve Malatya sancak beylerine vekalet etmiş, daha sonra Tarsus-Silifke yöresindeki medrese öğrencilerinin çıkardığı kargaşalıkları yatıştırmakta görevlendirilmiştir[18]. Bu esnada bağlı bulunduğu sancak beyi görevden alındığı için Karayazıcı ve adamlarına yol verilmiş, bunu üzerine Haçova firarileri ile İstanbul’da barınamayan sipahileri de yanında toplayarak, yağma faaliyetlerine girişmiştir. 1592 ile 1602 arasındaki üç yıl boyunca Karayazıcı’nın orduları Anadolu köylülerinin sırtından geçindi[19]. Osmanlılar batı sınırında savaşırken Karayazıcı’nın faaliyetlerini durdurması için Hüseyin Paşa’yı görevlendirdi, ancak Hüseyin Paşa ilginç bir şekilde Celaliler’e katıldı.
Osmanlılar daha sonra Mehmet Paşa komutasında bir orduyu iki asi komutanın üzerine gönderdi[20]. Mehmet paşa Celalileri yıpratmışsa da kesin bir sonuç alamadı. Mehmet Paşa mücadele etmek yerine pazarlığı tercih etti. Bunun üzerine Karayazıcı, Hüseyin Paşa’yı Osmanlılara teslim etti. Hüseyin Paşa’nın tekrar Karayazıcı’nın üzerine yönelmesi üzerine Karayazıcı Urfa’dan kaçarak Sivas’a geldi. Oradan Çorum’a geçti. Osmanlı devlet adamları batıda seferlerin en yoğun olduğu sırada asi liderin kendilerine zaman ve asker bakımdan pahalıya mal olacağını anlayarak ona Amasya sancak beyliğini önerdiler. Bu arada asıl tehlikenin Mehmet Paşa olduğu haberi merkeze ulaştı, bunun üzerine Mehmet Paşa görevden alındı. Karayazıcı daha sonra Çorum’a aktarıldı. Karayazıcı ve adamlarına geçimlerini sağlayabilecekleri bir bölge tahsis edilmesine rağmen yağma faaliyetlerine devam ettiler. Osmanlı ordusunun Avrupa’da birkaç zafer kazanmasının ve Eflak isyanının bastırılmasının ardından Celaliler’in üzerine yeni bir ordu gönderilmesi kararlaştırıldı. Osmanlı ordusunun yeni komutanı, asileri güneye ve doğuya doğru kovalayarak pusuya düşürdü ve ortadan kaldırdı[21]. Bu yenilgi Celalile’in kalan kısmının çok sayıda bölünmesine ve Karayazıcı’nın Canik dağlarına kaçmasına sebep oldu. Karayazıcı çekildiği dağlarda 48 yaşındayken öldü. Karayazıcı, eşkıya reisliği yaptığı sürece politik bir lidere dönüşmedi. “Selaniki Karayazıcı’nın kendisini şahın soyundan geldiğini söylediğini ve gönderdiği emirlerde onun tuğrasının bulunduğunu iddia eder. Daha ileriki bir dönemde yazan Naima, Karayazıcı’nın bir “hükmü” olarak nitelediği ve kendisinin o bölgede Osmanlıları yendiğini ilan eden ve bölgenin kendi denetiminde olduğundan bahseden kısa bir metin sunar. Karayazıcı bu metinde ayrıca bir ferman gönderdiğini iddia ederek kendisini bir padişah olarak gösteriyor”[22]. Barkey , Naima’nın bu bilgileri Selaniki’den alabileceğini vurgularken, Akdağ ise Karayazıcının tüm emir ve mektuplarında, sadece imzasının bulunduğu gerekçesine dayanarak Selaniki’nin iddialarından kuşku duyuyor. Griswold da Karayazıcının bu tür niyetler taşıdığından bahsetmemektedir. Karayazıcı politik bir eylemci profilinden çok, hep daha iyi koşullarda sisteme entegre olabilme amacı güden, eşkıya tipine uygun bir kişiliktir. B. Deli Hasan Deli Hasan, kardeşinin intikamını almak iddiasıyla Celaliler’in başına geçmişse de kısa zamanda devlet içindeki bağlantılarından yararlanarak devletle anlaşmayı talep etmişti. [23] Deli Hasan isyanı, vezir-i azam Yemişçi Hasan Paşa’nın ordusunun güçlü kısmının büyük bölümüyle birlikte Avusturya sınırındayken aynı zamanda da farklı askeri hiziplerin önemli devlet görevlilerini çatışmaların içine sürüklediği bir elit içi mücadele yaşanırken patlak verdi.[24] Deli Hasan iç mücadelelerin yaşandığı bu dönemde vekili Şahverdi’yi İstanbul’a göndererek af diledi ve Bosna Sancakbeyliğine tayin edildi.4000 adamını altı bölük halkına katarak ordusu ile birlikte Bosna’ya gitti.[25]Kardeşi gibi Deli Hasan’da imparatorluktan bağımsızlık kazanmanın yolunu açacak bir mevki elde etme peşinde değildi. Osmanlı sistemi içinde kendine meşru bir konum istiyordu. güven duyduğu müttefikleri ve yardımcıları bunu bile önemsemiyor, eski usul yağmacılığa devam ediyorlardı. Deli Hasan’ın sancakları Ösek ve Peşte’de Hıristiyanlara karşı savaştılar. Celali askerleri ,savaşa katılmalarına rağmen bir yandan da Osmanlı topraklarını talan ediyorlardı. Askerleri yağmacılığa devam ederken Deli Hasan da papaya mektup yazarak altın karşılığında toprak satmayı teklif ettiği söyleniyordu. Sonunda Deli Hasan Belgrat’a kaçmak zorunda kaldı ve 1606 yılında sıradan bir Celaliden öte saygın bir Osmanlı askeri olarak idam edildi.[26] C. Kalenderoğlu
Çavuşluk ve mütesellimlik görevinde bulunmuş olan, Kalenderoğlu Mehmed ilk defa Batı Anadolu da, Saruhan’da Anadolu beylerbeyini yenilgiye uğrattığı 1605 isyan etmiş daha sonraki hareketlerini de hep bu bölgede sürdürmüştür.[27] Tavil Hasan’ın Anadolu dan ayrılmasından sonra Kalenderoğlu en önemli Celali durumuna gelerek, ünlenmiştir. Çeşitli defalar Osmanlı ordusuyla çeşitli yerlerde çarpışmış genelde başarı kazanmıştır. Önce Manisa’yı üs tutmuş, burada ayan ve esnafla iyi ilişkiler kurarak onları haraca bağlamıştır. [28] Kalenderoğlu’nun önemli bir konuma geldiği sırada, Habsburglarla barış imzalayan Kuyucu Murad Paşa Celalileri ortadan kaldırmak için büyük bir savaş başlatmıştı. Kalenderoğlunun kolayca bertaraf edilemeyeceğini anlayan Kuyucu Murad Paşa Sivas sancakbeyliği teklifiyle karşısına çıkmıştır. Bu teklif Kalenderoğlu tarafından reddedildi. 1607 yılı boyunca Celaliler hızla güçlendi İsyancıların hareketi neredeyse tüm Anadoluyu etkisi altına almıştı. Ancak aralarında birlik olduğu söylenemezdi. Sadrazam Kalenderoğlu ve Kara Said’le yazışmalarda bulunuyor, Canboladoğlu'nun üzerine yürüdüğünde arkadan gelecek bir saldırıdan korkuyordu. Kalenderoğlu’na Ankara sancakbeyliği teklif edildi. Atama emrine rağmen Ankara kadısı tarafından şehre sokulmadı. Bunun üzerine Ankara’ya bir saldırı başlattı. Osmanlı kuvvetleri de Konya’dan yola çıkmış geliyorlardı. Kalenderoğlu Merzifon’a çekildi ve Osmanlı ordularını Ladik de yendi. Kalenderoğlu bu sefer de Bolu'ya yöneldi ve buradan Bursa ya çekildi.[29] Bu esna da Kuyucu Murad Paşa ordusuyla Halep’te idi. Kalenderoğlu ordusuyla İstanbul’a birkaç günlük uzaklıkta karargah kurmuş devlete meydan okuyordu. İlerleri İstanbul ve civarını korumak için harekete geçtiyse de bu çabalar sonuç vermedi. Bursa ya yönelen Celaliler’e diğerleri katılarak şehri yağma ve talan ettiler. Nakkaş Paşa komutasında başka bir ordu Kalenderoğlu’nun peşine düştü ise de Kalenderoğlu tarafından tamamen yok edildi. Nihayet Kuyucu Murad Paşa Canboladoğlu’na karşı Oruç Ovası zaferinin ardından Göksun Ovası’nda Kalenderoğlu birliklerini tamamen dağıttı. Kalenderoğlu İran sınırına çekilerek Şah Abbas’ın ordularına katıldı.[30] “Kalenderoğlu , yine bir eşkıya olan Muslu Çavuş’a gönderdiği ve onun güçlerini birleştirmeye ikna etmeye çalıştığı mektubuyla ünlüdür. “ Kuyucuyu alt edersek, Osmanlılar’ı Üslüdar’ın doğusunda kalan her yeri vermeye mecbur ederiz; yok alt edemezsek adımıza yakılan türkülerle yetiniriz.” Bu mektubun içeriği ayrılıkçı bir eylem içeriyor gibiyse de Kalenderoğlu hiçbir zaman bu yönde bir adım atmamıştır.”[31] D. Canboladoğlu
Osmanlı Devleti’nin Ali Paşa’yı diğer Celali’lerden daha fazla ciddiye aldığı su götürmezdir. Canboladoğlu jeopolitik, etnik ve ekonomik bakımdan farklı bir bölge olan ve ayrılıkçılık potansiyeli taşıyan kuzey Suriye’de konumlanmıştı. Yalnız Osmanlılar’ın değil, aynı zamanda Avrupalılar’ında kuzey Suriye’yi dikkatle takip etmesi bu bölgesel avantajları daha da önemli hale getiriyordu[32]. Gerçekten de yabancı güçlerin bölgedeki çıkarlarına baktığımızda Celali liderinin mücadelesini nasıl büyük ölçüde Avrupalıların, özellikle de İran şahı ile ittifak kurmak ve Osmanlı kuvvetlerini ortadan kaldırmak için gerekli basamaklar olarak gördüğü Kıbrıs ve kuzey Suriye’de olan Arşidük Ferdinand’ın fışkırtmasına bağlı olduğunu görürüz.
Canboladoğlu Ailesi Kilis’den Halep’e kadar olan bölgeyi bir nesildir idare ediyorlardı. Bölge İstanbul’dan 30 günlük mesafede ve merkezin kontrolünden uzaktaydı. Bu nedenlerle Osmanlı topraklarına katıldığı 1516 yılında itibaren çeşitli problemlere sahne olmuş, Osmanlılar burayı yönetmek için çeşitli güç odaklarını dengelemek zorunda kalmışlardır. Bir yandan aşiret reislerini, yeniçerileri ve mahalli emirleri yönetime katmaya çalışırken diğer yandan da kısa dönemli olarak merkezden atadığı görevlilerle kontrolü sağlamaya çalıştı. İran’la yapılan uzun savaş yıllarında Osmanlılar Suriye’nin kontrolünü Canboladoğulları’nın almasına müsaade ettiler. Halep ve civarı oldukça zengin bir bölge idi. Bu da kuzey Suriye’nin kontrolü ile, ticaretle birlikte ziraatten yüksek miktarda vergi geliri sağlanması anlamına geliyordu.
Amcası Hüseyin Paşa’nın ölümü üzerine Canboladoğlu Ali Paşa bölgenin idaresini eline geçirdi. Osmanlıların İnebahtı yenilgisinden sonra yabancılarla işbirliğine girişti. Kuzeydeki Celalilerle ve güneydeki yerel güçlerle ittifak yaparak konumunu güçlendirdi. Osmanlılarla Canboladoğlu Ali Paşa arasındaki sürtüşmeler 1606 yılında, Paşa’nın makamını güvence altına almak için Osmanlı sultanı ile pazarlığa girişmesi sonucu başladı. I. Ahmet’e gönderdiği bir mektubunda, İran savaşında Osmanlılara 10.000 askerle yardım etmesi karşılığında Halep beylerbeyliğini talep ediyordu. Daha sonraları her seferinde artan miktarda asker desteği karşılığında, diğer adamları için görevler talep etti. Padişah Canboladoğlu’nun taleplerini başlangıçta fazla bulmasına rağmen ona Halep beylerbeyliğini verdi. Yeni beylerbeyinin ilk faaliyeti ise İran şahı ve Toskana büyük dukası ile işbirliği yapmak oldu. Canboladoğlu artık bir hükümdar gibi davranıyor, kendi adına para bastırıyor, hutbe okutuyor ve kendini Suriye kurallığının prensi ve koruyucusu ilan ediyordu[33]. Bu ilk aşamada Avrupalıların Canboladoğlu’nun Osmanlılar ile olan ilişkilerine müdahale etmedikleri, Osmanlılar ile olan ilişkilerini zedelenmek istemedikleri görülmektedir. Yine de Suriye bölgesini kontrol etmekle yakından ilgileniyorlar ve Canboladoğlu’nun taleplerini destekliyorlardı. 1606 yılında Canboladoğlu’nun Osmanlılardan ayrılmak için fırsat kolladığı merkezi idarecileri tarafından far edildi. Kuyucu Murat Paşa isyanı bastırmak için kuzey Suriye’ye yöneldi. Murat Paşa ve Canboladoğlu Ali Paşanın orduları Haleb’in kuzeyindeki Oruç Ovası’nda karşılaştılar. Canboladoğlu’nun ordusu büyük bir mağlûbiyete uğradı ve 100.000 adamı ile 48 kadar eşkıya lideri öldürüldü. Canboladoğlu Ali teslim alınarak İstanbul’a getirildi[34]. Aslında isyancı olmadığını çevresindeki kötü niyetli kişilerin tesiri altında kaldığını söyleyerek padişahtan af diledi. Temeşvar beylerbeyliğine tayin edildiyse de burada bir yıl kaldıktan sonra Belgrat’a kaçtı. Kuyucu Murat Paşanın girişimiyle burada yakalanarak öldürüldü[35].
SONUÇ
Celaliler uzun yıllar boyunca Osmanlı Devleti’ne oldukça zarar vermesine karşı, hiçbir zaman, devleti yıkmak veya Osmanlı Hanedanlığı’nı devirmek adına bir girişimde bulunmadılar. Herhangi bir politik veya dini söylem geliştirmediler ve bu söylem etrafında birleşerek güçlü bir lider çıkarmadılar. Eşkıya reisleri de tıpkı Osmanlı Elitleri gibi başarıyı Osmanlı taşra idaresinde üst düzey mevkiler elde etmekle bir görüyor ve devletle bütünleştirilme peşinde koşuyordu. Bu yüzden isyanları sisteme muhalefet değil sistem içinde hareketlilik kazanabilmek için yapılan manevralardı.
Griswold giderek daha fazla sayıda Celali’nin Osmanlı sistemine dahil olmasıyla Celali liderlerini Müslüman köylü Türklerden sadık Osmanlı askerine doğru toplumsal ve siyesi bir dönüşüm geçirdiklerini, emirlerindeki adamların da Padişahın arkasında hizaya girdiklerini Safeviler ve Habsburglarla savaşırken kuşatma yapmak için gerekli insan gücünü sağladıklarını ve Osmanlı yönetici elitinin faydalandığı nimetlerden nasiplendiğini ileri sürer.
Barkey ise bu dönüşümün bizzat devlet tarafından gerçekleştirildiğini, merkezi yönetimin güçlendirilmesi ve taşranın denetim altına alınması adına, köylülerin silahlandırıldığını ve eşkıyalığın bizzat devletin ortaya çıkardığı yapay bir hareket olduğunu belirtir. Devlet, işsiz güçsüz kimselerle paralı askerin eşkıyalara dönüşmesinde en büyük payı olan aktördür. Merkezi ve bölgesel düzeylerde baskı ve denetim yapıları oluşturma çabalarının bir yan ürünü olarak bu olguyu yaratmıştı. Osmanlı Devleti sınıf tabanlı hareketleri engelleyen denetim yapılarını yaratmış, devreye sokmuş ve maniple etmişti; ancak devlet kurumları aynı zamanda askeri idari hedeflerine ve meşruluk sağlama amacına hizmet edecek topluluklar da meydana getirmişti. Bu hareketliliği yaratan devlet onu kendi merkezileşme stratejisi ile etkin bir biçimde bütünleştirdi. Merkezileşme, bu süreç zarfında farklı bir tarza büründü. Bu yeni tarz, yapay olarak yaratılmış bir grupla yani Celalilerle pazarlığa oturup anlaşmalar yapmaya dayanıyordu.
Celaliler ister devlet politikalarının bir sonucu olarak algılansın isterse değişen koşulların ve kriz ortamının bir yan ürünü olarak oluşsun, niyetleri itibari ile değil, sisteme yeniden entegre olabilmek adına yeni zamanlara karşı giriştikleri faaliyetlerle isyancı kimliği kazanmış eşkıyaya dönüşmüş köylü yığınlardır.
Alıntı: Abou-El- Haj, R, A, Modern Devletin Doğası, Çev. Oktay Özel, Canay Şahin, Ankara 2000.
Acun, F, “Celali İsyanları (1591-1611)”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 9.
Akdağ, M, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası Celali İsyanları, Ankara 1999.
Barkan Ö. L, “XVI. Asrın İkinci Yarısında Türkiye’ de Fiyat Hareketleri”, Belleten,XXXIV.
Barkey K, Eşkıyalar Ve Devlet, Çev. Zeynep Altok, İstanbul 1999.
Divitçioğlu, S, “ “Oyun Teorisi” Bağlamında Celali İsyanları (1596-1611)”, Cogito Osmanlılar Özel Sayısı, İstanbul 1999.
İlgürel,M, “Osmanlılarda Eşkıyalık Hareketleri”, Cilt 7, D.İ.A, İstanbul 1993.
İnalcık, H, Osmanlı İmparatorluğunda Klasik Çağ, 1300-1600, İstanbul 2003.
Karpat K. H., Osmanlı Modernleşmesi, İstanbul 2002.
Öz, M, “II. Viyana Seferine Kadar XVII. Yüzyıl”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 9.
Öz, M, Osmanlı’da “Çözülme” Ve Gelenekçi Yorumcuları,İstanbul 1997.
Uzunçarşılı, İ.H, Osmanlı Tarihi, Cilt 3, Ankara 1983.
Wıllıam J. Grıswold, Anadolu’da Büyük İsyan, Çev. Ülkün Tansel, İstanbul 2000.
-----------------------------------------
1.Mücteba İlgürel, “Osmanlılar’da Eşkıyalık Hareketleri”, Cilt 7, D.İ.A, s.466-468.
2. Karen Barkey, Eşkıyalar Ve Devlet, Çev. Zeynep Altok, İstanbul 1999, s.161.
3. Wıllıam J. Grıswold, Anadolu’da Büyük İsyan, Çev. Ülkün Tansel, İstanbul 2000, s.14-18.
4. Ö. Lütfü Barkan, “XVI. Asrın İkinci yarısında Türkiye’ de Fiyat hareketleri”, Belleten,XXXIV, S.557-607.
Mehmet Öz, Osmanlı’da “Çözülme” Ve Gelenekçi Yorumcuları,İstanbul 1997, s.32-42.
Kemal H. Karpat, Osmanlı Modernleşmesi, İstanbul 2002, s.26,42-51,58-60.
Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası Celali İsyanları, Ankara 1999, s.36-44.
5.Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, 1300-1600, İstanbul 2003, s. 114.
6. Karen Barkey, a.g.e, s.62-64.
7. Mehmet Öz, “II. Viyana Seferine Kadar XVII. Yüzyıl”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 9, s. 712-713.
8. Rıfa’at Ali Abou-El- Haj, Modern Devletin Doğası, Çev. Oktay Özel, Canay Şahin, Ankara 2000, s. 46.
9. Kemal Karpat, a.g.e, s. 33.
10. Karen Barkey,a.g.e, s.162-163.
Mustafa Akdağ, a.g.e, s. 257.
11. Mustafa Akdağ, a.g.e, s. 259-260.
12. Karen Barkey, a.g.e, s. 167.
13. Karen Barkey, a.g.e, s. 173.
14. Karen Barkey, a.g.e, s. 169.
15. Karen Barkey,a.g.e,,s. 170.
16. Karen Barkey, a.g.e, s. 180.
17. Griswold, a.g.e, s. 20.
18. İ.Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt 3, Ankara 1983, s. 100.
Fatma Acun, “Celali İsyanları (1591-1611)”, Türkler Ansiklopedisi, Cilt 9, s. 696.
19. Karen Barkey, a.g.e, s. 212.
20. Sencer Divitçioğlu, “ “Oyun Teorisi” Bağlamında Celali İsyanları (1596-1611)”, Cogito Osmanlılar Özel Sayısı, s. 142.
21. Fatma Acun, a.g.m, s. 700.
22. Karen Barkey, a.g.e,s.212-213.
23. Fatma Acun, a.g.m, s.701.
24. Karen Barkey, a.g.e. s.213.
25. Wıllıam J. Grıswold,a.g.e s.34.
26. Wıllıam J. Grıswold, a.g.e, s. 36-37.
27. Fatma Acun, a.g.m, s.701.
28. İ. Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e, s.107.
29. Fatma Acun, a.g.m, s. 702.
30. İ. Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e,s.108-110
31. Karen Barkey, a.g.e, s. 215.
33. Fatma Acun, a.g.e, s. 703.
33. Karen Barkey, a.g.e, s. 223.
Wıllıam J. Grıswold, a.g.e, s. 101-105.
34. Karen Barkey, a.g.e, s. 225.
35. Fatma Acun, a.g.m,s. 703.
|