Üye Bilgileri
tarih.20
Toygun
Nüfus
Cinsiyet:
Konum
Nerden:
Giriş
Kayit tarihi 04 Eylül 2007, 22:20:06
Toplam İleti
Mesaj Sayısı: 219
Karma: +46/-2
İrtibat
Bir de dünyanın en uygar ülkesi olmakla övünen İsviçre'nin kendi ülkelerinde yaşayan Çingenelere yaptığı ,1970'li yıllara kadar süren soykırım var... İsviçre Federal Hükümeti’nin Çingeneleri zorunlu iskâna tabi tutma, dışarıdan gelenleri sınır dışı etme politikası 1850 yılına, yurttaşı olanları ülke içinde yolculuktan menetme politikası ise 1906 yılına dayanır. 1913’ten itibaren de çingene ailelerinin enterne edildiklerine, erkeklerin zorunlu çalışma yerlerine, kadın ve çocukların çoğu akıl hastanesi olan özel yerlere sevkedildiklerini, bu süreçte ırksal profilleri çıkartılmak üzere soruşturma ve incelemeye tabî tutulup özel bir “Çingene kayıt sistemi” oluşturulduğunu, inceleme bitince de topluca sınır dışı edildiklerini görüyoruz. 1926’dan itibaren de, insanlık tarihinin en utanç verici uygulamalarından birine geçilmiş, “insan neslinin ıslahı ve geliştirilmesi” teorisi uyarınca çıkarılan bir yasayla ‘Pro Juventute’ adlı bir vakıf kurularak Çingene çocuklar (salt Çingene olmaları nedeniyle ‘akıl hastası’ kabul edilen) ailelerinden zorla toplanmaya başlanmış, bakıcı aileler yanına ya da yetimhanelere teslim edilmişlerdir. Bu çocuk toplama işinin aile reislerinin askerde olduğu zamanlar fırsat bilinerek yapılması, çocuklarını vermek istemeyen ya da götürüldükleri yerden kaçırmak isteyen annelerin tımarhanelere tıkılması, önemli psikolojik travmalar yaşayan çocukların çoğunun da yine tımarhane ya da hapisaneye düşmeleri konunun trajik boyutlarıdır. Bu programın sinsi sinsi 1973’e kadar sürmüş olduğu ise ancak 1986’da ortaya çıkmıştır.(14) (15) (16) (17) Bu program çerçevesinde kaç Çingene ailesinin parçalandığı, kaç çocuğun toplandığı konusunda kesin bir bilgi yoktur. Bir yasa ile 2050 yılından önce açılması yasaklanmış olduğu için, kayıtlar çocuklarının izini sürmek isteyen ailelere bile kapalıdır. Zihinsel özürlülerin kısırlaştırılması konusunda Avrupa’da ilk yasayı çıkarma öncülüğü de İsviçre’ye aittir. Vaud Kantonu’nun 1928’de çıkartmış olduğu ve Hitler’in kendi düzenlemelerine örnek aldığı bu yasa uyarınca Çingeneleri de hedef alan uygulamalar 70’li yılların ortasına kadar sürmüş, İsviçre kamuoyu bile bu konuyu ancak 1997’den sonra duyabilmiştir. Bu yasanın kurban sayısı da yine maalesef bilinmemektedir. 1933’te Almanya’da “Irk Temizliği Derneği”nin kurulmasına yardım edip başkanlığını üstlenen İsviçre’nin Basel Üniversitesi Psikiyatri Şefi Ernst Rüdin olmuştur. Nazi Partisi’ne de kaydolan Rüdin’in düzenlenmesine katkıda bulunduğu “Irsî hastalık sahiplerinin zürriyetinin önlenmesi yasası” uyarınca, 1993’ten itibaren 400 bin zihinsel özürlü, şizofren, saralı, kalıtımsal kör ve sağır ile alkoliğin kısırlaştırıldığı, 1939’dan sonra da ötenazi uygulamasına geçildiği bilinmektedir. Soykırımcı yaklaşımlarda İsviçre’nin Nazilere desteği elbette savaş boyunca da sürmüş, Nazilerin elinde kesin ölüme mahkum olduklarını bilmesine karşın özellikle Çingene sığınmacılara sınırlarını kapayarak toplu kıyımlarında rol almıştır.Ölüm kamplarına sevk edilen Çingenelerin çoğunlukla kamplara dahi alınmadan trenden iner inmez platformlarda kurşuna dizildikleri bilinmektedir. Savaş sırasında Avrupa’daki Çingenelerin % 70 ilâ % 80’inin yok edildiği düşünülmektedir. Ama onlara karşı olan ayırımcı duygular savaşla da bitmemiştir. Nurmberg Mahkemesine bir tek Çingene dahi tanık olarak çağırılmamış, kendilerine herhangi bir tazminat ödenmemiş, 1995’te soykırımın 50. yılı münasebetiyle ölüm kamplarında yapılan törenlere de alınmayarak tel örgülerin dışında tutulmuşlardır. Elbirliği ile öldürmüş olan yarım milyon dolayındaki Çingene’nin itibar edilen tek anısı, sökülmüş altın dişlerinin ve boyunlarından, bileklerinden, parmaklarından kopartılmış takılarının eritilmesi sonucu oluşturulmuş ve İsviçre bankalarını zenginleştiren altın külçeleridir. Alıntıdır...