:)Hocam iyi bi araştırma olmuş. Birkaç bilgide ben paylaşmak isterim

:
Altta yazanları kısaca özetlemek isterim Osmanlı da her padişah zamnındakı orgutler özellikleri işlevleri hangi padişah ne yapmş,önemli işler için kurulan önemli teşkilatlar:
Konu uzun olduğu için okumaya başlamadan bir not: Bilerek uzun konu ve cok sayıda başlık aldım ki isteyen istediği bölümü okusun umarım faydalı olmuşumdur. :(("SAYGILAR.............................................

Sıkışık ama okumaktan zevk alacağınıza eminim
1. XIV.-XVI. Yüzyıllar (1301-1599):
a. Osman Gazi ve Orhan Bey, Murad Hüdâvendigâr, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed:301’de, Osman Bey’in (?- 1324) liderliğinde Bizans’a karşı kazanılan Koyun-Hisar (Bapheus) Savaşı ile büyük bir zafer kazanan Türkler, Anadolu’nun kuzey batısında kurulmuş olan beyliklerini kısa zamanda genişletip, beylikten devlete geçecekler, Asya, Avrupa ve Afrika’da yeni topraklar fethederek cihânşümûl Osmanlı İmparatorluğu’nu kuracaklardır. Osmanlılarda istihbarat ve espiyonaj (ajanlık) faaliyetleri, uç beyliğinin kuruluşu döneminde
(1298-1301) başlamıştır. Bu faaliyetlerden, günümüzdeki modern anlamda belirli bir merkezden idare edilen faaliyetler anlaşılmamalıdır.
Osmanlı Beyliği’nin kurucusu Osman Gazi, çevresindeki Bizans tekfurlarına karşı istihbarat ve espiyonaj faaliyeti yürütmüştür. Onun, İnegöl tekfuruna karşı giriştiği hareket esnasında ve oğlu Orhan Bey (1324-1362) zamanında Konur kalesinin fethi münasebeti ile Martolos adı verilen ajanların ve habercilerin kullanıldığı bilinmektedir.
Murad Hüdâvendigâr’da (1362-1389), Balkanlardaki fetihleri sırasında, Venedik tüccarları vasıtası ile Avrupa kamuoyunu yoklamakta, krallar ve onların siyasetleri ile muhtemel Haçlı tehlikeleri hakkında haberler almaktaydı.
- OSMANLILARDA İSTİHBARAT (XIV.-XX. YÜZYILLAR) Erdal İLTER* Dr., Tarihçi-Yazar.
‘Bu makale, kaynaklara dayal› olarak genifl flekilde haz›rlanan ve kitap olarak basılacak olan ‘Türk İstihbarat Tarihi’ adlı çalışmamın belirli bir bölümünün dipnotsuz özetidir (E.İ.).
Avrasya Dosyası, İstihbarat Özel, Yaz 2002, Cilt: 8, Sayı: 2, ss. 233-254. 234 ERDAL İLTER / OSMANLILARDA İSTİHBARAT (XIV.-XX. YÜZYILLAR)1402’de Yıldırım Bayezid (1389-1402) ile Timur arasında cereyan eden Ankara Savaşı’nda darbe yiyen Osmanlılar kısa zamanda toparlanarak yurt için de ve dışında istihbarat faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Yurt dışı faaliyetler genellikle, başta Bizans olmak üzere Macaristan, Sırp Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti ile Papalığa karşı Hıristiyan Martolos ve Voynuk kullanılarak yapılmış, Anadolu birliğini sağlamak için beyliklere, özellikle Karamanoğulları’na karşı dil (esir) alıp, durumu öğrenmek için ajanlar kullanılmıştır.
Türkçe “dil” tabiri, diğer anlamları yanında, düşmandan bilgi almak üzere tutulan esirler hakkında kullanılan bir tabirdir. Osmanlı kaynaklarında
geçen “dil almak, dil getirmek” gibi tâbirlerde “dil”, “esir” anlamında kullanılmaktadır. Akıncılara da bu “diller” kılavuzluk yaparlardı. “Diller” in bir kısmı Tımarlı Sipahîler tarafından yakalanırdı ve “dil” getirmeyen Sipahînin yükselmesi mümkün değildi.
Böylece, Osmanlılar merkezî sisteme yönelen iç ve dış tehditlerden mümkün olduğu kadar ayrıntılı bir şekilde haberdar olmaya çalışıyorlardı. II. Kosova Savaşı (1448) arifesinde, Osmanlı Sultanı II. Murad (1421-1444; 1446-1451), Doğan adlı bir Martolostan düşmanın durumu hakkında bilgi edinmesini istemiştir. Fatih Sultan Mehmed’in (1444-1446; l451-1481), sarayına davet ettiği İtalyan sanatkârlardan da zaman zaman ülkeleri hakkında istihbarat amacıyla yararlandığı bilinmektedir.
1461’de Rimini’den, Mateo di Pasti bir tavsiye mektubu ile “de re Militari” adlı kitabı Fatih’e takdim etmek üzere yola çıkmış, ancak vapuru Girit’te Kandiye’ye geldiğinde yakalanıp casusluk suçu ile hapse atılmıştır. Fatih Mehmed’in İtalya’da sahip olduğu haber alma ağı, çeşitli İtalyan devletlerinin en yüksek çevrelerine kadar nüfuz etmek imkânı bulmuştur. Fatih, İstanbul’a yerleşmiş Türk tüccarlarından da faydalanmakta idi. Başkalarının elde edemeyecekleri haber ve bilgileri toplayacak durumda olan tüccarlar her zaman iyi karşılanan kişiler olmuşlardır.
b. Martolos Teşkilâtı:Martolos teşkilâtı, XV-XIX. yüzyıllar arasında Balkanlarda faaliyette bulunan, genel olarak gayr-i Müslim topluluklardan meydana gelen bir Osmanlı askerî teşkilâtı idi. Bu teşkilâtın ilk zamanlardaki durumu bilinmemektedir. Martolosların, Osmanlıların kuruluş döneminde ajan ve haberci olarak kullanıldıkları anlaşılmaktadır.
Fatih Sultan Mehmed ve AVRASYA DOSYASI 235Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemlerinde Martolosların önemi çok artmıştır. Bunlar genellikle hudut, kale askeri ve akıncı sayılmaktadırlar. Fatih devrinde Macaristan’a yapılan akınlardan birinde, gerçekte Müslüman, fakat görünüşte Hıristiyan, 40 Martolos haberci olarak kullanılmıştır. Kanuni döneminde Batıya yapılan seferlerde Martoloslardan geniş ölçüde yararlanılmış ve daha çok haber alma işlerinde görevlendirilmişlerdir. Martolosların
görevlerinden biri de, Osmanlılar ile savaşmayı göze alan devletin halkı arasına karışarak, onlara Osmanlıların gücünü ve üstünlüğünü anlatarak morallerini bozmak ve genel güvenliği sarsmaktı. Martolos teşkilâtı, bunların çok ileri giden taşkınlıkları sebebi ile III. Ahmed (1703-1730) tarafından lâğvedilmiş, fakat sınırlı bir şekilde de olsa XIX. yüzyıla kadar devam etmiştir.
c. Voynuk Teşkilâtı:Voynuk teşkilâtı ise, I. Murad Hüdâvendigâr zamanında, Rumeli Beylerbeyi Timurtaş Paşa tarafından kurulmuştur. Voynuklar, Türk fethinden önce Balkanlarda yaşayan toplumların içinde küçük asilzâde sınıfını oluşturmaktaydılar. 1545 tarihli bir kanunnâmede Voynukların, uç bölgelerine gidip ajanlık yaptıkları ve düşmanın durumu hakkında bilgi topladıkları bildirilmekte ve buna karşılık bütün vergilerden muaf oldukları belirtilmektedir. Voynuklar, tımar tasarrufunda bulunmaları yasak olmakla birlikte, ender de olsa tımar sahibi olmuşlardır. Voynuk teşkilâtı, Sultan II Süleyman’ın (1687-1691) saltanatının sonlarında 1691 yılında ilga olunmuş, fakat 1693 yılında yeniden ihdas edilmiş ve 1878 yılına kadar devam etmiştir. Bazı Voynuklara tımar tevcih edilmiş olması, Osmanlıların istihbarat ve espiyonaj konuları üzerindeki hassasiyetlerini göstermesi bakımından dikkate şayandır.
ç. II. Bayezid ve Cem Sultan:Osmanlılar, imparatorluğun yükseliş döneminde, özellikle yurt dışı istihbarat faaliyetlerinde sıkıntı çekmemişlerdir. XVI. yüzyılın ortalarından itibaren, İstanbul’da daimi elçilikler kurarak istihbaratı kurumlaştıran Batılı devletlerde, Osmanlıların daimi elçi bulundurmamış olmaları bir eksiklik olarak gösterilirse de, onlar çok iyi haber Osmanlılar, imparatorluğun yükseliş döneminde, özellikle yurt dışı istihbarat faaliyetlerinde sıkıntı çekmemişlerdir.
236 ERDAL İLTER / OSMANLILARDA İSTİHBARAT (XIV.-XX. YÜZYILLAR)Haber toplayan espiyonaj elemanları yanında, yabancı elçiler marifeti ile de değerli bilgiler toplamışlardır. Ayrıca, Venedik, Milano, Floransa, Raguza
ve Sırbistan zaman zaman Osmanlılara güvenilir haberler yetiştirmekte yararlı olmuşlardır.
Osmanlıların Anadolu’da ve Avrupa’da güçlenip genişlemeleri, Batıda biri Papalık, diğeri krallıklar tarafından yürütülen iki büyük istihbarat teşkilâtının gelişmesine yol açmıştır. Papa, bir taraftan Avrupa devletlerini Osmanlılara karşı birleşmeye çağırırken, diğer taraftan ajanlar aracılığı ile bütün kiliseleri ve kralları Türklere karşı kışkırtıyordu. Bu amaçla, İstanbul’da bulunan Ortodoks Kilisesi ile Vatikan arasında gizli haberleşmeler yapılıyordu. XV. yüzyılda espiyonaj faaliyetlerinin en büyüklerinden birine, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Cem Sultan sebep olmuştur. Fatih’in ölümünden (1481) sonra tahta geçme konusunda II. Bayezid (1481-1512) ile Cem arasında geçen taht kavgaları, Cem’in Roma’ya gidişi ve Papanın eline düşmesi, Roma, Venedik ve İstanbul arasında yıllarca süren espiyonaj (ajanlık) ve çıkar oyunlarına yol açmıştır.
Cem Sultan’ın İstanbul ile ilişkilerinin kesilmediği bilinmektedir. Nitekim, Cem’in kurtarılması için kıyafet değiştirerek İstanbul’a gelen Cem’in nişancısı Sa’di, Roma’ya döneceği sırada öldürülmüştür. Bu arada II. Bayezid de, Avrupa’da olup bitenleri daha yakından öğrenmek için Kapıcıbaşı Mustafa Bey’i Roma’ya göndermişti. Diğer taraftan, Türklere karşı duyduğu hisler hiç de dostça olmamakla beraber, menfaatına uygun hareket etmeyen Hıristiyan krallarının tutumu karşısında, Papa VIII. lnnocent’in yerine geçen Papa VI. Aleksandr, Avrupa’nın Türkler hakkındaki düşüncelerini çeşitli yollarla II. Bayezid’e bildirmeye başlamıştı. Nicolo Simo adlı bir piskopos da, padişaha yazdığı bir mektupta, Hıristiyan krallarının yapmakta oldukları savaş hazırlıkları hakkında değerli bilgiler vermekte ve Fransa Kralının Osmanlı topraklarına saldırmak niyetinde olduğunu belirtmekte idi.
d. Yavuz Sultan Selim ve Pîrî Mehmed Paşa:Osmanlı devletinde yurt içinde ve dışında istihbarat ve espiyonaj hizmetlerine en fazla önem veren Padişah Yavuz Sultan Selim (1512-1520) olmuştur. Fevkalâde şartlar içinde tahta çıkan Sultan Selim, imparatorluğu demir bir pençe ile tutmuş bir otokrattı. Bütün gücünü Doğu işleri üzerinde toplamak için Avrupa’daki komşuları ile özellikle Macaristan ile uzayıp giden barış müzakerelerine girişti. Safevî Hükümdarı Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce, onun Osmanlı devletini yıkmak için Anadolu’da faaliyet yürüten ajanlarını ve gandistlerini bertaraf ettirdi. Yavuz Selim döneminde kuvvetli bir istihbarat teşkilâtı kurulması fikri, Sadrazam Piri Mehmed Paşa (?-1532) tarafından ortaya atılmıştır. 0, istihbaratın bir devlet için son derece önemli olduğunu bilen bir devlet adamıydı. Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ile mutlak surette hesaplaşmak azminde idi. Pîrî Mehmed Paşa’nın Yavuz Selim’e tavsiyesi, düşman hakkında haber toplayıp, alınan bilgiler doğrultusunda strateji belirlenmesi olmuştur. Böylece, düşmanın nerede gizlendiği ve ne yapmak niyetinde olduğu ajanlar vasıtasıyla öğrenilmiştir. Pîrî Mehmed Paşanın, Yavuz Selim’e verdiği fikirler doğrultusunda istihbarat teşkilâtı kurulmuş, düşmanın ordusu hakkında en ince ayrıntısına kadar bilgi toplanmıştır. Yavuz Selim’in ajanı Şeyim Ahmed’in, Şahın huzuruna çıkarak ona Yavuz’un kuvvetleri hakkında yanıltıcı bilgiler vermesi dikkate şayandır. Burada, Yavuz Selim’in düşmana karşı “Yanıltma Operasyonu” tatbik ettiğine şahit olunmaktadır.
Yurt dışında, bir yerin alınmasından önce, o topraklar hakkında istihbarat faaliyetinde bulunmak ve savaş sırasında düşmanın genel durumu hakkında haber almak için elemanların düşman tarafına gönderilmesine, Yavuz Selim zamanında, Pîrî Mehmed Paşanın sadrazamlığı sırasında başlanmıştır. Mesela, Saint-Jean şövalyelerinin idaresinde bulunan Rodos adasında bir Türk haber alma ağı (ajan şebekesi) kurulmuş, şövalyelerin itimadını kazanmak için din değiştirerek Hıristiyan olan bir Yahudi hekim bu örgütün başına getirilmiştir.
e. Kanuni Sultan Süleyman ve Sonrası:Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) da Rodos şövalyeleri arasında ajanlarının bulunduğu bilinmektedir. Bunların en ünlüsü, Saint-Jean Teşkilâtı’nın en büyük reislerinden “Grand-Croix” pâyesini haiz Don Andrea d’Amaral adındaki şövalyedir. İşte, 1522 yılında Rodos adasının Osmanlılar tarafından kuşatılması günlerinde, Yahudi hekim ile Don Andrea d’Amaral, Türkler ile haberleşmeyi sürdürmüşler, adada olup bitenleri günü gününe rapor etmişlerdir. Yahudi hekim, bir taraftan diğer ajanlar ile teması temin ediyor, diğer taraftan da adanın müdafaa vaziyeti hakkındaki raporlarını oklara bağlayarak Türk ordusuna atıyordu; ancak 14 Eylül 1522 Pazar günü yine raporunu ok ile atarken yakalanarak öldürülmüştür. Don Andrea d’ Amaral da, aynı akıbete
uğramıştır. Türklere kalenin müdafaa plânlarını vermekle suçlanan Amaral, önce şövalyelikten atılmış, sonra da idam edilmiştir. Rodos adasında kurulan Osmanlı haber alma ağında esir Türk kadınlarının da görev yaptıkları görülmektedir. Bunlar da kuşatma sırasında, şehrin muhtelif yerlerinde yangınlar çıkarmışlardır.
238 ERDAL İLTER / OSMANLILARDA İSTİHBARAT (XIV.-XX. YÜZYILLAR)Osmanlılar, Mukaddes Roma-Germen İmparatorluğu’na karşı Macaristan’a yaptıkları seferlerde düşman hakkında istihbarat yapmak için “kılavuz” da kullanıyorlardı; çünkü bunlar, geçitleri ve bataklıkların geçilecek yerlerini biliyorlardı. Bir Macar kaynağında, Türklerin ve Macarların kullandıkları kılavuzların dönme olduğundan bahsedilmektedir. O devrin ünlü kılavuzları arasında Palajtay Lörincz, Kürtössy Gergely ve Simon Peter’in adları sayılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın 1566’da Zigetvar Seferi’ndeki kılavuzu, Macar uçlarında uzun zaman hizmet görmüş olan Balazshazy Marton adlı bir Sırptı. 1561’de uç bölgesinde bulunan Macar Komutan Ormanyi Jozsa, sarayına yazdığı bir mektupta, Hıristiyan köylülerin Osmanlılara yakınlık gösterdiklerini ve onlara ajanlık yaptıklarını bildirmektedir. Bu sebeple, Macaristan Kralı Ferdinand (1527-1564)’ın yeter sayıda ajanı olmadığı için Macar müşavirler krala durmadan, Türkler gibi fazla sayıda ajan bulundurmasını tavsiye ediyorlardı. Bu cümleden olarak, 1550 yılları başından itibaren Almanlar, Budin Beylerbeyleri’nin Alman İmparatoru ile Macarca mektuplaşmaları sağlayan Macar katiplerinden faydalanma yolunu seçmişlerdi. Budin Paşaları, bu kâtiplerin, duydukları haberleri gizlice Macarlara bildirdiklerinden habersizdiler. Macarlar bu kâtipleri hediyelere boğarlardı. Mesela, Eğri kalesinin piskoposu Verançiç, Rüstem Paşanın kâtibinin bir çalar cep saati hayal ettiğini duyduğu zaman, kendi saatini hediye olarak göndermişti. Bu kâtibin asıl adı Scherer Mark’tı, fakat Müslümanlığı kabul ederek, Hidayet adını almış, Rüstem Paşa’nın kızıyla evlenmiş ve sonraları Ağa rütbesini almıştı. Hidayet’in gizlice verdiği haberler, özellikle 1560 yılının kışında, Rüstem Paşa, Yeniçeri birliklerinin süratle ve dinlenmiş olarak hücum mahalline nakledilebilmeleri için, 90 araba yaptırdığı zaman değer kazandı. Hidayet Ağa, 1562’de bir çatışma sırasında esir düşüp serbest bırakılınca, Macarlara daha da minnettar kalmıştı. Daha sonraları XVI. yüzyılın ikinci çeyreğinde, Almanlar her yıl İstanbul’daki büyükelçiliklerine birkaç Avusturyalı ve İtalyan genç göndererek, onların Türkçeyi ve Türkçe okuyup yazmayı öğrenmelerini sağlamışlar ve bunların bir kısmını istihbarat faaliyetlerinde kullanmışlardır. 1591 yılında, Alman-Avusturya İmparatoru II. Rudolf’un (1576-1612), Osmanlılar ile barışı 8 yıl daha uzatmak ve yükümlü olduğu yıllık vergiyi ödemek üzere Viyana’dan Istanbul’a gönderdiği fevkalâde elçilik heyetinde bulunan Baron Wenceslaw Wratislaw, 1597 yılında Linz’de Latince olarak yayınlanan anılarında, İstanbul’daki Alman elçisinin gizli istihbarat çalışmalarında bulunduğunu belirterek, Elçi Von Kregwitz’in rüşvet karşılığında saraydan, yüksek rütbeli devlet
memurlarından bilgiler sızdırdığını ve bunları kendi imparatoruna ulaştırmaya çalıştığını, ordunun gücü, savaş plânları, ilk hedefler gibi devlet sırlarını elçiye ulaştıranların arasında Sultan III. Mehmed’in (1595-1603) annesi Safiye Sultanın da bulunduğunu, Sadrazam Sinan Paşanın ise kendisini sadaret makamına getiren Safiye Sultandan ve sarayı karşısına almaktan çekindiği için, ortaya çıkardığı Alman elçisinin gizli haber alma çalışmalarını örtbas ettiğini anlatmaktadır. 1626’dan sonra Almanlar, Budin, Belgrad, Sofya ve İstanbul’da birer diplomat istihbaratçı bulundurmaya başlamışlardır.
Osmanlıların Tata kalesinin zaptında ajanlardan faydalandığı bilinmektedir. Diğer devletlerde olduğu gibi, Osmanlıların da hulûl operasyonları
çerçevesinde, imparatorlukların toplantılarındaki müzakerelerden haber almak için oldukça yüksek seviyedeki kimseleri de istihbarat hizmetinde istihdam ettikleri görülmektedir. Osmanlılarda istihbarat elemanlarının uzun bin süre yurt dışındaki ülkelere gönderilmesine Yavuz Sultan Selim devrinde başlandığına yukarıda temas edilmişti. Buna dair bir örnek de, Sicilyalı Mehmed Ağa’nın faaliyetleri gösterilebilir. Kaptan-ı Derya Küçük Ali Paşanın adamlarından Sicilyalı Mehmed Ağa, Titus Moldariensis Clericus adı ile 40 yıla yakın Fransa kralının sarayında Osmanlı ajanı olarak görev yapmış, Avrupa devletleri ve özellikle o devrin en büyük rakip devleti Avusturya hakkında İstanbul’a muntazam bilgi göndermiştir. Kanunî ve oğlu II. Selim (1566-1574) devirlerinde, devlete istihbarat hizmetinde bulunan bir kişi de Yasef Nasi idi. Portekiz doğumlu olan ve ailesi engizisyonun baskısı sonucunda dininden dönerek Hıristiyanlığı kabul etmek zorunda bırakılmış olan Yasef Nasi, Osmanlı devleti hizmetine girmeden önce, para-banka işlemleri ve deniz ticaret şirketleri sayesinde büyük servet sahibi olmuştu. Avrupa’nın siyasi çevrelerinde sözü geçen bir kişiydi. 1554 yılında İstanbul’a yerleşen Yasef Nasi, tekrardan dinine dönerek Osmanlı devletinin hizmetine girdi. o, şirketleri ve Avrupa’da iken kurmuş olduğu ilişkiler sayesinde devlete, Avrupa ülkelerinin malî ve ekonomik durumları, yöneticilerinin zayıf ve güçlü tarafları, askerî örgütler ve savaş yöntemlerine ait bilgileri temin etmekte idi. Avrupa’nın hemen hemen her sarayında olup bitenleri kendisine rapor eden adamları vardı. Yasef Nasi’nin bu çalışmaları nedeniyle, Venedik elçisi onun yalnız Venedik için değil, bütün Hıristiyan dünyası için tehlikeli ve zararlı olduğunu rapor etmişti.
Kıbrıs Seferi’nden hemen önce Venedik tersanesinin barut deposunun 13 Eylül 1570 tarihinde havaya uçurulmasını Osmanlı İstihbarat Teşkilâtı’nın gerçekleştirdiği belirtilmektedir ki, bazı kaynaklar bunu Yasef Nasi’nin yaptırdığını öne sürmektedirler.
XVI. yüzyıl ikinci yarısının ünlü tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âli de (1541-1600) 1587 yılında yazdığı ve Osmanlı Padişahı III. Mur