Bağdat Valisi bende Hasan Refik
Medreseler başlangıçta Sünni İslam inancını Şii mezhebinin baskısından halkı korumak amacıyla devlet tarafından kurulmuştur. Ancak daha sonraki dönemlerde medreseler vakıflar aracılığı ile açılmış bu gelenek Osmanlı Devletinde de sürdürülmüştür. Bu gelenek devam ederken Bağdat valisinin, Osmanlı devletinin son yüzyılında, Şii mezhebinin yayılmacılığından halkın korunabilmesi için, padişahtan yeni medreseler yapmak için yardım istemesi ve yardımların devletin hazinesi tarafından karşılanması isteği hem durumun aciliyetinden hem de devlet siyasetinin gereği olarak görüldüğü ve istendiği belgeden anlaşılmaktadır. Burada dikkat çeken bir başka şeyde Osmanlı devletinin mezhep yayılmacılığı karşısında, medrese açma sorumluğunu üstlenmesi, eğitim yoluyla halkı bilinçlendirmek istediğinin yansıması olarak anlaşılmaktadır.
II. Misyon ve Misyonerlik Faaliyetleri
On altıncı yüzyıldan itibaren başlayan Rönesans hareketleri ile batıda, bilimde sanatta ve felsefede yeni bir dönem başlamıştır. Fransızca bir sözcük olan Rönesans deyimi “Antik düşünce ve kültürün yeniden doğuşu ya da yenileştirilmesi ”anlamına gelir. Rönesans ile kilisenin otoritesi sarsılmıştır. Katolik Hıristiyanlığa ve kiliseye baş kaldırma hareketi olarak Almanya’da Martin Luther’in öncülüğünde gelişmeye başlayan Reformasyon hareketleri ile kilise ve politika alanında yenileşmeler, Hıristiyanlık içinde yeni bir mezhep olan Protestanlığın doğuşu gerçekleşmeye başlamıştır (Aytaç,1980,125-129). Bu durum Hıristiyanlık dininde yeni çatışmalara ve hâkimiyet alanlarını da genişletme çalışmalarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Rönesans ve sonrasındaki gelişmeler, Fransız İhtilali, Sanayi İnkılâbının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu iki gelişme Batılı devletlerin gözünü, Osmanlı devletinin sınırlarına, Hindistan ve Çine yöneltmelerine, bu topraklardaki yeraltı ve yerüstü kaynakların Avrupa’ya taşınma arzusunu geliştirmiş, sömürge imparatorlukları doğmaya başlamıştır.
Hıristiyanlık dininin yayılışında başlangıçta ana rol ve görevi Hz.İsa’nın havarilerine aittir, onların zorlu çalışmaları sonucunda Hıristiyanlık kabul görmüş ve yayılmaya başlamıştır. Hıristiyanlık inanışına göre Hz. İsa etrafına topladığı havarilerine: “İmdi, siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve Oğul ve Ruhülkudüs ismi ile vaftiz eyleyin, size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin ve işte ben bütün günler dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim” diyerek onları vaaz etmek için görevlendirmiştir. Bundan dolayı “Havariler” ilk misyonerler olarak kabul edilir. Başlangıçta dini gayelerle kişisel gayretler şeklinde başlayan bu faaliyetler zamanla oldukça güçlenir ve özellikle mensubu bulundukları ülkelerin siyasi, sosyal, kültürel, ticari ve ekonomik menfaatleri doğrultusunda emperyalizmin gelişmesine katkı sağlayan bir teşkilat halini alır.(Sezer,1999)
Hıristiyan kiliselerin Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilata misyon, bunları idare eden ve faaliyet gösteren din adamlarına misyoner denilmektedir (Vahapoğlu,2005;33).
On yedinci yüzyılın sonlarında İngiltere'de Hıristiyanlıkla ilgili teorik yorumlar yerine, pratik yönü ağırlıklı bir dini anlayışın gelişmeye başladığını görüyoruz. Bu yüzyılda dini ve sosyal maksatlarla pek çok gönüllü kurum kurulmuştur. Bunlardan bazıları günümüze kadar ulaşmıştır. 1698'de kurulan Hıristiyan Bilgisi'ni Yayma Cemiyeti (Society for Promoting Christian Knowledge) ve 1701'de kurulan İncil'i Propaganda Cemiyeti (Society for the Propagation of the Gospel) bunlara örnek gösterilebilir. Ele aldığımız coğrafya ve dönem bakımından iki asra yakın ömrü bulunan İngilizlerin The Society for Missions to Africa and the East 1799 yılında kurulmuş ve hala önemini korumaktadır. 1810 yılında Amerikan Protestan misyonerler tarafından kurulan American Board of Commissioners for Foreign Missions, on dokuzuncu yüzyılda dünyanın en güçlü Protestan misyonerlik teşkilatı olmuştur. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda Anadolu başta olmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında en çok faaliyet gösteren misyonerlik kuruluşudur (Turan,Ö; Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yapwww.ilkadimdergisi.com
,2005). Londra’da kurulan ‘Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti’ kısa zamanda hızla yayılır ve İngiltere, Almanya, İsviçre, Danimarka, Amerika ile Rusya gibi ülkelerde binden fazla merkezi açılır. Bu sayının on dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde yedi bine ulaştığı görülür (Sezer,1999)
Misyonerler görevlerini yerine getirmek için her yolu denemişlerdir. Misyonerlerin öncelikle el attıkları faaliyet alanları okullar, yabancı dil kursları, hastaneler, yetimhaneler, yayınevleri ve geniş maksatlı yardım teşkilatlarıdır. Bazen doktor, bazen öğretmen bazen mühendis bazen de işçi olarak çalışmışladır. Bunlarla birlikte daha farklı kamufle edici metotla çalışmalarına örnek Müslüman ülkelerde bazı tarikatlar içine girip o tarikata mensup Müslüman gibi çalışmışlardır. Bu çabaların gerekçesi, insani gibi görünse de aslında Hıristiyan mezheplerin dünya hâkimiyetleri için sergiledikleri çaba gözden kaçmayacaktır. Misyonerlerin görünürdeki amaçları sosyal yardım, görünmeyen amaçları ise Dünyayı Hıristiyanlaştırmaktır. Onlara göre eğitim ve öğretim yoluyla öğrencileri Hıristiyanlaştırmak esas gayedir. Henry H.Jessup isimli misyoner bu konuyu şu sözleriyle açıklamaktadır: “Misyonerliğin başarısı için temel şart okullardır. Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır. Şu da bir hakikattir ki misyonerlerin yahut İncilin başka yollarla sokulmaya imkan bulamadığı bir çok yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir (Sezer,1999., Vahapoğlu, 2005;33).
Osmanlı Devletinde Misyoner Faaliyetleri
Hıristiyan misyonerler, dünyanın her bölgesinde dinlerini yaymak için çalışmışlardır. Bu misyonerlerin ilgi gösterdikleri ülkelerden biri de Osmanlı devleti olmuştur. Osmanlı devletinin çok geniş coğrafyaya sahip olması ve sınırları içinde çok farklı din ve kültürden insanı barındırması; zengin yer altı ve yerüstü kaynaklara sahip olması, sanayileşen batının ham madde kaynakları için dikkatini çekmiştir. Batılı devletler ham maddenin en az maliyetle batıya taşınması için her yolu denemişlerdir. Bu çabaların en önemli araçlarından birisi de Misyonerlerin ve ajanların, Osmanlı topraklarına çeşitli anlaşmalar ve kanunlar bahane edilerek gönderilmesidir.
Misyonerler, Osmanlı devletinde, gayri Müslüman ve Türk olmayan Müslümanların bulundukları bölgelerde faaliyette bulunmuşlardır. Ortadoğu’daki faaliyet alanları içinde özel önem taşıyan bölge Türk hâkimiyetindeki bölgelerdir. Bunun bir sebebi Osmanlı devletinin kurulu olduğu bölgenin jeopolitik ve jeostratejik açıdan dünya coğrafyasının en önemli kilit bölgelerinden birini oluşturmasıdır (Vahapoğlu,2005;34). Misyonerlerin diğer sebebi de dini niteliktedir. Bu amaçla ilk misyonerlerin özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi şehirleri merkez edindikleri dikkati çekmektedir. Özellikle Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak esas gayedir. Nitekim, Hz. İsa’nın bu bölgede yaşamış olması ve Haçlı seferleri sırasında pek çok asker ve komutanın bu topraklarda kalmış olması onların bölgeye olan ilgilerini arttırıyordu. Bu konuda yapılan bir başka değerlendirmeye göre, Avrupa Devletlerinin Haçlı Savaşları esnasında Müslümanlar karşısında yenilmeleri, onların Müslümanlara karşı misyonerlik faaliyetlerine ağırlık vermelerine sebep teşkil etmiştir(Sezer,1999).
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra, hâkimiyeti altındaki Latinler, Ortodokslar, Ermeniler ve Yahudilere din, ibadet ve eğitim özgürlüğü tanınmıştır (Haydaroğlu,1993; 5). Bu özgürlükler on yedinci yüzyıldan itibaren batılı devletlerin azınlıkların hamisi rolünde çalışmalara başlamasına neden olmuştur.
Hıristiyanların misyoner faaliyetleri genel olarak Katolik ve Protestan misyonerleri tarafından yürütülmüştür. Katolik misyonerlerinin faaliyetleri Protestan misyonerlerin etkisini azaltmak kendi yayılma sahalarını genişletmek amacıyla gelişmiştir. Fransa’ya 1535 yılında tanınan ticari imtiyazlar sonucu Fransa ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler genişlemiş, Cizvitler ve Fransiskenlerin misyoner faaliyetlerinin artmıştır. 1583 yılında İstanbul’a gelen Cizvit misyonerleri özel okul kapsamında Galata’da Sn. Benoit Kilisesinin yanında ilk yabancı ilkokulu açmıştır. Bu okul; dini eğitim veren bugünkü okul anlamında ve çizgisinde olan ilköğretim kurumudur (Haydaroğlu,1993; 108), Bu grupların Osmanlı ülkesinde yaptıkları faaliyetler on yedinci yüzyılda artmıştır
(Vahapoğlu,2005;35).
Ayrıca Osmanlı Devleti'nin daha sonraki dönemlerde yapmış olduğu ıslahat ve bilhassa Tanzimat Fermanı onları bu emellerine biraz daha yaklaştırmıştır. Tanzimat'ı takiben, 1876 ve 1908 meşrutiyet hareketleri ile 1878 Berlin Anlaşması batılıların Osmanlı'ya müdahalesini daha da kolaylaştırmıştır.
Osmanlı Devleti’nin siyasi durumundan kaynaklanan fırsatlar ve Katolik misyonerlerin faaliyetlerindeki artışa engel olma isteği sonucu Protestan misyonerler, Osmanlı ülkesindeki çalışmalarını 1840’lı yıllardan itibaren hızlandırmışlardır. Yapılan çalışmalar ilk anda dini ve mezhebi nitelikte görünmekle birlikte özelikle Fransa ve Rusya’ya karşı Osmanlı devleti’nde güçlü bir Protestan nüfus meydana getirmek için Ortadoğu ve Anadolu’da özellikle Ermeniler, Hıristiyan Araplar üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmışlardır. 1842 yılında Kudüs’te Protestan kilisesinin kurulması ile başlayan faaliyetler ile bölgedeki Dürzîler Hıristiyanlaştırılmış, bunun sonucu olarak ta bölgede bu grup misyonerler tarafından kullanılmaya başlamıştır (Vahapoğlu,2005;40).
İngiltere’nin İslam ülkelerini ve Asya’yı ele geçirme planları, bu bölgeler için özel olarak yetiştirilmiş ajan misyonerler tarafından gerçekleştirilmiştir. 1700’lü yıllarda Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde ajan misyonerlik faaliyetleri için görevlendirilen Hempher (Gümüş,2002,5); “Büyük Britanya çok geniştir. Güneş denizlerimiz üzerinde doğduğu gibi yine bu denizler üzerinde batar. Devletimiz, Hindistan, Çin ve Ortadoğu’daki sömürgelerinde nispeten zayıftır. Bu memleketler tam manası ile emrimiz altında değildir. Fakat buralarda çok başarılı politika uyguluyoruz. Hepsi elimize geçmek üzeredir” görüşü ile İngiltere’nin ve İngiliz misyoner ajanların hedeflerini açıklamaktadır.
Hempher, Misyonerlik ve ajanlık faaliyetleri ile ilgili olarak, “1710 yılında müstemlekeler bakanlığınca, Müslümanları parçalamak için, gerekli, yeterli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere Mısır, Irak, Hicaz ve İstanbul’a gönderildiğini; aynı tarihte ve aynı görev ile bakanlık canlılık ve cesaret dolu 9 kişiyi daha görevlendirildiğini; para, harita ve kabile reislerinin adresleri olan fihristler verildiğini” ifade etmektedir. Sömürgeler Bakanlığı, Hempher’in görevini; Müslümanların zayıf noktalarını bularak,aralarını açarak birbirlerine düşürebilmek, olarak belirlemiştir (Gümüş, 2002;10-16). Hempher ve onun gibi çalışan binlerce İngiliz, Amerikan ve Fransız misyonerlerinin, Osmanlı devletini hâkim olduğu alanlardaki Müslüman ve Müslüman olmayan halk üzerinde yaptıkları uzun vadeli eylem planları ile ayrılıkçı hareketler okullar, hastaneler ve yardım kuruluşları ile gerçekleştirilmiştir.
Kısacası, din ve mezheplerini yaymaya, kutsal yerleri bulmaya yönelik olarak başlayan misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin gerilemesine paralel olarak 19.yüzyıldan itibaren sömürgeci Batılı büyük devletlerin, emperyalist politikalarına hizmet eder hale gelmiştir. Bu yönü ile Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren misyonerler, Batılı ülkelerin Osmanlı ile olan “Şark Meselesi’ni” (Eastern Question) halletmelerinde araç olarak kullandılar. Esasını Osmanlı’yı yıkarak mirasını paylaşmak oluşturan ‘Şark Meselesi’nde Batılıların takip ettikleri politikalardan birisi içerdeki Hıristiyan azınlıkları Devlet’ten koparmaktı. Değişik tarihlerde Osmanlı ülkesine gelen misyonerler yaptıkları çalışmalar sonrasında Müslüman ve Yahudiler arasında fazla etkili olamadıklarını anlayınca bütün mesailerini ülkedeki Hıristiyan azınlıklar üzerinde yoğunlaştırdılar. Onları bir yandan kendi mezheplerine kazandırmaya çalışırlarken diğer yandan da verdikleri eğitimle millî duygularını uyandırarak Osmanlı’dan koparmak için uğraştılar. Başlangıçta Rum ve Ermeni ve Yahudiler üzerinde oynanan oyunlar daha sonra Bulgar, Arap, Kürt ve Nasturi gibi diğer unsurlara yönelik olarak devam etmiştir (Sezer,1999).
Protestan misyoner teşkilatlarının kuruluşu 18.yüzyılda süratle artmış ve 19 yüzyıldan itibaren de dünyanın pek çok ülkesinde faaliyet göstermişlerdir. World’s Missions’un 1914 tarihli istatistiklerine göre Osmanlı topraklarında faaliyette bulunan İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary Societies) 12800 öğrencisi ve 178 okulu vardı. 1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi Anadolu topraklarındaki İngiliz misyoner sayısı 23, İlkokul 7, Ortaokul 5 adetti. 86 çocuğun bulunduğu bir de çocuk yuvası vardı. 7401’i ilkokullarda, 134’ü ise ortaokullarda olmak üzere toplam 2190 öğrenci bu okullarda öğrenim görüyordu (Sezer, 1999)
Osmanlı’da, din ya da mezhep esasına göre örgütlenmiş topluluklardan (“millet”, cemaat”) zimmî hukukuna konu teşkil eden, yani “ehl-i kitap” olan en kalabalık nüfus Hıristiyanlardan oluşuyordu. Katolikler ve Ortodokslar şeklinde iki ana kategoriye ayrılan bu topluluğa sonradan Protestanlar da eklendi. XIX. yüzyılın başlarından itibaren İngiliz, daha çok da İngiliz destekli Amerikan Protestan misyonerlerinin Osmanlı coğrafyasına akın etmeleri ve hedef kitle olarak seçtikleri Ermenilerden on beş bin kadarını Protestanlaştırmaları sonucu, özellikle İngiltere’nin baskısıyla 1850 yılında Protestanlar ayrı bir “millet” olma hakkını elde ederek hukuki statüye kavuştular. Böylece Protestan milletinin çekirdeğini az sayıdaki Ermeni oluşturmuş oldu. Ardından ilk Protestan kilisesi 1842 yılında Kudüs’te, 1846 yılında ise İstanbul’da resmen ibadete açılmıştır. Belirtilmelidir ki, Batı’dan Doğu’ya doğru yayılan misyoner dalgası için İstanbul en hayati üs ve merkezdir. Bir raporda belirtildiği gibi, eğer “misyoner faaliyetleri açısından Türkiye Asya’nın anahtarı” ise; Türkiye’nin anahtarı da İstanbul’dur. (Sayar,2001; 285-286)
İngiliz Misyonerler sadece gayri Müslim teba ile uğraşmamış, bazı İngiliz misyonerler de özellikle Müslüman halk arasında ayrılıkçı fikirlerin oluşturulması, devletin Müslüman vatandaşlarla olan ilişkilerinin de zayıflatılmasını amaç olarak belirlemişti. İngiliz misyoner, Hempher hatıralarında bu görüşle ilgili olarak şunları söylemektedir; “Sekreter bana, Irak’a çıkmadan önce bana bu sefer vazifen Müslümanlar arasında ihtilaf çıkarmaktır. Eğer bu ihtilafı şiddetlendirebilirsen İngiltere’ye en büyük hizmeti yapmış olursun” dediğini söylemektedir. Çalışmalarını bu çerçevede yoğunlaştıran Hempher Osmanlı topraklarındaki mezhep çatışmalarının oluşturucularından biri olmuş, 1713 yılında Basra’da tanışıp, kontrolü altına aldığı, 14 yaşındaki Necdli Muhammedi senelerce dil oyunları ve muta nikâhı ile evlendirdiği İngiliz ajanı kadınları (Safiyye ve Asiye) kullanarak eğitmiş; Vehhabilik mezhebinin doğmasında aktif rol oynamış, Sömürgeler Bakanlığının emri ile 1737 yılında bu mezhebin kuruluşunu ilan etmişlerdir. (Gümüş,2002;3-71).
İngilizlerin uzun vadeli olarak hazırladıkları 14 maddeden oluşan 1700’lü yıllardaki gizli misyonerlik eylem planında misyonerlik ve çalışma yöntemleri; “Misyonerliğin sahasını genişletip her sınıf ve mesleğe bilhassa doktor, mühendis, muhasebeci ve benzeri mesleklerle sokulmalıyız. İslam memleketlerinde, kilse, mektep hastane, kütüphane ve hayır cemiyetleri adı altında propaganda ve yayın merkezleri kurarak bunları İslam memleketlerinin dört bir yanına yaymalıyız. Milyonlarca incili bedava dağıtmalıyız” olarak açıklanmıştır (Gümüş,2002;71). Bu amaçla Osmanlı devleti sınırları içinde binlerce okul açılmıştır. Bu okullarda en meşhurları, Harput Amerikan Koleji, Merzifon Amerikan Koleji, Robert Koleji, İzmir’de Enternasyonel Kolejler, Saint Benoit Fransız Okulu, Notre Dame De Sion Fransız Kız Lisesi, Sainte Marie (İtalyan) Okulu, İngiliz Erkek lisesi ve benzerleridir.
Türkiye’de yaygın olarak faaliyette bulunan diğer İngiliz dini örgütlerinden bazıları şunlardır: Suriye’de örgütlenen The British-Syrian Mission, The Babtist Missionary Society, The Christian Alliance, The Friends of Foreign Mission, The British and Bible Society. İngiliz hayır kurumlarından hastanelerin dağılımı ise şöyleydi. İzmir’de British Sea Man’s Hospital, Yafa ve civarında Church Missionary Society’nin dispanserleri, Amman’da British Syrian Mission’un küçük bir hastanesi, Kudüs’te iki hastane. Kısacası okulları, dini kurumları, matbaa ve hastanelerinde görev yapan çok sayıda eğitimcisi ve doktoru ile faaliyette bulunan İngiliz misyonerleri bu çalışmalarının sonucunda bölgedeki etkinliğini ortaya koydu.(Sezer,1999)
İngiliz Protestan misyonerleri daha çok Ortadoğu’ya yönelik olarak çalışırlarken, Amerikalı misyonerler Anadolu ve Balkanlara ağırlık vermişlerdi. Bu çerçeve Anadolu üç çalışma bölgesine ayrılmış, Bu bölgelerde, Bulgar, Sırp, Rum ve Ermeni gibi azınlıklar ile Kürt ve Aleviler üzerinde de çalışmalar yapmışlardır (Kieser; 1999). 1830-1831 yıllarında Gaziantep’te göreve başlayan Amerikalı misyonerler Dr. Azariah Simith’in teklifi ile tıbbi tesisler kurarak faaliyete başlamışlardır. 1910 yılı takip eden yıllarda bu tesislerden yaklaşık olarak 42693 kişi yaralanmıştır. Tesislerden aynı dönemde yararlanılan Türklerin sayısı 185 olmuştur (Vahapoğlu,2005;40).
Misyonerler açısından on dokuzuncu yüzyıl Türkiye’si bir "İncil Ülkesi"dir (Bible Land). Hıristiyanlar için çok önemli pek çok merkez Anadolu’dadır. Misyonerler kendi ifadeleriyle "Bu mukaddes ve vaat edilmiş topraklar, silahsız bir haçlı seferiyle geri alınacaktır". Bunun yanı sıra, on dokuzuncu yüzyıl itibariyle Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan İstanbul ve Anadolu, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, Orta Doğu’dan Kafkaslara kadar uzanan geniş bir coğrafyanın tabii merkezidir. Bir Amerikan misyonerinin 1880 yılındaki raporunda ifade ettiği gibi "Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarı" olarak görülmüştür (Turan, Ö., www. ilkadimdergisi. com, 2005).
Osmanlı devletinde yabancı okulların açılıp çoğalmasında en önemli etken kuşkusuz kendi çıkarlarına uygun olarak yorumlayıp kullandıkları, imtiyazlar, kapitüler nitelikteki haklardır. Kapitülasyonlar başlangıçta görev ya da ticaret gibi başka amaçlarla Osmanlı topraklarına gelen ve burada oturan yabancı devlet vatandaşlarına imparatorluk içerisindeki Müslüman olmayan cemaatlere tanınan serbestlik haklarının verilmesi idi (Haydaroğlu, 1993; 9-10), İmparatorlukta 1856 Hatt-ı Hümayun’u ile Hıristiyan topluluklara birtakım yeni haklar bahşedilirken, Paris Antlaşması’yla Osmanlı milletlerinin vesayeti Düvel-i Muazzama'ya bırakılmış oluyordu. (Kocabaşoğlu,1994)
Osmanlı Devleti’nin 18. Yüzyıldan itibaren Amerika ile ticaret ilişkilerinin gelişmeye başlamasının ardından Amerikalı misyonerlerin Osmanlı topraklarında misyonerlik faaliyetleri de başlamıştır. Bu çabalar sonucu 1824 yılında Beyrut’ta ilk Amerikan Okulu açılmıştır (Kocabaşoğlu,1989;35).
1856 yılında Islahat Fermanı’nın ilanı ile gayri Müslimler vatandaş sayılmış; okul açma ve geliştirme hürriyeti de tanınmıştır. Ancak bu okulların Padişah’ın tayin edeceği üyelerden oluşan muhtelif bir maarif meclisinin nezareti ve teftişi altında bulundurulması kararı alınmıştır (Akyüz,2005;159). Islahat Fermanı ile gayri Müslimlere ait özel okulların, hem açılması hem de devletin denetimine alınması sağlanmıştır.
1869 yılında yayımlanan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi Osmanlı Devleti Eğitim Sistemini düzenlerken azınlıkların ve yabancıların açtığı okulları da Nizamname kapsamına almıştır (Unat,1964; 110). 1876 yılında çıkarılan Kanun-i Esasi’nin 15. Maddesi “ Emri tedris serbesttir; muayyen olan kanuna tebaiyet şartıyla her Osmanlı umumi ve hususi tedrise mezundur” hükmü ile, tüm vatandaşlara eğitim hakkı tanınmış, on altıncı madde ile bu hak koruma altına alınmıştır. 1915 yılında Mekteb-i Hususiye talimatnamesi yayınlanarak, mevcut bütün yabancı okulların hakları saklı tutulmuş, ancak yeni okulların açılışı yasaklanmıştır (Vahapoğlu,2005;69-138). Adı geçen talimatnamede yapılan düzenlemelere rağmen devletin özel ve yabancı okulları kontrol altına alma çabaları hukuki düzenlemelere rağmen sonuç vermemiştir.
Başlangıçta dini niteliği ağır basan birer eğitim düzeni benimseyen ve dolayısı ile de kiliselere bağlı kurumlar halinde teşkilatlandırılan bu okulların yanında elçiliklerde birer elçilik okulu açmışlardır. Bu okullar bir süre sonra amaçları dışına çıkarak birer yabancı devlet okulu olarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdir (Haydaroğlu;1993,10).
Osmanlılar, yabancı misyonerlerin faaliyetlerine hemen hemen hiç müdahale etmemişlerdir, bunlarca yapılan bölücü telkinlere, kendi toprak ve insanlarının emperyalist güçlerce sömürge haline getirilmesine bile müsamaha göstermişlerdir. Bundan güç alan Amerikan, İngiliz ve Fransız misyonerleri Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek fikri yapıyı özellikle okullar aracılığı ile gerçekleştirmişlerdir (Vahapoğlu,2005;43). XIX. Yüzyıldan itibaren Orta Doğu’daki azınlıkları himaye etme ve bu konudaki yarışı da artış göstermiştir. Misyonerlik hareketleri, Hıristiyan Araplar arasında milliyetçilik düşüncelerinin doğmasına ve gelişmesine yardımcı olmuştur. İbrahim Paşa döneminde Kudüs’te özellikle gayri Müslimlere geniş özgürlük ve imkanlar verilmişti. Hıristiyan hacılar ve cüzamlılar için hastahaneler ve bir yetimhane açılmış, bir çok yeni kilisenin yapımı tamamlanmıştır. İbrahim Paşa, Yahudiler için sinagog yapımına izin vermiş, Yahudi mabetlerinin yapımı bundan sonra devam ettiği gibi Mûsevîler için rûhanî okulların açılması da devam etmiştir (Karaköse,2004; 44-45).
Osmanlı devletinin sınırları içerisinde gerçekleşen misyonerlik faaliyeti ile ilgili olarak aşağıda ayrıntıları açıklanan ekteki belgeden de anlaşıldığına göre Osmanlı devleti misyonerlik hareketlerine karşı tedbir olarak medrese ve okul açarak halkın dini inançlarının sağlamlaştırılması yoluna gitmiştir. Bu belge iki kısımdan oluşmaktadır. Belgenin birinci bölümü konumuz kapsamındadır. İkinci bölümünde ise bölgede Osmanlı Devleti ile problem yaşayan bir aşiret ve reisi ile ilgili uygulamalar için talimatlar yer almaktadır.
Belge II: BOA.; Dosya No:1486, Gömlek No:110. Fon Kodu: DH.MKT. Hicrî Tarih: 06/C /1305
Yemen Vilayeti Celilesine 6 Şubat 1303’ te yazılmış olan bu belgede; Yemen Vilayeti Ta’iz sancağındaki Müslüman halka karşı, Protestan din adamlarınca yürütülen misyonerlik faaliyetlerinin etkisini ortadan kaldırmak için alınması gereken tedbirlerden bahsedilmektedir.
Belgede, Ta’iz sancağı halkının dini inançlarının zayıf olduğu ve İngiliz Protestan misyonerleri tarafından kandırılabileceği endişesi belirtilerek; Ta’iz halkının dini inançlarının güçlendirilerek, misyonerlerin etkilerine karşı korunabilmelerinin gereği açıklanmıştır. Dini inançların korunması ve misyonerlerin etkisinin azaltılması için Ta’iz liva merkezi ve bağlı olan kasabalarda birer medrese açılması istenmektedir. Medreselere müderris, yardımcılarının tayini ve bunlara verilecek aylıklar ile medresenin giderlerinin livada bulunan medreselerin varlığından karşılanması belirtilmektedir. Eğer sancak merkezindeki bütçe imkanları yetmezse masrafların hazineden desteklenmesi gerektiği belirtilmektedir. Belgeden de anlaşılacağı üzere devlet misyoner faaliyetlerini, askeri güç kullanarak değil, liva merkezi ve kasabalarda medrese açarak çözümlemek istemiştir. Burada da devletin misyoner faaliyetlerine karşı medrese açma işini kendi sorumluluğu olarak görmesi farklı bir uygulamadır. Bilindiği gibi genel olarak medreseler vakıflar tarafından açılmaktaydı.
Belgenin ikinci bölümünde ise konumuz dışında aynı livada davalı bir şahsın liva merkezinden çıkarılarak devletin kontrolü altına alınması, masrafının da yerel kaynaklardan karşılanması istenmektedir.
Sonuç
Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan önce İslam dünyasında Sünni-Şii mücadelesinin olduğu bilinmektedir. Büyük Selçuklu devleti döneminde medreselerin kuruluşu ile Şii mezhebinin propagandasına karşı Sünni mezheplerinin ihtiyaç duyduğu din adamları, öğretmenler ve yöneticiler yetiştirilmiş, mezhep propagandaları ile etkin şekilde mücadele edilmiştir. Elimizdeki belgelerden anlaşıldığına göre bu mücadele Osmanlı devletinin yıkılışına kadar sürdürülmüştür.
Osmanlı devleti döneminde de medreseler inişli çıkışlı bir hayata sahip olmalarına rağmen kendilerinden beklenen görevi yerine getirmişler, devletin ve toplumun ihtiyaç duyduğu, siyasi, adli ve sosyal hayatın gerektirdiği yöneticileri, hakimleri, hekimleri, öğretmenleri, bilim adamlarını ve diğer uzmanları, yetiştirmek suretiyle topluma hizmet etmişlerdir (Özyılmaz, 2002;5).
Osmanlı Devleti, devlet politikası olarak gayri Müslimlerin özellikle dini ve milli nitelikli iç anlaşmazlıklarına müdahale etmemiştir. Bu sebeple kendi aralarında mezhep farklılığından doğan anlaşmazlıklarda misyon hareketleri önemli rol oynamış ve her dönemde devam etmiştir (Vahapoğlu,2005; 35).
Osmanlı devletinde genel olarak medreseler vakıflar tarafından açılmış olmasına rağmen misyoner faaliyetlerini yaşandığı bölgelerde medreseler devlet tarafından açılmış ve masrafları yine devlet tarafından karşılanmıştır. Ancak okullaşma düzeyi bu faaliyetleri engelleyecek kadar yeterli olamamıştır.
Osmanlı Devletindeki misyoner okulları yabancı devletlerin müdahaleleri yüzünden yeterince denetlenemiyordu. Dolayısıyla anılan kurumlarda bir taraftan İslam ve Türk aleyhtarlığı işleniyor, diğer taraftan da Türkçe yetersiz olarak veriliyordu. Ayrıca devletin ülkenin her tarafına okul açamaması, okul olmayan bu bölgelerde misyoner okullarına olan ilgiyi arttırıyordu. 1900 yılında sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20.000’e yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren İdadi ve Sultani sayısı 69 olup 7000’e yakın öğrenci vardı. Aynı yıllarda Osmanlı topraklarındaki misyonerlere ait toplam yabancı okul sayısı 2.000 civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı 10.000’e yaklaşmaktaydı (Sezer, 1999).
Misyonerlik faaliyetlerinin Osmanlı devletinden günümüze kadar geçen süreçte arttığı gözlenmektedir. Özellikle Avrupa Birliği ile bütünleşme sürecinde uyum yasaları çerçevesinde çıkarılan kanunlarla da bu süreç hızlı bir ivme kazanmıştır. Misyonerlik faaliyetlerinin Türk toplumundaki doğabilecek olumsuz etkisinin ortadan kaldırılması, bu faaliyetlerine karşı propagandalarla cevap verilmesi ve vatandaşların korunması gerekmektedir.
Misyonerlik faaliyetlerinin öneminin anlaşılabilmesi için, Katolik Hıristiyanların lideri Papa II. Jean Paul’un 1999 yılında yaptığı Noel konuşmasının iyi anlaşılması gerekir. Papa konuşmasında, “Birinci Bin yılda Avrupa'yı Hıristiyanlaştırdık. İkinci Bin yılda ise Afrika ve Amerika kıtasını. Üçüncü Bin yılda ise hedefimiz Asya'dır” demiştir (20 Aralık 2004 Akşam Gazetesi). Bu da gösteriyor ki Hıristiyanların dünyayı Hıristiyanlaştırma politikalarında değişen bir şey olmamıştır.
Osmanlı devletindeki misyonerlik hareketleri yalnızca dini yayma hareketleri olmamış, aynı zamanda Gayri Müslim vatandaşların ve Türk olmayan Müslümanların devlete karşı ayaklanmalarında da en büyük role sahip olmuştur. Hıristiyan misyonerlerin yaptıkları çalışmalarla Balkanlarda ve Ortadoğu’da Osmanlı devletine karşı direniş ve bağımsızlık hareketleri başlamış, bugün de Anadolu toprakları üzerinde yürütülen etnik ve dini temelli politikaları ile Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı siyasi ekonomik baskılar yoğunlaştırılmıştır.
KAYNAKÇA
Akyüz, Y., (2005);Türk Eğitim Tarihi (M.Ö.1000-M.S.2004), Ankara: PegemA Yayıncılık.
Aytaç, K.,(1980); Avrupa Eğitim Tarihi,Ankara: A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları.
Baltacı, C.,(1974), XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, Ankara: İrfan Matbaası.
Başgöz, İ.;(1995). Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı ve Atatürk, Ankara:Başbakanlık Basımevi.
Büyük İslam Tarihi (Doğuştan Günümüze),Cilt:14, İstanbul:1989, Çağ Yayınları
Çelebi, A., (1954), İslam Eğitim Öğretim Tarihi, (Çev: Ali Yardım.1983), İstanbul:Damla Yayınevi
Ergün, M.,(1996): II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ankara: Ocak Yayınları
Gümüş,M.S,(2002);İngiliz Casusunun İtirafları(Hempher), İstanbul:Hakikat Kitapevi.
Haydaroğlu,İ.P.,(1993),Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar, Ankara:Ocak Yayınları
Tekeli, İ.,. İlkin,S., (1993); Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Oluşumu ve Dönüşümü, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Kansu, N.,(1930); Türkiye Maarif Tarihi Hakkında Bir Deneme,İstanbul:Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi.
Karaköse,H.(2004), Yahudilerin Filistin’e Yerleşme Girişimleri ve Süleyman Hayri Beyin Layihası (1911),G.Ü.Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, C: 5, Sayı:1, Say: 43-57
Kieser, H.L, (1999),; Mission, Ethnicity and Civil Society in Ottoman and early Republican Turkey, ( Paper read at the workshop Identity Formation and the Missionary Enterprise in the Middle East, Watson Institute for International Studies, Brown University, Providence RI, 17.-18. 11. 1999).
Kocabaşoğlu, U.,( 1989); Anadolu’daki Amerika, İstanbul: Arba Yayınları
Kocabaşoğlu, U.,(1994),Tanzimat'ın 150. Yıldönümü Uluslar arası Sempozyumu. 31 Ekim-3 Kasım 1989. Ankara: TTK yay.Sayfa: 539-551.
Koçer, H.A.,(1991). Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu, İstanbul: MEB Basımevi
Köymen, M. A., (1992). Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi Cilt III.Alp Arslan ve Zamanı, Ankara:Türk Tarih Kurumu, Basımevi
Özyılmaz, Ö, (2002); Osmanlı Medreselerinin Eğitim Programı, Ankara: Kültür Bakanlığı
Sayar, S,(2001);İstanbul’daki Protestan Kiliseler, T.C.Uludağ Üniversitesi, İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Cilt: 10, Sayı: 2, Sayfa: 285-291.
Sezer, A., "Osmanlı Dönemi Misyonerlik Faaliyetleri", Osmanlı, Editör:Güler Eren, Cilt: 2, Yeni Türkiye yayını, Ankara 1999, s.181-192.
Talas,M.A.(1939)Nizamiye Medresesi ve İslam’da Eğitim ve Öğretim,(Çev:Sadık Cihan,1999), Samsun:Etüd Yayınları
Turan, O., (1993) Selçuklu Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, İstanbul:Boğaziçi Yayınları.
Ünan, F., (1997); Türk Dünyasında Bilim ve Eğitim, Ankara: Yeni Türkiye Dergisi, Sayı:15
Unat, F. R.,1964); Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Ankara: Milli Eğitim Basımevi.
Vahapoğlu,H.(2005); Osmanlıdan Günümüze Azınlık ve Yabancı Okullar, İstanbul:2005.
Yalçın, C., (2002); Türkiye’de Çağdaş Eğitim Tarihi, Eskişehir: A.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları.
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yap. egitim. aku. edu.tr/tet02. Ergün, M., İslamiyet’ten Sonraki Türk Eğitim Tarihi.
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yapşam.com.tr. “Topraklarımızı Alıp İncillerini Verdiler.” 20 Aralık 2004 Akşam Gazetesi.
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yap, Turan, Ö., Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri-1
http:///www.akmb.gov.tr/turkce/books/azerbaycan/ersoy.tasdemirci.htm, 10.05.2005
Taşdemirci, E(1989); Nuriye Medreselerinin Türk Ve İslâm Eğitim Tarihindeki Yeri, Kayseri: E.Ü. Sos. Bil. Dergisi, Sayı:2 , 269-273.
alıntıdır.