Üye Bilgileri
Raltar
Ayaklanan subay sayısı artarken Sultan ve Babıâli, başlayan hareketi bastırmak için bütün imkânları kullanmaya çalışıyordu. Metreviçe'de Nizamiye Fırkası'nın (Piyade Tümeninin) komutanı olan Arnavut Şemsi Paşa, Niyazi Bey'in hareketini bastırmakla görevlendirildi. Şemsi Paşa; okuma yazması kıt, alaylı ve padişaha çok bağlı sert bir askerdi(2). Etrafına da Arnavutlardan özel kuvvetler, muhafızlar toplamıştı. İttihat ve Terakki Genel Sekreteri Mithat Şükrü Bleda'nın ifadeleriyle Şemsi Paşa olayı şöyle cereyan etmiştir: "Arnavutlar üzerinde büyük nüfuzu olduğu söylenen Şemsi Paşa'nın Mabeyin'deki silahşorlarla işi ele alıp aleyhimizde atıp tuttuğunu öğrendik. Şemsi Paşa, emrine verilecek bu silahşorlarla Rumeli'deki ayaklanmayı birkaç gün içinde bastıracağını söyleyip padişahtan bu yolda bir irade çıkarılmasını istemiş. Öylesine ısrar etmiş ki, başta Abdülhamit olmak üzere herkes inanmış ve gerekli emir çıkarılmış. Örgütümüz tarafından adım adım izlenen Şemsi Paşa'nın Manastır'a gelmesinin ertesi günü biz her şeyi hazırlamıştık. Onu da saf dışı etmek gerekiyordu"(3). Birinci Ferik (Korgeneral) Şemsi Paşa; Manastır Postanesinden saraya maruzatını ve sadakatini bildirdi. Daha sonra postaneden çıkıp Resne yönüne gitmek için arabasına binerken, o anda ortaya çıkan genç bir teğmen (Atıf Kamçıl), Şemsi Paşa'nın çevresindeki muhafızların arasından süzülüp, büyük bir sükûnetle tabancasını çıkardı ve üç el ateş etti. Meydan karıştı, muhafızlar arkasından yoğun bir ateşle kovalarken, Teğmen Atıf sokaklar arasında izini kaybettirmeyi başardı. Ancak bu kovalamaca sırasında topuğundan yaralanmıştı.(4). Şemsi Paşa'nın öldürülmesi mukavemet etmeye azimli İttihatçıların moralini güçlendirdi. 16 Temmuz 1908 günü, deniz yolu ile İzmir'den Selanik'e asker göndermek için teşebbüse geçilince, Yakup Hoca kimliğindeki Dr. Nazım ve diğer Jön Türk ajanları İzmir'deki bindirme işlemi sırasında subaylardan kimlerin devrime sempatisi olduğunu saptamak için görüşmeler, sohbetler yapmış, erleri inandırmaya, ikna etmeye çalışarak büyük bir faaliyet göstermişlerdir. Sonuçta ayaklandırmayı bastırmak için giden bu askerler, Selanik'e indirildikten sonra "yüce amaç"ı anlayıp ayaklananlara destek vermişlerdir(5). 17 Temmuzda Saray taktiğini değiştirdi ve Manastır'a yollanan bir telgrafta isyancı subayların silahlarını bırakmaları halinde bağışlanacakları bildirildi. Asker Jön Türkler buna çok çabuk tepki gösterdiler, Komutanları Osman Hidayet Paşa, kışlada toplanan subaylara telgrafı okumaya başladı, ancak bitiremedi. Genç bir subayın ateş etmesi ile Manastır'da konaklamış olan Tugay'ın komutanı ağır yaralandı(6). 22 Temmuz günü, Niyazi Bey'in Resne Milli Taburu ile Önyüzbaşı Eyüp Sabri Bey'in Ohri Milli Taburu birlikte Manastır'ı işgal için yürüdüler. Manastır yolunda aralarına iki yaşlarında bir dişi geyik bulunan birkaç jandarma da katıldı. Geyik insanlara alışık olduğu ve yanlarından ayrılmadığı için Niyazi Bey birliğinin sembolü oldu. Bu nedenle de Niyazi Bey "Geyikli Niyazi" olarak anılmaya başlandı. O akşam Manastır işgal edildi ve aynı gece Niyazi Beye bağlı iki genç subay, Şemsi Paşa'nın öldürülmesinden sonra Manastır'daki kuvvetlerin başına komutan olarak atanan Mareşal Osman Fevzi Paşa'yı tutsak ettiler(7). Sonunda isyancı birlikler ve her yerde onlara katılan küçük askeri birlikler Makedonya'nın yönetim merkezlerinde iktidarı ele geçirmeye başladılar. Selanik, Manastır, Üsküp ve öteki büyük illerde iktidar, devrimci güçlerin eline geçti(8). Her yerde mitingler yapılıyor ve 1876 Anayasası'nın ilanı isteminde bulunuluyordu. Manastır'da 23 Temmuz 1908 Perşembe öğle üzeri, "Manastır Harbiye'si Ders Nazırı" Kurmay Binbaşı Yanyalı Vehip Bey (Paşa) hemen Hürriyet adı verilen meydanda bir top arabasına çıkarak ateşli bir nutuk vermiş ve Hürriyet'i resmen ilan etmiştir(9). Vehip Bey'in nutku demokratik haklar açısından büyük bir değer taşımaktaydı. Vehip Bey sözlerine " Sevgili Vatandaşlar ve Aziz Kardeşlerim" diye başladı. Terakki ve ittihat Cemiyeti'nin "adalet, eşitlik ve kardeşlik" uğruna savaş verdiğini açıkladı. Böylece Osmanlı halkı kulluk statüsünden çıkarılmış ve eşit haklara sahip vatandaşlık statüsüne sokulmuş olmaktaydı. Sözlerini şöyle tamamladı: "Osmanlı ülkesini kaplayan çeşitli unsurlar birbirlerinin canını, ırzını aynı şiddet ve asabiyetle muhafaza etmeyi hırz-ı can (kendi canları gibi korumayı) bilirler"(10). Ülkede bundan böyle 1876 Anayasası'nın yürürlükte olduğunun açıklanması, 21 pare top atışı ile selamlandı. Aynı gece, Manastır Jön Türk Komitesi, Meşrutiyet'in ilanı ve Meclis-i Mebusan'ın toplanması için hemen bir irade yayınlaması isteğiyle Sultan'a bir telgraf gönderdi ve iradenin yayınlanması için 26 Temmuz Pazar gününe kadar süre tanıdı. Manastır Valisi Hıfzı Paşa, Sultan'ın Ser kâtip'ine gönderdiği telgrafta, Jön Türklerin isteklerinin yerine getirilmesini öneriyordu. Aynı gün Müşir İbrahim Paşa, Selanik'ten çektiği telgrafta, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin amaç ve ilkelerinin hemen hemen genel bir nitelik kazandığını söylüyordu(11). O gece İstanbul'da hükümet, yaptığı toplantı sonunda Padişah'a 1876 Kanuni Esasi'nin yürürlüğe konduğunun ilan edilmesini tavsiye edince, Abdülhamit bu tavsiyeye uyma mecburiyetini duydu ve meşrutiyet'in iadesiyle Mebusan Meclisinin hazırlıklarına geçilmesi için bütün vilayet ve sancaklara tebligat yapılmak üzere iradesi alındı(12). Artık bütün Makedonya bayram yapmaktadır. Özellikle Binbaşı Enver ve Önyüzbaşı Niyazi, halk tarafından "Hürriyet Kahramanları" olarak kucaklanmaktadırlar. İttihat ve Terakki, 23 Temmuz'da Hürriyet'i ilan etmişti, fakat bunu sadece Rumeli'de yapabilmişti. İstanbul ve Anadolu'da böyle bir gücü yoktu(13). Sultan Abdülhamit'in Meşrutiyeti kendisinin ilan etmesi, her ne kadar İttihat ve Terakki'nin (özellikle asker kanadının) bir zaferi kabul edilse de, bu çıkışla Abdülhamit, olayların kontrolünü elinde tutma imkânını yitirmemiş oluyordu. Teşebbüs Sultan'ın bir lütfu gibi sunulunca, Abdülhamit'in varlığından hoşlanılmasa bile Sarayla İttihat ve Terakki arasında bir anlaşma doğmuş bulunuyordu Makedonya'nın ünlü kahramanı Resne'li Niyazi Bey, 1.Balkan Savaşının son günlerinde, alınan yenilgiler ve yoğun bir mücadele dönemi sonrasında şahsi kanaatimize göre, düşman ordularının uyguladığı Biyolojik Savaş nedeniyle yakalandığı ağır tifo vakasından dolayı, bitkin vaziyette 17 Nisan 1913 günü Avlonya'ya gelmişti. İstanbul'a dönmek için bir vapura binmek üzere iken, iskelede bir Arnavut fedainin kurşunlarına hedef olup yaşamını yitirdi. Niyazi Bey yerde yatarken sadece "Niçin?" diyebilmişti(14). Ünlü kahramanımız Niyazi Beyin bu sorusu hiçbir zaman net cevabını bulamadı. Araştırmalarımıza göre Arnavutların da bağımsız bir devlet kurmaları kesinleşince, liderlik savaşı kızışmış ve Arnavut asıllı Osmanlı toplumunda büyük bir üne sahip, Arnavut asıllı en büyük rakiplerden biri elimine edilmiştir. Olay Osmanlı Toplumunda şaşkınlık yarattı ve o günden bu güne o ünlü tekerleme kaldı. " Ne şehittir ne gazi, pisi pisine ( veya tam halk deyimiyle b..u b..una) gitti Niyazi. Biz Niyazi Bey ve arkadaşlarının Türk Demokrasisi ve İnkılâplarının doğması ve gelişmesi adına yaptıklarını unutmuyor, hepsini rahmetle anarken hatıraları önünde saygı ile eğiliyoruz. DİPNOTLAR: (1) Y. A. Petrosyan, Sovyet Gözü ile Jön Türkler, Ankara–1974) s. 310 (2) S. Akşin, 100 Soruda Jön Türkler, s. 73 (3) M. Ş. Bleda, İmparatorluğun Çöküşü, s.42–43 İstanbul–1979; Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, s. 12–17 (Tercüman Yayınları, İstanbul–1978) (4) M: Ş. Bleda, age. s. 43; Ş.S. Aydemir: Enver Paşa-I, s. 537–540; S. Akşin, Jön Türkler, s. 75 (5) Y. A. Petrosyan, age. s. 316 (6) Aynı Eser, s. 315 (7) Niyazi Bey'in Anıları, s. 196–202 (Balkanlarda Bir Gerillacı, İstanbul–1975) (8) Y. A. Petrosyan, age. s. 316 (9) T. Z. Tunaya, Türkiye'de Siyasi Partiler III, s. 24 (İttihat ve Terakki, Hürriyet Vakfı Yayınları) (10) Aynı Eser, s. 25 (11) Y. A. Petrosyan, age. s. 318 (12) Enver Paşa-I, s. 558 (13) S. Akşin, s.83 (14) Balkanlarda Bir gerillacı, s.237 Alıntı