Üye Bilgileri
İlteriş
Amasya Genelgesi ile ulusun bağımsızlığının, yine ulusun azim ve iradesiyle kurtarılacağı ilkesinin ortaya konması, Erzurum ve Sivas kongreleri ile bu yolda, siyasi, askeri, idari örgütlenmeye ve ulusal bilinçlenmeye doğru gidilmesi karşısında, tahtını tehlikede gören Padişah daha başlangıçtan itibaren bu mücadelenin amansız düşmanı olmuştu. Bu sebeple İngilizlerle işbirliği yapmaktan geri kalmamış ve İngilizlerle en iyi anlaşan Damat Ferit Paşa'yı Sadrazam yapmıştı. Onun aracılığı ile de daha kongreler aşamasında M. Kemal'i, daha doğrusu ulusal örgütlenmeyi engellemek için her yola başvurmuştu. İngilizler Padişah aracılığı ile bu örgütlenmeyi boğmayı başaramayınca, Anadolu'daki ulusal hareketi etkisiz duruma sokmak için İstanbul'da Meclis toplanmasına razı olmuşlardı. Oysa bu Meclis Misak-ı Milli'yi kabul etti.Bunun üzerine, önceleri zayıf olan ayaklanmaları, daha sistemli ve güçlü bir silah olarak kullanma yoluna gittiler. İstanbul Hükümeti ve Padişah bu konuda İngilizlerle tam bir işbirliğine girdiler. Bu ayaklanmalar 1919 yılı sonunda dağınık ve etkisiz idiler, Fakat T.B.M.M.'nin açıldığı tarihlerde büyük tehlike durumuna geldiler. Osmanlı Hükümeti ve İngiltere, uzun savaş yıllarının, Türk Ulusu'nun üzerinde yarattığı bıkkınlıktan ustaca yararlandılar. Osmanlı Devleti'nin askerliği kaldırdığı ve vergilerin affedildiği propagandaları yapılıp, T.B.M.M.'nin halk gözünde otoritesini yıkmaya çalışıyorlardı. "Şeyhül-İslam Fetvası, Padişah Fermanı ve Hükümet Bildirisi" ile halkın dini ve geleneksel bağlılık duyguları Ulusal Mücadele'ye karşı kışkırtıldı. İç ayaklanmaların nedenleri, bu ayaklanmaların bastırılması için başvurulan yöntemlerin de sebepleri olacağından önemlidir. Bu nedenleri özetlersek: Uzun savaş yılları yokluk, umutsuzluk yaratmış, asker kaçaklarının çoğalmasına yol açmıştır. Özellikle asker kaçakları, ayaklanmaların insan gücünü oluşturması bakımından ayrıca önem taşıyordu. Ulusal Mücadele, vatan savunması için bu yoksul ve bıkkın halka ağır fedakarlıklar yüklediği için halkta, bunlardan kaçma eğilimi doğuruyordu. Halife-Padişah'a olan dinsel ve geleneksel bağlılık bu makamı meşru tanıtıyor ve Ulusal Mücadele'yi gayrı meşru gösterenlerin etkili olmasına yarıyordu. Hürriyet ve İtilaf Partisi ve Hükümet M. Kemal'i ittihatçı ve Bolşevik olarak tanıtıyorlardı. Padişah iradesi olmadan asker ve vergi toplandığı, bunun kanuna aykırı olduğu ileri sürülüyor, Yunan ordusunun Halife ordusu olduğu propagandaları yapılıyordu. Ayaklanmalar İngilizler tarafından hazırlandığı ve yerli kaynaklarca beslendikleri için, bastırılması çok zor oluyordu. İsyancıların kuvvetli olduğu bölgelerde, halk onların Padişahı temsil ettiğine ve bu durumun sürekli olacağına inanıyordu. Bu sebeple bir çok yörede, halk ayaklanmaya katılıyor ve destekliyordu. 1920 yılının ilkbaharından yalnız dış düşman tehlikesiyle değil, ayrı bölgelerde birbirini izleyerek çıkan ayaklanmalarla uğraşıldı. Ayaklanma hareketleri Ankara'nın yakınlarına kadar geldi. Telefon ve telgraf telleri kesildi. İhanet, cehalet, kin, taassup bütün ülkeyi korkunç bir biçimde kapladı. Ayaklanmaların Ankara'yı bir çember içine aldığı bir sırada, Yunanlılar da 22-23 Haziran 1920'de batıdan saldırıya geçtiler. İçten ve dıştan gelen saldırılar birbirinden uzak olmakla beraber, bir merkezden yönetiliyorlar ve sistemli bir biçimde T.B.M.M.'nin çökertilmesine çalışılıyordu. Hükümet bir dış saldırıya kuvvet gönderse, iç ayaklanmayı bastıramıyor, iç ayaklanmaya kuvvet gönderse dış saldırıya karşı koyamıyordu. Bu sebeple Ulusal Mücadele'nin en buhranlı yılının 1920 yılı olduğu açıkça ortada idi. İç güvenlik en önemli sorun olmuştu. Ayaklanmaların bastırılmasında, özellikle Kuva-yı Seyyare Komutanı Çerkez Ethem ve Koçkiri Ayaklanmaları'na karşı Merkez Ordusu kuruldu. (Merkez Ordusu, Karadeniz Bölgesi'nde çıkan Pontusculuk hareketine karşı Anadolu'da asayiş ve güvenliğin sağlanması amacıyla 9 Aralık 1920'de 3. Kolordu lağvedilip, onun yerine kuruldu.). Kuvvet yoluyla ayaklanmaların bastırılması mümkün oluyor, fakat başka bir yerde yeni bir ayaklanmanın çıkmasına engel olunamıyordu. Bu durum, henüz ulusal birlik ve bilinçlenmenin gerçekleşmemesinden kaynaklanıyordu. M. Kemal Paşa, yayınladığı bildirilerle halkı yardıma çağırıyor, fakat etkili olmuyordu. Bu yüzden, ceza önlemlerine başvurulması zorunlu oldu. Daha Sivas Kongresi sırasında sert önlemler alınmıştı. Fakat yeterli olmamıştı. Batı Cephesi'ndeki ayaklanmaları bastırmakla görevli 56. ve 61. Tümen Komutanlarına, bozguncu, asi, kışkırtıcı görevini yapamayan askeri ve sivil görevlileri, suçlarına göre tart, hapis, idam gibi her çeşit cezaları uygulamak için olağanüstü yetkiler tanındı. Fakat bunlar da yeterli olmadılar. İç ayaklanmalar çok sert önlemlerle güçlük!e bastırılabildi. Ayaklanmaları tek tek ele almadan önce bir liste halinde gösterelim 1- Şeyh Eşref Ayaklanması (26 Ekim-24 Aralık 1919) Bayburt'un Hart kazasında, şeriat düzeni kurmak amacıyla oldu. 2- Bozkır Ayaklanmaları (27 Eylül-1 Ekim ve 20 Ekim-4 Kasım 1919) da Konya'nın Bozkır kazasında oldu. 3- Anzavur Ayaklanmaları (1 Ekim-25 Kasım 1919 ve 16 Şubat-16 Nisan 1920) arasında iki kez olmak üzere, İngiltere'nin Çanakkale Boğazı Bölgesi'nde güvenliklerini korumak için teşvik ettikleri bir ayaklanmadır. 4- Ali Batı ayaklanması. 5- Düzce Ayaklanmaları (13 Nisan-31 Mayıs ve 8 Ağustos-23 Eylül 1920 arasında) Osmanlı Hükümeti'nin bölgedeki Çerkezleri kışkırtması sonucu çıktı. Bu ayaklanmalar sırasında Ahmet Anzavur Geyve ve Adapazarı'na, Kuva-yı İnzibatiye de İzmit'e geldi. 6- Yenilıan Ayaklanması (14 Mayıs-12 Haziran 1920). 7- Yozgat Ayaklanmaları (15 Mayıs-27 Ağustos ve 5 Eylül-30 Aralık 1920) arasında Çapanoğulları'nın düzenlemesi ile çıktı. 8- Zile Ayaklanması (Mayıs-21Haziran 1920) arasında Osmanlı Hükümeti'nin çıkarcıları elde edip çıkardığı bir ayaklanmadır. 9- Konya Ayaklanması (2 Ekim-15 Kasım 1920) arasında, asker kaçaklarını yanlarına toplayan ve İstanbul'dan yönetilen çıkarcılar aracılığı ile çıktı. 10- Cemil Çeto Olayı ve Milli Aşireti Ayaklanması (Haziran-Eylül 1920) Doğu Anadolu'da Kürtçülük kışkırtması ile çıkan bir aşiret ayaklanması idi. 11- Koçkiri Ayaklanması (6 Mart-17 Haziran 1921) Kürdistan kurulması için Koçkiri Aşireti'nin çıkardığı bir ayaklanmaydı. 12 Pontusçuluk hareketi, Ulusal Mücadele'nin başından sonuna kadar süren ve tarihi Rum Pontus Devleti'nin yeniden kurulması amacına dayanan Karadeniz'in orta ve doğu bölgelerinde çıkan ayaklanma olaylarıdır. Bu bölgede çalışan İstiklal Mahkemeleri'nin kurulmasının en büyük etkeni bu olaylardır. Bu ayaklanmaların özellikle bazıları T.B.M.M.'nin açıldığı tarihte bir merkezden sistemli bir biçimde yürütülmüş, olağanüstü tehlikeler yaratmışlardı. Bu ayaklanmalara daha sonra, Demirci Mehmet Efe ve Ethem'in Ayaklanmaları da eklendi. Bir yanda düşmanla, bir yandan da bu ayaklanmalarla mücadele edilmek zorunlu idi. Bazen aynı anda bir kaç yerde birden ayaklanma çıkıyordu. Bu ayaklanmaların bir merkezden yönetildiğini ve İstanbul Hükümeti'nin bunları kışkırttığını M. Kemal Paşa şöyle belirtiyordu: "İstanbul'da Damat Ferit Paşa Hükümeti ve İstanbul'da, bütün yıkıcı ye hain örgütlerin kurduğu birlik ve bu birliğin Anadolu içindeki bütün ayaklanma örgütleri ve bütün düşmanlar ve Yunan ordusu, el birliği ile bizi yıkmak için çalışmaya başladılar. Bu Ortak saldırı siyasasının yönergesi de Padişah-Halife'nin, içinde düşman uçakları da bulunan her türlü araçlarla yurda yağdırdığı Huruc-u alessultan (Padişah'a Karşı Ayaklanma) fetvası idi." Yine M. Kemal Paşa'nın belirttiği gibi Sivas Kongresi ve sonrası döneminde, Ali Galip ve Şeyh Eşref olayları gibi tek olaylar bulunurken, B.M.M. nin açıldığı tarihe kadar geçen sekiz ay içinde ayaklanmaların ulaştığı boyutlar, bu süre içinde ne kadar büyük hazırlıklar yapıldığını gösteriyordu. 1919 YILI AYAKLANMALARI Bozkır'da Zeynelabidin Ayaklanması (27 Eylül-4 Ekim 1919) Mondros Ateşkesi'nden ve özellikle İzmir'in işgalinden sonra, Konya yöresinde de ulusal hareketi destekleyen girişimler ortaya çıkmıştı. M. Kemal Paşa Samsun'a çıktıktan sonra, diğer komutanlarla olduğu gibi, Konya'da bulunan Cemal Paşa ile de görüşerek, ulusal harekete desteğini sağlamıştı. Cemal Paşa Konya ve çevresinde gerekli askeri önlemleri almış, halkı bilinçlendirmeye ve noksan askeri kadrolarını tamamlamaya çalışıyordu. Ancak Cemal Paşa bir çağrı üzerine İstanbul'a gidince, yerine vekalet eden Albay Selahattin Bey'e bir telgraf çeken M. Kemal Paşa, oradaki kuvvetlerin başından kesinlikle ayrılmamasını, Ali Fuat Paşa ile devamlı haberleşmesini ve olumsuz hareketlere karşı tedbirli olmasını bildirdi. Selahattin Bey, her türlü önlemin alınmakta olduğu yanıtını verdi. Fakat bir süre sonra o da İstanbul'a gitti. Bu iki komutanın Konya'dan ayrılmalarını fırsat bilen ve Damat Ferit Paşa'ya bağlı bulunan Vali Cemal Bey, daha önce başlatmış olduğu olumsuz ·propagandaları arttırarak, Konya ve çevresine egemen oldu. Askeri otoritenin kalkması üzerine, Konya'da Vali Cemal Bey'in yönetimi M. Kemal Paşa'ya karşı çıktı ve hapishanedeki eşkıya ve katilleri serbest bırakıp, silahlandırarak çevrede korku ve dehşet yarattı. Diğer yandan İstanbul ile devamlı ilişkide bulunuyor ve aldığı emirleri aynen uyguluyordu. Konya'da bulunan İtalyan işgal kuvvetleriyle de yakın ilişki kurarak onları ve Konya halkını ulusal harekete karşı kışkırtıyordu. Konya'ya İstanbul'dan atanan Ali Sait Paşa, buraya geldi. Vali'nin tutumu karşısında etkili olamayınca Vali'nin görevden alınması için Harbiye Nezareti'ne başvurdu. 19 Eylül 1919'da Nazır Şefik Paşa verdiği yanıtta Konya'da bulunan askeri kuvvetlerden Padişah'a bağlı olanların yardımı ile ulusal amaca çalışan komutanların ve Padişah'ın emirlerine karşı hareket edenlerin en sert şekilde cezalandırılmasını bildirdi. Bu durum karşısında Ali Sait Paşa da 25 Eylül'de görevinden ayrılarak İstanbul'a gitti. Konya'da ulusal harekete karşı çıkan Vali'nin kuvvetlenmesi üzerine Heyet-i Temsiliye, buraya Albay Refet Bey'in gönderilmesine karar verdi. Konya halkı bu haberi duyunca vatanseverlerin çabasıyla Vali'ye karşı birleşmeye başladılar. Bu durumu gören Vali Cemal Bey 27-28 Eylül gecesi İstanbul'a kaçtı. Halktan ileri gelenler Mehmet Vehbi Efendi'yi (Müderris) Vali Vekili seçti ve Konya Temsil Heyeti'ne bağlandı. Konya'da ulusal iradenin egemen olduğu bir sırada, Ulusal Mücadele'ye karşı, gericiliğin ve Padişah'ın etkisi ile ilk isyan hareketi Konya'nın güneyinde Bozkır'da çıktı. Büyük önemi olmamakla beraber diğer ayaklanmalara örnek oldu. Bu ayaklanma Vali Cemal Bey ve İstanbul'da İngiliz Papazı Frew ile işbirliği yapan Zeynelabidin ve arkadaşlarının kışkırtmasıyla çıktı. Kışkırtıcılar çevrelerine topladıkları, çoğu silahsız bin kadar adamla Bozkır'ı bastılar ve jandarmaların silahlarını alıp, Askerlik Şubesi'ni ele geçirerek buradaki tüm silah ve cephaneyi ele geçirdiler. Karşı çıkmak isteyen vatanseverler öldürüldüler. Birçok ev yağma edildi ve yakıldı. Üzerlerine gönderilen ulusal kuvvetlere saldırdılar. Konya'dan gönderilen Nasihat Heyeti'nin görüşmeleri olumlu sonuç verdi. Bozkır'a ulusal kuvvet gönderilmeyeceği garantisi verilince asiler 4 Ekim'de dağıldılar. Fakat bu olay İstanbul Hükümeti ve İngilizlere büyük cesaret verdi. Zeynelabidin'in İkinci Ayaklanması (20 Ekim-4 Kasım 1919) Bu ayaklanmanın yarattığı tehlike üzerine, bir daha böyle olaylara fırsat verilmemesi için Temsil Heyeti önlemler almaya başladı. Afyon'da bulunan Yarbay Arif (Karakeçeli) Bey'in kuvvetleri Seydişehir'e kaydırılarak Konya'nın, Bozkır yöresinden tehdit edilmemesi sağlanmak istendi. Bu hareketleri öğrenen Zeynelabidin 70 silahlı ve 200 silahsız adamla, Hoca Abdullah, Hoca Sabit, Hoca Abdülhalim Efendilerin yönetiminde 20 Ekim'de ayaklanarak Bozkır'ın yakınına gelip Kaymakamı çağırdılar ve ulusal kuvvetleri istemediklerini bildirdiler. Kaymakam, yaptıklarının doğru olmadığını ve bu kuvvetlerin nizami kuvvetler olduğunu söylemesine rağmen etkili olamadı. Asiler Valiliğe telgraf çekerek, ulusal kuvvetler geri alınmadığı takdirde eylemlerini sürdüreceklerini bildirdiler. Valilik dağılmalarını isteyince Bozkır'a ikinci kez girdiler. Memurlar ilçe dışına çıkartıldı ve telgraf hatlarını kestiler. Üzerlerine gönderilen Yarbay Arif Bey'in birliğine ateş açtılar ve ellerine geçen üç eri çok çirkin bir şekilde öldürdüler. Çarpışmalarda yenildiler ve kaçtılar. 27 Ekim'de asilere son darbe vurulması düşünülürken, Delibaş isimli bir asinin Çumra'ya yürüyeceği duyulunca, Çumra'ya hareket eden birlik, yolda pusuya düştü ve esir edildi. Asilerin üzerine gönderilen yeni kuvvetler asileri yendi ve 2 Kasım'da Ulusal kuvvetler asilerin merkezlerini ele geçirdi. Fakat Konya ve yöresinde olaylar burada kapanmadı. Birinci Anzavur Ayaklanması (1 Ekim-25 Kasım 1919) Konya'nın Bozkır kazasında çıkan ayaklanmalarla hemen aynı tarihlere rastlayan bir sırada Marmara'nın güneyinde Ahmet Anzavur'un Ayaklanması da Ulusal Mücadele'ye karşı çıkan çok önemli bir ayaklanma idi. Aslen Bigalı olup, Emekli Jandarma Binbaşısı Anzavur, Sarayla bağları dolayısıyla Saltanat ve Hilafeti korumak istiyordu. Saray ve Hükümet'in hıyanetinin yalnızca bir aracısı idi. İngilizlerin elinde bir kukla durumunda bulunan Padişah ve Osmanlı Hükümeti'nin adamı olan Anzavur, ulusal silahlı direnişin "Kuva-yı Milliye"nin önemli bir yöresi olan Ayvalık'ta Yunanlılara karşı savaş başlatılması üzerine, bu bölgede İngiliz çıkarlarını sağlamak için Padişah'ın emri üzerine ayaklandı. Çanakkale Boğazı'nın İngilizler için güvenliğini sağlamak ve Ayvalık yöresinde Yunanlılara karşı savaşan ulusal kuvvetleri arkadan vurmak amacıyla, Biga-Gönen-Manyas ve bu yöredeki Çerkezler üzerindeki nüfuzu göz önüne alınarak buraya gönderildi. 25 Ekim'de Gönen-Manyas arasında dolaşarak ulusal kuvvetler aleyhinde propaganda yapan Anzavur yöredeki eşkıya ile birleşti ve 2 Kasım'da Susurluk'a geldi. Burada bulunan askeri birlik kendisine karşı koymadı. Halkı kendisiyle birleşmeye çağırıp, "Ulusal hareket için toplanan paraların hesabını görmek için Balıkesir'e gideceğini ve isteyenlerin kendisine katılabileceğini" söyledi. Buradaki subayların çekingenliği dolayısıyla 40 kadar er kendisine katıldı. Anzavur ve onunla işbirliği yapan eşkıyanın yarattığı tehlike üzerine, Bursa'dan Yarbay Rahmi Bey komutasında 170 kişilik bir birlik gönderildi. Karacabey'de eşkıya ile çatışan bu kuvvetler burada duruma hakim oldu. Diğer yandan Anzavur'un üzerine başka küçük kuvvetler de gönderildi. Fakat yöredeki silahlı direniş üzerine bazı birlikler esir düştü. 5 Kasım'da Edremit Kaymakamı Köprülü Hamdi Bey, Manyas'ta Anzavurla görüştü ve cephede görev verilmesini isteyerek Hamdi Bey'i kandırdı. Hamdi Bey Anzavur'a inanarak, Albay Kazım (Özalp) Bey'e, Anzavur sorunun kapandığını bile bildirdi. Oysa Anzavur gittikçe kuvvetlendi. 12 Kasım'da 300 kişi ile Susurluk'a tekrar geldi, Yunanlılarla savaşacağını söyleyerek halkı kandırırken, adamları kışlayı basarak, silahları ve topları ele geçirdiler. Bunun üzerine Albay Kazım Bey ve Rahmi Bey kuvvetleri Anzavur'u sıkıştırdılar ve Anzavur, Susurluk'ta elde ettiği topları bırakarak kaçtı. Bu bölgeyi temizlemek üzere Çerkez Ethem görevlendirildi. Çerkez Ethem'e Gönen'den tehdit telgrafları gönderen Anzavur, Ethem'in 23 Kasım'da Gönen'e girmesi üzerine kaçtı. Bu harekatı sırasında ulusal kuvvetler arasında işbirliği ve program olmaması Anzavur'un kurtulmasını kolaylaştırdı. Adamları dağılan Anzavur Ethem ve Rahmi Bey'in kuvvetlerine peş peşe yenilerek kaçtı. Ali Batı Ayaklanması (11 Mayıs-18 Ağustos 1919) Diyarbakır yöresinin önemli olayı, Midyat güneyindeki aşiretlerinden birinin reisi olan Ali Batı'nın, yöreye hakim olarak, İngilizlerin kışkırtmasıyla, Kürdistan kurmak fikirlerinden de yararlanarak çıkardığı ayaklanma idi. Padişah'ın izni ile hareket ettiğini yayan Ali Batı üzerine askeri birlikler gönderildi. 18 Ağustos'a kadar sürekli çarpışmalar sonunda ölü olarak ele geçen Ali Batı'nın başlattığı ayaklanma bastırıldı. 1920 YILI AYAKLANMALARI 1919 yılı ayaklanmaları dağınık ve birbirinden uzak girişimlerdi. Bu bakımdan çabuk bastırıldılar. Meclis-i Mebusan'ın toplanması dikkatleri ve önemi bir süre için İstanbul'a çekti. Bu sayede Heyet-i Temsiliye'nin ve M. Kemal hareketinin etkisini ve gücünü kaybedeceği zannedildi. Fakat Meclis-i Mebusan'ın "Misak- Milli" kararlarını alması, İstanbul'un işgali ve Ankara'da ulusal iradeyi temsil edecek bir meclisin toplanacağının anlaşılması üzerine 1920 yılının ilkbahar aylarında, bir merkezden ve planlı bir biçimde yönetilen bir dizi ayaklanma patlak verdi. İngilizler ve İstanbul Hükümeti, kuvvet gönderemedikleri için ulusal örgütlenmeyi önleyemiyorlardı. Bu sefer Türk'ü Türk'e düşürmek yöntemine başvurarak ayaklanma çıkartma yoluna daha planlı bir şekilde giriştiler. Bu bakımdan 1920 yılı ayaklanmaları çok tehlikeli boyutlara erişti. İkinci Anzavur Ayaklanması (16 Şubat-16 Nisan 1920) Bu ayaklanmaların en büyüklerinden birisi "İkinci Anzavur Ayaklanması" oldu. Bu ayaklanma, bu bölgede ortaya çıkan çeşitli huzursuzluk sebepleri ve İngilizlerle ilişki kuran bir kısım çıkarcının etkisiyle çıktı. Aznavur da bu durumdan yararlanarak bu ayaklanmanın başına geçti. Anzavur'un birinci ayaklanması sırasında adı geçen Hamdi Bey, 27-28 Ocak gecesi Fransız askerleri tarafından korunan Gelibolu Yarımadası'nın Akbaş cephaneliğini basmış ve buradaki cephaneliği Biga'nın Yenice mevkiine taşımıştı. Biga'ya yerleşen Hamdi Bey burada ulusal örgütlenmeyi genişletmek için çalışmaya başladı. Bu sırada Biga yöresinde Kara Ahmet adında biri hükümet içinde hükümet gibi davranıyor, halktan zorla para topluyordu. Biga'ya yerleşen Hamdi Bey, Kara Ahmet'i tutuklayıp 10 adamıyla Biga Cezaevi'ne hapsetti. Akbaş'dan getirdiği cephane ile ulusal birlikler kurmak isteyen Hamdi Bey, Askerlik Şube Başkanı'nın da yardımı ile 500 gönüllü genç topladı. Emrine 190. Alay'ın 2. Taburu da verildi. Başka birlikler de emrine gönderildi. Hamdi Bey'in emrindeki kuvvetlerin çoğalması, bunların beslenme, giyinme gibi birçok noksanlıkların ortaya çıkmasına yol açtı. Gereken parayı halktan sağlamak yoluna giden Hamdi Bey'in bu yola başvurması halkı huzursuz etti. Pomaklar Hamdi Bey'e cephe aldılar ve kendilerinden olan Kara Ahmet'in hapiste bulunması da onları kışkırttı. Bu durumda, sinmiş zannedilen elebaşıları Akbaş olayını hazmedemeyen İngilizlerle ilişki kurdular. Bu fırsattan yararlanan Anzavur da Çerkez köylerinde dolaşarak olumsuz propagandaya yeniden başladı. Pomaklardan Gavur İmam ve Çerkezlerden Şah İsmail adındaki iki kişi çevrelerine topladıkları 200 silahlı ve 1.000 kadar baltalı ve bıçaklı adamla 16 Şubat 1920 günü Biga'ya saldırdılar. Kışlada bulunan, eğitimsiz ve aslen Pomak olan erler dağılınca asiler ilçeyi kolayca ele geçirdiler. Hamdi Bey'in arkadaşı Kani Bey Biga Cezaevi'ne giderek, hapiste bulunan Kara Ahmet ve adamlarını öldürdü. Biga'nın işgalini duyan Ahmet Anzavur 17 Şubat'ta ilçeye gelip, ayaklanmanın yönetimini eline aldı. Asiler intikam almak için Kani Bey'i saklandığı yerde sardılar ve Kani Bey cephanesi bitene kadar savundu. Cephanesi bitince öldürüldü ve ölüsü balkondan sokağa atıldı. Olaylarla ilgisi olmayan Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey'i ve üç eri de öldürdüler. Üsteğmen Rıza Bey'i de vücudunu hedef gibi kullanıp bıçak atarak öldürdüler. Bu durum karşısında Yenice Cephaneliği'ni korumak ve buradaki birliklere haber vermek üzere oraya gitmek üzere yola çıkan Hamdi Bey, Eminoba Köyü'nde köylüler tarafından tanındı. Hamdi Bey'i yakalayan asi köylüler, Hamdi Bey'i yürüterek geri götürdüler. Hamdi Bey memleketin işgal altında olduğunu, millet ve memlekete kötülük ettiklerini anlatmaya çalıştıysa da öldürdüler. Anzavur bir bildiri yayınlayarak, Hamdi Bey'in cezalandırıldığını ve diğer isyancıların da aynı şekilde cezalandırılacaklarını bildirdi. Diğer ölülerle beraber hepsini Belediye bahçesine attılar. 18 Şubat 1920'de Biga'ya gelen iki İngiliz subayına cesetleri gösteren Şah İsmail İngilizlerle beraber İngiliz gemisine gitti ve 5.000 İngiliz altını ile geri döndü. Asiler Yenice'deki cephaneliğe saldırdılar, 800 asi 21 Şubat'ta Yenice Köyü'ne girdi. Buradaki ulusal kuvvetler çekilmek zorunda kaldı. Komutan Rıza Bey çekilmeden önce cephaneliği havaya uçurdu. 14. Kolordu Komutanlığı Çanakkale'deki jandarma taburunu görevlendirmek istedi, fakat İstanbul Hükümeti bu birliğin yerinden ayrılmasına izin vermedi. İstanbul bu ayaklanmayı, her fırsatı kullanarak destekliyordu. İstanbul'dan kendisine bağlı subay ve para yollayıp, İngilizlerin yardımı ile ayaklanma genişletilmeye çalışıldı. Bu tehlikeli durum üzerine ulusal kuvvetlerden çeşitli birlikler, noksan kadro ve silahlarıyla görevlendirildiler. Yarbay Rahmi Bey Karacabey'e geldi. Yarbay Süleyman Sabri bir beyanname yayınlayarak, Yunan işgalini ve Anzavur'un ihanetini belirterek hainlerin cezalandırılacağını bildirdi. Ulusal kuvvetlerin yığınağı tamamlanınca 2 Mart'ta Gönen'de toplandılar. 72 subay, 1252 er, 3 top, 16 mtf., 538 hayvandan oluşan bu kuvvet Anzavur'la çarpışmaya başladı. Takip Kuvvetleri Komutanlığı 3-4 Mart gecesi asilerle çarpışmasını yoğunlaştırdı. Biga köylüleri askerle çarpışmak istemeyip Anzavur'u terk ettiler. 5 Mart'ta bir İngiliz savaş gemisi Bandırma'ya geldi ve ulusal kuvvetleri korkutma gayretinde bulundu. Anzavur'un İngilizler ile işbirliği içinde olduğu açıkça görülüyordu. Çarpışmalar 8-12 Mart arasında daha da yoğunlaştı. Ulusal kuvvetlerin bazı birliklerinin eğitimsiz ve disiplinsiz olmaları yüzünden bunlardan yararlanılamadı. Bigalılar da ulusal kuvvetlere ateş açınca bastırma harekatı zorlanmaya başladı. Ulusal kuvvetler uzun çarpışmalardan sonra Gönen'e çekildi. Nisan başında Sait Paşa başkanlığında bir Nasihat Heyeti İstanbul'dan Biga'ya gönderildi. 14. Kolordu Komutanı, İstanbul'a çektiği telgrafta, bu heyette bulunan Albay Mirza ile Em. Bnb. Hüseyin'in ayaklanmanın kışkırtıcıları olduklarını bildirdi. Bunun üzerine 3 Nisan'da Şehzade Cemalettin başkanlığında yeni bir nasihat heyeti gönderildi. Ayaklanmayı hazırlayan ve kışkırtan İstanbul Hükümeti'nin gönderdiği Nasihat Heyeti'nden olumlu bir sonuç beklenemezdi. Gittikçe kuvvetlenen Anzavur 4 Nisan'da Gönen'e saldırıya geçti ve kolaylıkla Gönen'i aldı. Ulusal kuvvetler yöre halkının da direnmesi dolayısıyla yenildiler. Yarbay Rahmi Bey ve emrindekiler kahramanca dövüştüler ve şehit oldular. Gönen'i yağmalayan Anzavur, Balıkesir'e doğru ilerlemeye başladı. Fakat yağmacılıkla tatmin olan bir çok adamı kendisini terk ettiği için kuvvetleri azaldı. Balıkesir'de bulunan 61. Tümen Komutanı Albay Kazım Bey, Balıkesir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin de yardımıyla 350 gönüllü topladı. Söke, Akhisar cephelerinden gelen gönüllülerle 600 atlı oluştu. Bütün kuvvetler Çerkez Ethem komutasında 2000'e ulaştı. M. Kemal Paşa bir bildiri yayınlayarak, ülkeyi işgal eden düşmanların "Ulusal birliği bozmak için, kışkırtıcılık ve bölücülük yaptığını, Ferit Paşa Hükümeti ve Anzavur aracılığı ile Biga-Gönen dolaylarında ayaklanma çıkarttıklarını, hainlerin cezalandırılması için komutanlara, hapis, idam gibi her çeşit cezayı uygulama yetkisi verildiğini" bildirdi. Anzavur ayaklanmasını bastırmakla görevli kuvvetler Çerkez Ethem komutasında 15 Nisan'da Balıkesir'den hareket ettiler. Anzavur kuvvetlerini Yahyaköy'de 16 Nisan'da ağır bir yenilgiye uğrattılar. Anzavur yeni bir çarpışmayı göze almadığı için İstanbul'a kaçtı. Kuvvetleri dağıldı. Birinci Düzce Ayaklanması (13-Nisan-31 Mayıs 1920) Birinci Dünya Savaşı içinde eşkıya olaylarının yoğunlaştığı yerlerden birisi de Düzce yöresiydi. Burada devlet otoritesi gücünü kaybetmişti. Bazı Çerkez ileri gelenleri daha Kasım 1919'da Kuva-yı Milliye'ye karşı koymaya başlamıştı. Düzce yargıcı ve jandarma komutanı haydutlar tarafından öldürülmüş, silah deposu yağmalanmıştı. Bunun üzerine burada sıkıyönetim ilan edildi ve Binbaşı Mahmut Nedim Bey komutasında kurulan "Asayiş Müfrezesi" Kasım ayı sonunda Düzce'ye gelerek 79 kişiyi tutukladı. 1 Aralık 1919'dan, 31 Ocak 1920'ye kadar İzmit, Düzce, Bolu, Hendek, Zonguldak, Ereğli dolaylarında 335 kişi tutuklandı. Fakat Mahmut Nedim Bey hem Ankara, hem de İstanbul yanlısı görünüyor ve kararsız davranıyordu. Ankara'nın kendisine güvenmesi ve onun bu kararsız durumu, yörede İstanbul Fetvası ve Padişah Fermanı'nın çok etkili olmasını, hainlerin, Mustafa Kemal'in ikinci Padişah olmak istediği ve Padişah iradesi olmadan asker topladığı propagandalarıyla yıkıcı olayları hazırladı. Anzavur ayaklanmasının bastırılması için uğraşıldığı bir sırada Düzce'de yeni bir ayaklanma patlak vermek üzereydi. Bu kışkırtmaların sonunda 13 Nisan1920'de Düzce'nin Ömerefendi Köyü'nde toplanan Abaza ve Çerkezler silahlı olarak "Asayiş Müfrezesi" direnmeden asilere teslim oldu. Küçük rütbeli subaylar direndilerse de sayıları 4.000'e ulaşan asiler Düzce'yi aldılar. Asi elebaşılarından Berzek Sefer Bey Düzce Kaymakamı Maan Ali Bey (Emekli Binbaşı) Jandarma Komutanı,Koç Bey de Belediye Başkanı oldular. Bolu Mutasarrıfı kendilerini yatıştırmak istediyse de, verdikleri yanıtta İstanbul'un vereceği karara göre hareket edeceklerini bildirdiler. 14 Nisan'da Beypazarı halkı da "Padişah nerede ise biz oradayız" diyerek ve cephaneliği ele geçirip resmi makamları baskı altına alıp, postaya el koyarak tavrını belirtirken, isyancılar 18 Nisan'da Bolu'yu da işgal ettiler. İsyancılar Padişah'a bağlı olduklarını ve Kuva-yı Milliye'ye karşı olduklarını bildirdiler. Bu durum karşısında Ankara'dan bir birlik gönderildi. Beypazarlılar bu birliğe karşı koydular. Beypazarı Müftü ve Belediye Başkanı Ankara'ya telgraf çekerek, asilerin kaçtığını ve ayaklanmaya katılanların aflarını istediler. B.M.M. bu isteği dikkate alarak ikinci birliğin hareketini durdurdu. Asiler verdikleri söze bağlı kalmayıp, ilk gelen birliğe saldırdılar. Bunun üzerine Gevye'de 24. Tümen Komutanı Yarbay Mahmut Bey 18 Nisan'da başladığı ileri harekatına devam ederek Hendek'e geldi. Fakat halk kendisine tepki gösterdi, köylere giden birçok Hendekli askerler aleyhine çok çirkin propagandalar da bulundular. 22 Nisan'da Hendek'te durum bu noktaya gelmişti. Düzce'ye doğru yola çıkan Mahmut Bey Nüften (Nuhveren) Boğazı'nda pusuya düşürüldü. Kendisi de Çerkez olan ve kan dökülmesini istemediği ve asi Çerkezlerin sözüne inandığı için ateşi durdurdu. Fakat bu davranışı başta kendisi olmak üzere bazı subayların öldürülmesine ve tümenin dağılmasına, asilerin üstün gelmesine yol açtı. Safranbolu'da "Biz Padişah'ı isteriz" diyen asiler duruma egemen oldular. Hendek'teki asiler Adapazarı'na yürümeye hazırlanırken, nasihat için gönderilen Adapazarı ileri gelenlerinden Sait ve Kazım Beyler asiler tarafından öldürüldüler. Bu gelişmeler üzerine, asileri desteklemek isteyen İngilizler, Şile'ye asker çıkardılar. Ayaklanma her geçen gün yayıldı ve Ankara'yı endişeye düşürmeye başladı. Olay yalnızca asilerin sayıları ile sınırlı kalmamış halk da Ulusal Mücadele'ye karşı çıkmaya başlamıştı. Ankara bir yandan askeri önlemler almaya başlarken, diğer yandan nasihat için Milletvekili Hüsrev ve Osman Beyleri gönderdi. Fakat asiler tarafından rehin alındılar. Nasihat Heyeti olumlu sonuç alamayınca, Çerkez Ethem, Binbaşı Nazım, Kaymakam Arif, Binbaşı İbrahim (Çolak İbrahim) komutasındaki birlikler ile Ali Fuat Paşa ve Refet Bey emrindeki birlikler ayaklanma yöresine gönderildiler. 25 Nisan'da Beypazarı alındı 2 Mayıs'ta da Göynük alındı. Fakat bu sırada 14 Mayıs'ta Yenihan'da da ayaklanma çıktı. Ayaklanmaları fırsat bilen Anzavur, Eskişehir-İstanbul yolunu ele geçirmek için Geyve Boğazı'ndaki ulusal kuvvetlere saldırdı. İsyanın bu kadar güçlenmesi üzerine Damat Ferit Paşa 20 Mayıs 1920'de İzmit'e geldi. Fakat bu tarihten itibaren isyan ezilmeye başladı. Anzavur'un attan düşerek yaralanmış olduğu haberi Damat Ferit'i sarstı. Damat Ferit İngilizlere başvurarak, 10.000 kişinin silahlandırılmasına izin verilmesini ve bu sayede üç haftada "Milliyetçiler"i yeneceğini söyledi. Kuva-yı İnzibatiye Düzce ayaklanmasının başladığı ve geliştiği bir sırada, İstanbul Hükümeti yeni bir ihanet hazırlığı içindeydi. İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla M. Kemal Paşa başta olmak üzere bütün ileri gelen milliyetçilerin gıyaben idama mahkum edilmeleri, Damat Ferit için yeterli değildi. Milliyetçilerin Anadolu'daki üstünlüğünü yıkmak için yeni bir askeri kuvvet kurulmasını uygun gördü. 8 Nisan'da İngiliz Yüksek Komiseri Amiral de Robeck'le, Anadolu'da, sözde Milliyetçi denilen hareketin bastırılması sorununu görüşürken, İngilizlerden yardım istedi. Amiral, İngilizlerin fiili yardım yapamayacaklarını, fakat kurulacak bir kuvvete yardım edeceğini bildirdi. Bunun sonunda 18 Nisan'da, "Kuva-yı Milliye eşkıyasını tenkil amacıyla" Harbiye ve Dahiliye Vekaletleri'ne bağlı olarak "Kuva-yı İnzibatiye" kuruldu. Subay ve erlere maaş verilerek kurulan bu kuvvet için 1.250.850 lira ödenek kabul edildi. Komutanlığına Süleyman Şefik Paşa atandı. Görevleri için ayrı bir kararname çıkartıldı. Kuva-yı İnzibatiye'ye İttihat ve Terakki'nin iktidarı zamanında Enver Paşa tarafından tasfiye edilmiş subaylar alındı. Şefik Paşa'ya çok geniş yetkiler tanındı. İngilizlerin de yardımıyla kurulan Kuva-yı İnzibatiye, 8 Mayıs'ta İzmit'e geldi. Süleyman Şefik Paşa, karargahını İzmit'te demirli olan Yavuz zırhlısında kurdu. Kuva-yı İnzibatiye, İzmit'te bulunan güçlü bir İngiliz tugayı ve savaş gemilerinin sağladığı güvence ile Sapanca'ya doğru ilerlemeye başladı. Kuva-yı İnzibatiye'nin kuruluşu yanı sıra, İstanbul Hükümeti, "Anadolu Fevkalade Müfettişliği" adında bir örgüt kurdu ve başına 28 Nisan'da Müşir Zeki Paşa getirildi. Müfettişliğin görevi, Anadolu da Padişah otoritesini egemen kılmak ve Padişah adına asayişi sağlamak idi. Zeki Paşa, M. Kemal Paşa'ya bir temsilci ile mektup göndererek, kendisini Birinci Dünya Savaşı'ndaki başarılarından dolayı takdir ettiğini belirttikten sonra, Anadolu'daki ulusal hareketin Müslümanların birbirini öldürmesine yol açtığını, memleketi kurtarmak isteyen Hükümeti ve Padişah'ı güç duruma soktuğunu ileri sürüp, B.M.M. tarafından kurulan Hükümetin lâğvedilmesini, ordunun ve ulusal örgütlerin İstanbul Hükümeti'ne boyun eğmesini ve anlaşma sağlanana kadar çatışmanın durdurmasını istedi. Bu mektubun yanıtı 30 Mayıs'ta yollandı ve 5 Haziran'da Çekirge'de, görüşmeye hazır olunduğu bildirildi. Fakat İstanbul Hükümeti temsilcileri Çekirge'ye gelmediler. Yığınağını tamamlayan Kuva-yı Milliye 23 Mayıs'ta Sapanca, Adapazarı, ve Hendek'e taarruza başladı. Çerkez Ethem birlikleri Sapanca ve Adapazarı'nı aldılar ve suçlular sert şekilde cezalandırıldılar. 25-26 Mayıs'ta Hendek'i alan Ethem, Düzce'ye doğru yürüdü, diğer yandan Refet Bey'de aynı yere taarruza geçti. Kuva-yı İnzibatiye'nin yenilgisi de asilerin umudunu kırdı. Rehin milletvekillerini yollayarak Refet Bey kuvvetlerinin Düzce'ye girmesi, Ethem'in girmemesi koşuluyla teslim olacaklarını bildirdiler. Genelkurmay, asilerin, İngilizlerden ve İstanbul'dan yardım geleceğini umarak bu yola başvurduklarını "şehit edilen komutan ve erlerin hesaplarının sorulmasını, ancak halka kötü davranılmamasını, subay ve memurlardan ihanet edenlerin asla af edilmeyeceğini" bildirdi. Asilerin Ali Fuat Paşa'ya başvuruları da dikkate alınmadı ve Ethem kuvvetleri 26 Mayıs'ta, hiç direnme görmeden Düzce'ye girdi. Ayaklanmayı kışkırtmış ve idare etmiş olanlar idam edildiler. Refet Bey kuvvetleri de 31 Mayıs'ta Bolu ve Gerede'ye girdiler. Kuva-yı İnzibatiye ise henüz yok edilmemişti. Kuva-yı İnzibatiye'nin İzmit bölgesi komutanı Suphi Paşa ile Ali Fuat Paşa arasındaki haberleşmeyle, silah, cephane ve teçhizatı ile Kuva-yı Milliye'ye yapılan saldırı sonunda, birliklerin çoğu direnme göstermeden Kuva-yı Milliye tarafına geçtiler.Fakat topçuları ateş açtılar. Kuva-yı Milliye, topçu ve onlara yardım eden İngilizleri İzmit'e çekilmek zorunda bıraktılar. İstanbul Hükümeti ve İngilizler, M. Kemal Paşa kuvvetlerinin İstanbul'u işgal edeceğini zannettiler. İngilizler Ali Fuat Paşa'ya başvurarak, Türkiye'nin içişlerine karışmayacaklarını ve Kuva-yı İnzibatiye'nin diğer birliklerinin İstanbul'a gönderildiğini bildirdiler. Kuva-yı Milliye İzmit'in boşaltılmasını isteyince anlaşma olmadı. İngiliz uçakları Kuva-yı Milliye'ye saldırdı. 14-15 Haziran gecesi Kuva-yı Milliye İzmit'i ele geçirmek için saldırdı, fakat Ermeni çetelerinin savunmaları dolayısıyla başarı sağlayamadı, İngilizlerin kara, deniz ve hava kuvvetlerinin ateşi karşısında da geri çekildi. İstanbul Hükümeti ise yeniden 5.000 kişilik bir kuvvet kurulması için İngilizlerden izin istedi. İngiliz Askeri Temsilcisi'nden "Mustafa Kemal'i tedip" için Bursa, Balıkesir, Çanakkale illerinden iki tümen kurulmasına yardımcı olması istendi.