Üye Bilgileri
telleyay
TAŞ ANLADI, BİR SİZ ANLAMADINIZ / Hüseyin MÜMTAZ Yazımızı, yazgımızı taşlara yazdık, taşlara kazıdık, o bile anladı siz anlamadınız.. Bir siz anlamadınız.. Siz kimlersiniz, kimlerdensiniz Allah Aşkına? Ne kadar mebzul miktarda imişsiniz, ne kadar “teferruat”mışsınız… Ne kadar çokmuşsunuz.. Kaç kişisiniz, kaç paralık adamsınız? Servet Somuncuoğlu’na gıpta ediyorum.. Günlük olaylardan etkilenmeden, olayların kendisini etkilemesine izin vermeden arı gibi peteğini örüyor, bal yapıyor. “Yalnız” bir arı.. Uzun bir sessizliğin ardından kapı gibi bir yazı dizisi, televizyon programı, fotoğraflarla ortaya çıktı. Somuncuoğlu ezber bozuyor.. Ve bunu iyi yapıyor. ATLAS’ın Aralık 2007 sayısında Somuncuoğlu’nun “TAŞTAKİ TÜRKLER” başlıklı dizi yazısının ilk bölümü yayınlandı. TRT’de de aynı konu görsel olarak birkaç hafta yer alacak.. ATLAS’ın; Somuncuoğlu’nun yazılarının bulunduğu ender sayıları kaçırmayın.. TRT’de de yine “sadece” Somuncuoğlu ve Banu Avar’ı.. “Sibirya’dan Anadolu’ya dek dağların doruklarında, gizemli vadilerde, nehir yataklarında, ıssız çöllerde sürekliliğini kayalara kazımış bir kültürün izleri raks ediyor” diyor Somuncuoğlu; “Gobi Çölü’nden Lena Nehri kıyısına, Kırgızistan Saymalı Taş’tan Hakkâri Gevaruk Yaylası’na kadar altı ülkede altmışdört ayrı alandaki kaya resimlerini” gezip, görüp fotoğraflayarak.. Somuncuoğlu’nunki, Karadeniz’de oturup da Vazelon’a, Kuştur’a, Santa’ya, Sümelâ’ya; Kars’a kadar gidip de Ani’ye uğramayan tam bana göre bir gezi.. Hele Sibirya’dan-Anadolu’ya 64 ayrı mekânın listesi ve haritasını görünce hayıflandım.. Tesadüf, bu yaz ve sonbahar dolaştığım Doğu Anadolu ve Azerbaycan güzergâhımda, bahsi geçen 64 yerin hiç olmazsa 8’ini görme imkânım vardı. “Taştaki Türkler” Aralık’ta değil de iki ay önce yayınlansaydı.. 64’ün biri Hakkâri’de.. Yüksekova-Gevaruk Yaylası’nda. Kırgızistan’daki Saymalıtaş da bulunan resimlerle Gevaruk’daki arasında “coğrafi alan-tarz ve üslûp” olarak “şaşırtıcı benzerlik” bulunuyor.. Hakkâri’de “Türkiye’deki en yüksek râkımdaki” “Yalnız Keçi”nin resmini iyi ki çekti Somuncuoğlu.. Çünkü bazılarının hoşuna gitmese de bu “Türk Keçisi”; bu, “Yalnız Kurt”tan mülhem “Yalnız Keçi” oradaki en yüksek taşa kazınmış Türk bayrağı değil de nedir ki? “Neden çekinelim?” diyor Somuncuoğlu, Hâkkâri-Kırgızistan ve Ordu-Mesudiye ile Erzurum Cunni Mağarasındaki resimlerin Kaşgarlı Mahmud’un, Divan-ı Lügâtı Türk’ündekilerle birebir örtüştüğünü ifade etmekten… Somuncuoğlu’nun yazısında Sencer Divitçioğlu diyor ki; “Bodrum’da iki yerin ismi Rumca diye değiştirildi. Biri –Kaplangu-, diğeri –Salanpars-. İkisi de Anadolu’da İÖ 1000’inci yılın başından kalma Türkçe isimler.. Yaptığı medeniyeti, oluşturduğu dünya projesini böylesine yok eden başka bir millet var mıdır dünyada?” Kim diyordu, “Türkler Anadolu’ya 1071’de geldi” diye? Divitçioğlu’nun bu yargısı, “geliş”i iki bin yıl geriye götürmüyor mu? Bakû’ye 50 km. uzaklıktaki Gobustan Gayalıkları’ndaki resimler için “Halay çeken insanlar” diyor Somuncuoğlu.. Halbuki bana “Horona kalkmışlar” gibi geldi.. Karadeniz ahalisinin Karadeniz’den Hazar kıyısına gittiğine dair şimdiye kadar herhangi bir emâre mevcut olmadığına göre “Doğu’dan geliş” bir kere daha ve halk oyunlarıyla da kanıtlanmış olmuyor mu? Tabii güneşin doğuşunu seyretmek için Nemrut’a çıkanlar bizi anlamakta zorluk çekecektir biliyorum.. Ama neden Nemrut yerine Gevaruk’a çıkmazlar diye merak etmekten de kendimi alamıyorum.. Güneş yüzyıllardır, ..bin yıllardır …milyon yıllardır… her gün, ..bugün yarın ve daima.. …yeniden ve yeniden.. ..“doğudan” yükselmez mi, yükselmeyecek mi? Meşrebinize göre “Kütahya, Çavdarhisar Aizonai Tapınağı’nın doğu yüzüne bakan duvarında yer alan resimdeki süvarinin elinde taşıdığı sancağın alemindeki” figürü pekalâ Roma, yahut eski Yunana bağlayabilirsiniz.. Dikkatli bakın, süvarinin mızrağının en üstünde “Kurt başı” yok mu? Somuncuoğlu da zaten “Kurt başı” ve “ok-yay” damgasının bu yüzyılın başlarında Anadolu’ya gelen Türklerce yapıldığını söylüyor.. Ok-yay’ın da, Göktürk hükümdar ailesinin damgası olduğunun altını çiziyor.. Azeri Prof.Veli Aliyev; “Kaya üstü resimlerin en zengin kaynakları eski Türk nesillerine mahsustur” dedikten sonra Gobustan’dakileri “Taş çağı”na tarihliyor. Kazak Prof. Zeynullah Samaşev de Tamgalıkaya’dakileri “Bronz çağı, Demir çağı” Türklerinin eserleri olarak görüyor. Bence Somuncuoğlu en çarpıcı saptamayı “Rus bilim adamlarına” yaptırıyor.. Baykal Gölü Irkutsk kentine yaklaşık 400 kilometre uzaklıktaki Lena Kaya resimlerinin yaş tespiti İÖ 14-12inci binyıllara tarihleniyor Ruslarca. Hanginiz demişti “Türk diye bir ırk yoktur” yahut “Olsa da en fazla İÖ 400-500’lerde tarih sahnesine çıkmışlardır” diye? Bu kadar yıldır sen ey okuyucu, bu 6 ülke, 64 ayrı mekânda, binlerce kilometrelik bir alana ve yüzlerce metrelik yüksekliğe yayılmış Türk Damgaları’na ilgi gösteren başka bir kurum-kuruluş-STÖ hatırlıyor musun? TİKA’nın ne işe yaradığını sen de benim gibi merak ediyor musun? “Bilim adamlarımızın” neden İLK ÇAĞ tarihine burun kıvırıp Yeni ve daha çok Yakın çağlarla ilgilenmek istediklerini, teşvik edildiklerini de mi merak etmiyorsun? Onlar burunlarından kıl aldırmaz ve bu işle uğraşan Orta Asya’lı bilim adamlarını da küçümserler. Kâzım Mirşan’ı duymak istemezler.. Somuncuoğlu’na nasıl yaklaşacaklar bakacağız.. Yoksa aslında reddi miraslarının temelinde yatan, yazının yayınlandığı derginin 144’üncü sayfasında yer alan şu satırlar mı? “Bu taşların yüzeyine Bronz Çağı’ndan itibaren resimler çizilmeye başlanmıştır. Sonradan burası her yıl belli günlerde, örneğin gündüz ile gecelerin eşitlendiği günlerde GÖK TANRI’ya kurban sunulan, dua edilen, kutsal ruhlara şükranların sunulduğu alan haline gelmiş, kaya resimlerinde bu ifadeler yer almıştır… .. Kaya resmi alanlarının hepsi GÖK TANRI dininin mabetleri, ayrıca anıt-mezar olma özelliğini de taşıyor”. İşte kurumsal bigâneliğin, TİKA’nın ilgisizliğinin nedenleri.. Kazakistan’dan Doç. Dr. Ayman Dosımbayeva diyor ki; “Kayalara yazılmış damgalar bize en önemli ipuçlarını verir. Örneğin Zaysan, Tamgalı, Saymalı taş’ta, Türkiye toprağı olan Anadolu’da da ortak damgalara rastlanıyor. Damgalar hem bireylerin, hem de bağlı bulunan boyların mührü gibidir. Örneğin eski bir Türk boyunun damgası Anadolu’daki kaya resmi alanlarında tespit edilmiş ki aynısını Kazakistan’daki Zaysan’da da görmek mümkündür”. Somuncuoğlu ezber bozuyor. AB’ye bağlanmak istediğimiz, olmazsa “zorla demirli tutulmamızın gerektiği” söylenilen İS 2007-8’de, İÖ 12-14 BİN’li yıllardan gelen ışığın gelecek bin yılları aydınlatmasını sağlıyor. Aynı yazının OCAK 2008 sayısındaki başlığı; “TAŞTAKİ TÜRKLER-SİBİRYANIN BİLİNÇALTI”.. “Mavi gök ile yağız yer” arasındaki Sibirya.. Sibirya’da başka bilinçler arayanlara selâm olsun.. Yolun açık olsun Servet Somuncuoğlu.. Somuncuoğlu’nun dizi yazı ve TV programlarını izlemeye devam edin.. “Demeli”… Türk önce Türklüğünü bilmelidir. Bilmelidir ki İLİ-TÖRESİ bozulmasın.. Türk, Türklüğünü bilmelidir ki.. TANRI da TÜRK’Ü KORUSUN.. 4 Ocak 2008 turkcesi.net