Orhun Abideleri Üzerine | Orhun Abideleri Üzerine Tarih Öğretmeni | Orhun Abideleri Üzerine Tarih Dersi | Orhun Abideleri Üzerine tarih yıllık planı | Orhun Abideleri Üzerine tarih sunuları|Orhun Abideleri Üzerine tarih zümreleri|</
+ Tarih Portali » Özel Dosyalar » Orhun Kitabeleri
 Orhun Abideleri Üzerine

Kullanıcı Adı: Beni Hatırla?
Şifre:
Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı Orhun Abideleri Üzerine
Cevaplar 50
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 7198
Önceki Önceki Konu

Sayfa: 1 2 3 [4]   Yukarı git
Konu: Orhun Abideleri Üzerine  (Okunma Sayısı 7198 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« Yanıtla #45 : 10 Temmuz 2008, 17:22:57 »
Üye Bilgileri Raltar
Yabgu
****

Nüfus Cinsiyet: Bay
Konum Nerden: adana
Giriş Kayit tarihi 22 Ağustos 2007, 13:39:06
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 427

Karma: +72/-0
İrtibat


Ynt: Orhun Abideleri Üzerine




ESKİ TÜRK YAZITLARINDA BENZETME İLGİSİYLE KURULMUŞ CÜMLELER ÜZERİNE


                                                    Özet
Eski Türk yazıtlarında kullanılan deyimler, atasözleri, ikilemeler, benzetmeler, metaforlar gibi kullanımlar o dilin eskiliğine ve kullanışlılığına işaret eder. Özellikle benzetmeli kullanımlar dilin işlek olduğuna ve tarihinin eskilere dayandığına kanıt olarak gösterilebilir.
Bu yazıda eski Türk yazıtlarında geçen ve benzetme ifadesi taşıyan cümleler bir araya getirildi. Daha önce kimi Türkologların çalışmalarında değinilen benzetme konusu bu yazıda dil bilimsel olarak incelenmedi. O konuyu dil bilimcilere bırakmak daha yararlı olabilir. Bu yazıda, yalnızca Orhon bölgesi yazıtları değil Türk runik harfli metinlerin tamamı incelenmek suretiyle elde edilen benzetmeli kullanımlar araştırıcıların dikkatlerine sunuldu.

Yrd. Doç. Dr. Erhan AYDIN       
Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi
Türkçe Eğitimi Bölümü

Konu ile ilgili makaleye'Girmek istiyorsan TıkLa'

Logged

Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz,/ Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çötürdük.
« Yanıtla #46 : 25 Temmuz 2008, 21:31:30 »
Üye Bilgileri Raltar
Yabgu
****

Nüfus Cinsiyet: Bay
Konum Nerden: adana
Giriş Kayit tarihi 22 Ağustos 2007, 13:39:06
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 427

Karma: +72/-0
İrtibat

Ynt: Orhun Abideleri Üzerine

ORHON YAZITLARINDAKİ "BİLGE" TERİMİ ÜZERİNE
Y.Doç. Dr. Ahmet Kamil CİHAN*
Erciyes Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Öğretim üyesi.

Bu yazıda, "bilge" terimi, Milattan sonra 726'da Tonyukuk, 732'de Kül Tigin ve 734'de Bilge Kağan adına dikilen yazıtlardan hareketle incelenmiştir. II. Göktürk Devletinin yönetici kadrosunca yazdırılan bu eserler, Moğolistan'daki eski Orhon ırmağının civarında bulundukları için, Orhon yazıtları adıyla anılmışlardır. Birbirine yakın dönemlerde,birlikte icraatta bulunan insanlar tarafından yazıya aktarıldığından, bütünlük taşıdığı düşünülmüş ve beraber incelenmeleri faydalı görülmüştür. Bilgenin, oluşmuş bir anlama atıfta bulunduğu anlaşıldığından, başlıkta "terim" sözcüğü kullanılmıştır.

Yazıtlarda geçen bilge sözcüğünü, Necip Asım "alim"; "H. Namık Orkun "hakîm, akıllı, bilgili"; Muharrem Ergin "bilgili, bilici"; Talat Tekin "akıllı"; İbrahim Kafesoğlu "tedbirli, ihtiyatlı ve ileri görüşlü"; Aydın Taneri "siyaset ve idarede hakîm" olarak karşılamışlardır. Fakat, yazıtlarda geçen "bilge"nin kavramsal çerçevesinin incelenmemiş olması, düşünce tarihimiz için bir boşluk ve eksiklik olarak görülmüş ve bizi, bu çalışmaya sevk etmiştir. Belli bir dönemdeki "bilge" fikrinin ortaya konmasının, düşünce tarihimizin bir boyutuna küçük de olsa katkı sağlayacağı düşünülmüştür.

Orhon Yazıtlarından çok daha önceleri, Mete döneminde "bilge" kavramının, devlet yönetimiyle ilgili kullanıldığı belirtilebilir. "Mete'nin kurduğu devlet teşkilatında, sol ve sağ bilgeliği diye ikili bir düzen vardı". Sol ve Sağ, yani Doğu ve Batı bölgelerinin başında bulunan yönetici, "bilge" unvanını kullanır ve doğu bilgesi veliaht olarak görülürdü. Göktürklerin, bu anlayışa sahip çıktıkları ve devam ettirdikleri söylenebilir. Sözgelişi, İlteriş'in oğlu Mogilan, doğu bilgesi olarak görev yaptı ve sonra "Bilge Kağan" unvanıyla devletin başına geçti.

Orhon yazıtlarında bilge sözcüğü, "Çinliler..., bilge kişi ilerletmezler imiş", "(onlar) bilge imiş, alp imiş", "Bilge Tonyukuk", "Bilge Kağan '* örneklerinde olduğu gibi, vasıf veya unvan olarak kullanılmaktadır. "Bumin Kağan", "İstemi Kağan", "İlteriş Kağan", "Bilge Kağan", "Bilge Tonyukuk" ve "Tamgacı Oğuz Bilge", yazıtlarda bilge olarak adı geçen kişilerdir. Bilge görülen bu kişilerin ortak özellikleri, devlet yönetiminin üst kademesinde bulunmuş olmaları; diğer bir ifadeyle, yönetim kadrosunda yer almalarıdır.

Anlaşılan o ki, bilge, sadece doğu bölge yöneticisi için değil, belli nitelikleri taşıyan kişi veya yöneticiler için de kullanılmıştır. Nitekim Bumin ile İstemi, I. Göktürk devletini kurmuş iki devlet başkanı olup, öncesinde "bilgelik" konumunda bulunmamışlardır. Sahip oldukları nitelik ve başarılarından dolayı, "bilge" olarak anılmışlardır.Benzer şekilde, Bilge Tonyukuk, müşavirlik ve vezirlik makamındaki başarısıyla, Tamgaçı Oğuz Bilge de muhtemelen dış işlerindeki faaliyetleri sonucu "bilge" olarak anılmışlardır. "Bilge" sözcüğünün, Orhon Yazıtlarında kadın erkek ayırımı yapılmadan kullanıldığı belirtilmelidir. Sözgelişi İlteriş Kağan'ın eşi, "İlbilge" olarak anılır. Kağan eşinin"devlet bilgesi" unvanını alması, görüş ve kararlarıyla devlet işlerine yardımcı olmasından olsa gerektir. Laszlo Rasonyi, "Gök Türk'lerde, Uygurlarda ve Sabirlerde, hükümdar eşinin devlet idaresinde, bazen önemli rolü olduğu bilinmektedir" derken bu hususa işaret eder. Kağan eşinin devlet işlerindeki yeri, Çin yıllıklarına da "Gök Türklerin geleneğinde Hatun, ordunun stratejilerini bilir" şeklinde yansımıştır.
Konu ile ilgili makale için 'Girmek istiyorsan TıkLa'

Logged

Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz,/ Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çötürdük.
« Yanıtla #47 : 14 Eylül 2008, 11:51:37 »
Üye Bilgileri Raltar
Yabgu
****

Nüfus Cinsiyet: Bay
Konum Nerden: adana
Giriş Kayit tarihi 22 Ağustos 2007, 13:39:06
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 427

Karma: +72/-0
İrtibat

Ynt: Orhun Abideleri Üzerine

ABİDELERİN DİLİ İLE BİLGE KAĞAN VE KÜL-TİGİN'İN SİYASÎ HAYATLARI
Dr. Ahmet TOKSOY

Türk Milletine Türk olma gururunu öğreten, bırakılan eserler ile tarihimizin bir bölümünün millî kaynaktan ve ilk elden öğrenilmesine yardımcı olan, Türk Milliyetçiliğinin öncü liderleri Bilge Kağan ve KülTigin'e olan minnet borcumuzu bir kez daha ifade ediyoruz.
Orta Asya'da Büyük Türk Devleti, Büyük Hun İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra bölgeye Hsienpi'ler hakim olmuşlar, onların yıkılması ile de Avarlar hakimiyetlerini ilan etmişlerdir. Gök-Türk'ler Milattan önceki asırlarda Hunlar tarafından kurulup değişen sülaleler ve boylar idaresinde hayatlarını devam ettirmişlerdir.
Bumın Kağan, 552 tarihinde JuanJuan (Avar) idaresine son vererek, Türk Devleti'nin Gök-Türk hanedanı devrini açtı  Kendisi devletin doğu kısmını idare ederken, kardeşi İstemi Kağan da 576 yılına kadar batı bölümünü idare etti. Bumın Kağan, Gök-Türk hakimiyetini kurduğu sene içinde vefat etti. Onun vefatından sonra oğlu Mukan Kağan Gök-Türk hakanı oldu. Mukan Kağan zamanında yapılan fetihler sayesinde Orta Asya'yı tamamen kaplayan Gök-Türk Devleti, doğuda Kore'den batıda Karadeniz'e kadar uzanıyordu. Zamanın bütün devletlerinden daha büyük ve kuvvetli idi2. 582 yılında Gök-Türk Devleti, doğu ve batı olmak üzere ikiye ayrılarak neticede bu iki Gök-Türk kanadı birbirlerinin düşmanı haline geldiler. îç çekişmeler, Çin împaratorluğu'nun hile ve desiseleri sonucunda Doğu Gök-Türk devleti Kieli Kağan zamanında (621-630) istiklalini kaybetti. Ardından Batı Gök-Türk devleti de aynı akıbete uğrayarak Çin İmparatorluğu'nun hakimiyetini kabul etmek zorunda kaldı.
Gök-Türk tarihinin elli yıllık fetret devrinin sonunda, Kitabeler yolu ile çok iyi tanınan Aşina (Asena) soyundan Kutluk, istiklal savaşına girişti. 681 yılından sonra II. Gök-Türk Devleti daha güçlü ve daha şuurlu olarak kuruldu. Türk Milletine "Türk olma" gururunu öğreten Kutluk Kağan ve onun çocuklarıdır Kutluk Kağan'ın ölümünden sonra yerine Kapgan (Kapağan), Gök-Türklerin kağanı oldu. 0, tahta oturduktan sonra aşağıda belirteceğimiz planlarını gerçekleştirmek istemiştir;
1 Çin'i baskı altında tutmak:
Bunda iki maksadı vardı. Türk devletinin huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde tarım ürünü imkanlarını sağlamak.
2 Çin'de dağınık bir halde yaşamakta olan Türkleri anavatana (ÖTÜKEN) çekmek: Bunda da iki amacı vardı. Biri Türkleri yabancı hakimiyetinden kurtarmak, diğeri ise Türk ülkesinde askerî ve iktisadî gelişmeyi hızlandırmak.
3 Asya kıtasında ne kadar Türk varsa hepsini Gök-Türk birliğine bağlamak, daha doğrusu Türk Birliğini gerçekleştirmek5.
Kitabelere göre Kapgan, kağanlık tahtına çıktığı zaman Bilge Kağan 14 yaşında idi ve Tarduş'lar üzerinde Şad olarak bulunuyordu(6) Kül-Tigin ise 7 yaşında idi(7).
BILGE KAĞAN
Kapgan Kağan tahta çıktıktan sonra ilk seferini Çin üzerine yaptı. Türk orduları 694 tarihinde Lenchüan eyaletine saldırdılar, 687 yılında ise önce Lingchou, daha sonra da Shengchou bölgesine saldırdılar(8).
Bilge Kağan on yedi yaşında iken Tangutlar üzerine sefere katılmış, yapılan savaşta Tangutlar bozguna uğratılmışlardır (700-701)9 On sekiz yaşında ise Altı Çub Soğdak seferine Kül-Tigin ile beraber katılmıştır. Bu seferin hemen ardından Ongtutuk denilen generalleri komutasında elli bin Çin askeri Gök-Türklere karşı sefere çıkmışlar ancak yenilgiye uğramışlar, komutanları da Kül-Tigin tarafından esir alınmıştır(10). Yirmi yaşında ise Basmiller üzerine akına çıkılmış ve bu Türk boyu Gök-Türklere tabi kılınmıştır. Yirmi iki yaşında Çin'e akında bulunulmuştur. Kitabelerde anlatıldığına göre seksen bin kişilik bir ordu ile savaşıldığı kaydedilmiştir. Hatta bu savaşta Çin ordusu başkomutanı Shato Chungi Gök-Türklere karşı çıktı ise de mağlup olmaktan kurtulamadı(11). Yirmi altı yaşında iken Çiklerle Kırgızlann Gök-Türklere düşman olmaları üzerine yapılan seferlerde Gök-Türk ordusuna Bilge kumanda etmişti12.
Bilge Kağan yirmi yedi yaşında ikinci bir Kırgız seferine çıkmış, onları uykuda basarak Songa ormanında savaşmış ve Kırgız Kağanı'nı öldürmüştür. Aynı yıl Türgişler üzerinde yürünülmüş , Türgiş ordusunun fırtına gibi gelmesinden sonra savaş başlamış , ancak Türgiş ordusu yenilgiden kurtulamamıştır(711) Türgiş ilinin bu savaştan sonra Gök-Türk hamiyetine alındığını öğreniyoruz.(13) Otuz yaşında Beşbalık'a ordu sevk ederek bu bölgede altı defa savaştığı da Kitabelerde anlatılmaktadır.  715 yılında yani 31 yaşında müstakil bir devlet olarak yaşayan Karluklar'ın, Gök-Türklere düşman olmalarından dolayı onlarla da savaşılmıştır. Bu savaştan sonra Karluklar ile Basmiller ittifak kurup, Gök-Türklere saldırdılar. Kapgan Kağan kuzeye doğru bir sefer yaparak Bayırkuları Tola Nehri'nin kıyılarında büyük bir bozguna uğrattı. Fakat zafer sarhoşluğu içinde   Kapgan, yurduna dönerken kendisi için gereken emniyet tedbirlerini almamış ve ormandan geçerken bozguna uğratılan Bayırku askeri tarafından öldürülmüştü. Daha sonra kesilen başı Çin başkenti Ch-angan'a götürüldü ve Çin imparatoruna takdim edildi14.
Bu savaştan sonra Gök-Türk Hakanlığı yeni olaylara sahne olmuştur(15) Kapgan Kağan'ın ölümünden sonra yerine oğlu înel Kağan geç miştir. Ancak İnel zamanında Gök-Türk Devleti'nde olaylar iyice çoğaldı. Karışıklıklar önlenemediği gibi yurtta huzur da kalmadı. Oğuzlar ayaklandı, devleti kurtarmak Kutluk Kağan'ın oğullarının omuzlarına yüklendi.
Oğuzlar üzerine Bilge'nin de katıldığı dört sefer düzenlendi. Birinci seferde Togu Balık'ta, ikinci seferde Andırgu'da, üçüncü seferde Çuş başında, dördüncü seferde ise Ezgintikadız'da savaşıldı.(17)
Bilge, kağanlık tahtına oturduktan sonra Sarı nehrin güneyine yerleştirilen Gök-Türkler tekrar vatanlarına döndüler. Oğuz boylarından bazılarının Çin'e göç etmeleri dolayısı ile bu boylar üzerine ordu sevk edildi. Tablıların Çin İmparatorluğuna itaat etmeleri üzerine, onlara karşı da akın yapıldı. Bu arada Karlukların üzerine de ordu gönderildi. Otuz sekiz yaşında Kıtaylar üzerine yürüdü, otuz dokuz yaşında ise Tatabılar üzerine ikinci defa ordu sevk etti. Bundan sonra Kitabelerde faaliyetler hakkında bilgi kesilmesine rağmen, elli yaşında Tatabıların Kıtaylardan ayrıldığına dair bilgi verilmektedir. Yine aynı yıl Tatabılar üzerine sefere çıkılmış, Tatabılar yenilgiye uğratılmış ve Basmiller ile de savaşılmıştır18.
Kitabelere göre doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar olan milletler hep Bilge Kağan'a tabi idiler. Bilge Kağan on dokuz yıl Şad, on dokuz yıl da kağanlık yapmış olup sonunda 734 Eylül ayında zehirlenerek öldürülmüştür.
KÜLTİGİN
Kutluk Kağan'ın küçük oğlu olan KülTigin, alplığı ve cesareti ile şan ve şöhret kazanmış birisi idi. Türk töresine göre "taht büyük oğullara, babanın malı ile ordusu ise küçük oğula kalırdı." îşte Kül Tigin'in ordu komutanı olması bu eski Türk geleneğinden ileri geliyordu19.
Kül-Tigin babası öldüğü zaman henüz yedi yaşında idi. Onun faaliyetleri kendi adını taşıyan abidesinin doğu cephesinin 31. satırından itibaren şu şekilde anlatılmaktadır:
"Altı Çub Soğdak seferine katılmıştır. Çinli vali Ongtutuk ile yapılan savaşa iştirak etmiş yukarıda da söylediğimiz gibi vali ve aile efradı Kül-Tigin tarafından esir alınıp Türk Kağan'ına takdim edilmiştir. Yirmi bir yaşında iken ÇaaSengün'e karşı savaşmış ve bu savaşta bir çok atını kaybetmiştir. Bu savaştan sonra Yır Bayırku Bey'i Uluğ Erkin, Gök-Türklere düşman olmuş, Türgi Yargun gölünün yanında yapılan savaşta yenilerek kaçmıştır. Kül-Tigin yirmi altı yaşına geldiğinde mızrak boyundaki karları sökerek Kögmen Dağlarını aşmışlar, Kırgızların Hakanını öldürerek ülkesini almışlardır. Çarpışmalarda bir eri okla vurmuş, iki eri ise birbiri ardına sançmıştır. Sonra Türgiş seferine çıkılmış, bu seferde de büyük yararlılıklar göstermiştir. Kara Türgişleri takibe gönderilen KülTigin, onları itaat altına aldıktan sonra geriye dönmüştür.
Karluklar, Gök-Türklere düşman oldukları zaman Kül-Tigin yirmi yedi yaşında idi. Tamag Iduk başında yapılan savaşta ise otuz yaşında idi(24)Otuz bir yaşında Az kavminin düşman olması dolayısı ile yapılan savaşta Alp Salçı adındaki atına binerek onlara hücum etti ve Az îlteberini esir aldı. îzgiller, Gök-Türk idaresine isyan ettikleri zaman Kül-Tigin yapılan savaşta atını kaybetmiş ise de îzgilleri itaat altına almayı başarmıştır. Daha sonra Dokuz Oğuzlar ile bir yılda beş defa savaşmışlardır. Kül-Tigin birinci seferde Azman adlı atına binip hücum etmiş ve altı eri mızraklamış, yedinci eri ise kılıç ile öldürmüştür. İkinci seferde Kül-Tigin Edizler ile harp etmiş, Az yağız atı Ue bir eri mızraklamış, dokuz eri çevirerek vurmuştur. Dördüncü seferde Gök-Türk ordusu yenilmeye yüz tuttuğu zaman KülTigin'in kahramanlığı sayesinde ordu yenilmekten kurtulmuştur. Beşinci defa Oğuzlar ile savaşıldıktan sonra Amga kalesinde kışlanıp, ilk baharda Oğuzlar üzerine tekrar akına çıkıldığında Kül-Tigin merkezde müdafaa tedbiri almıştır. Zorlu geçen bu savaşta Kül Tigin'in bu tedbirleri olmasa idi, yaşayanlar cariye olacaktı veya öleceklerdi. Kül-Tigin Koyun yılının on yedinci gününde (27 Şubat 731)uçmağa vardı. Bundan sonra Kitabelerin değimi ile Bilge Kağan'ın "görür gözü görmez, bilir aklı bilmez oldu".
 
DIPNOTLAR
1 Taşağıl, Ahmet; Gök-Türklcr, Ankara 1995, s.l8.
2 Taşağıl, a.g.e., s. 27.
3 Donuk, Abdülkadir, Gök-Türk Hanlıkları, Tarihte Türk Devletleri,Ankara 1987, c.I, s.l5.
4 Ögel, Bahaeddin; "Gök-Türk Devleti Bumin ve tlteriç Kağanlar", MUU Kültür Dergisi, c, I, S.ll, Ankara 1977, s.25.
5 Kafesoğlu, Ibrahim; Türk Mllll Kültürü, tstanbul 1983, s.109.
6 Ergin, Muharrem; Orhun Abldeleri, İstanbul 1988, s.36.
7 Ergin, a.g.e., s.25.
8 Kurat, Akdes Nimet; "Gök-Türk Kaganlığı", DH Tarih Cografya Fakültesi Dergisi, X 12, 1952, s.36, Chang Jen Tang, Tang Devrindeki Doğu Gök Türkleri Hakkında yenl Belgeler, Taipei 1968, s. 146147.
9 Ergin, a.g.e., s.39, Kurat, a.g.m., s. 40.
10 Ergin, a.g.e., s.40.
11 JenTang, Doğu Gök-Türkleri, s.153.
12 Ergin, BUgc Kağan Abidesi, s.40;Kurat, a.g.m., s.40
13 Kurat, Gök-Türk Kağanllğl, s.40;Koca, Salim, Türk Kültiirünün TemeUeri, İstanbul 1990, s.83.
14 JenTang, a.g.e., s.170171.
15 Ergin, a.g.e., s.4l, Kurat, a.g..m.,s.40.
16 Kafesoğlu, Türk MİUî Kültürü, s 115, Koca, Türk Kültürünün Temelleri, s.85.
17 Ergin, a.g.e., s.41, Koca, a.g.e., s.85, Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, Çev. R. Uzmen, îstanbul 1993, s.118.
18 Ergin, BUgc Kağan Abldesi. s .45.
19 Ögel, Bahaeddin, Türk Kültürünün Gelişmc Çağları, îstanbul 1988, s.130.
20 Orkun, Hüseyin Namık; Eskl Türk Yazıtlan, Ankara 1987, s.44, JenTang, Doğu Gök-Türkleri, s 172, Ligeti, L; Bilinmeyen İç Asya, Çev. S. Karatay, Ankara 1986, s.203.
21 Orkun,. Türk Yazıtları, s. 44, Kurat, Gök-Türk Kağanlığı, S 45, Ligeti, BUinmeyen İç Asya, s.203.
22 Orkun, a.g.e., s.48.
23 Orkun, a.g.e., s.48 vd.
24 Kafesoğlu, Türk Milll Kültürü,s.118
Logged

Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz,/ Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çötürdük.
« Yanıtla #48 : 02 Ekim 2008, 19:22:02 »
Üye Bilgileri Raltar
Yabgu
****

Nüfus Cinsiyet: Bay
Konum Nerden: adana
Giriş Kayit tarihi 22 Ağustos 2007, 13:39:06
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 427

Karma: +72/-0
İrtibat

Ynt: Orhun Abideleri Üzerine

SÖZLÜ KÜLTÜR BAĞLAMINDA ESKİ TÜRK YAZITLARI
Prof. Dr. Fuzulî BAYAT- Gaziantep Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi

           Atlı göçebe bir milletin sözlü kültür geleneğnin medeniyetin bütün katlarında görünmesi kültür tarihi açısından oldukça önemli bir meseledir. İlk tarihî, bediî vesikalarımız sayılabilecek Göktürk yazıtlarından, çağdaş edebiyatımıza kadar bu geleneğimiz edebiyat ve kültürümüzde müşahede edilmektedir. Sözlü kültür, yaşayan tarih, yaşayan geleneklerimiz,yaşayan kimliğimiz bağlamında da önemli bir fonksiyon üstlenmiştir.
        Sözlü kültürün taşıyıcıları olan ozanların Göktürk döneminden beri mevcut olduğu bilinmektedir. İşte ilk edebî eserler sayılacak Orhun-Yenisey yazıtlarında sözlü kültürün belirleyici niteliğe sahip olması ozan-söyleyici geleneği ile ilgilidir.

      VII-VIII.yy.larda yazıldığı bilinen Orhun-Yenisey yazıtlarının Türk bediî şuurunun yetkin mahsulü olması düşüncesi
iki şekilde izah edilebilir.
1. Türklerin bize kadar ulaşmamış yazılı edebî eserleri olmuştur ki bunun da en eski kanıtı m.ö. IV. yy.a ait olan
Isık Kurgan’da arkeolojik kazılar sonucunda Altın Elbiseli şehzadenin mezarında bulunan gümüş kâse üzerindeki
yazıttır.

2. Türkler taş kitabelere varıncaya kadar sözlü kültür geleneklerini, tarihlerini,düşüncelerini, yaşam öykülerini yaşatmışlardır. Bütün bu öyküler, Türklerin sözlü olarak yaşattıkları zengin halk edebiyatında mevcuttur.Yalnız dil açısından değil, ayrıca edebî metin açısından da büyük değer taşıyan Orhun-Yenisey abideleri belli bir sisteme tâbi tutularak yazılmıştır. Herhâlde ikinci kanıta üstünlük vererek söyleyebiliriz ki eski Türk yazıtları sözlü kültür geleneği bağlamında, zengin halk edebiyatının aktif tesiri olmadan şekillenemezdi. Etnik medeniyetin bütün alanlarında fonksiyonelleşen halk edebiyatı,anıt kitabelerin oluşmasında da büyük rol oynamıştır. Şunu da belirtelim ki halk edebiyatının – destanların, türkülerin,ağıtların Orhun-Yenisey ve Uygur tercüme edebiyatına etkisi, halk edebiyatının ayrı ayrı türlerinin taş kitabelerin edebî estetik kaynağı rolünde yer alması hâlen de yeterince araştırılmamıştır. İlk araştırmacılardan tutun da son dönemin bilim adamlarına kadar bir çok araştırmacı abidelerin üslûbunda destan elemanlarını ve şiirsel dilin vermiş olduğu akıcılığı kaydetmişlerdir. (Melioranskiy 1899, Korfl 1910, Bernştam 1946) Maalesef ilk başta sezilen bu fikir, yeterince geliştirilemedi. Sagu (ağıt), küg(türkü), destan, rivayet, mitolojik hikayeler Orhun-Yenisey yazıtlarının, Uygur tercüme edebiyatının yalnız şekil ve mazmununda değil, ayrıca ideolojisinde de açıkça görülmektedir. Ancak incelemeler sonunda destan üslûbunun, anıtmezar abidelerin yazılmasında önemli bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Tabiî ki destan üslûbu için karakteristik olan aşağıda belirtilmiş olan şiir dili kategorileri mevcuttur ki bunların da hemen hemen hepsini eski Türk yazıtlarında (bazılarında çok, bazılarında ise az) görebiliriz:

a) Destan geleneği için karakteristik olan eş anlamlı fiiller ve eş anlamlı isimler Orhun-Yenisey yazıtlarının dilinde
bol bol işlenerek metinde bir canlılık oluşturmaktadır. Meselâ, iş-güç, kut-ülük(durum, hâl, vaziyet), öl-yit (mahvolmak),
içik-yükün (tâbi olmak, boyun eğmek), it-yarat (oluşturmak, kurmak),emgek-tolkak (kederlenmek),çurta-yogla(ağlamak) vs. Bu çift veya eşanlamlı fiiller abidelerin diline bediîlik, şiiriyet vermektedir.

b) Tekrarlanan sentaktik ifadeler destan metni için karakteristik bir hâl arz etmektedir. Bazı cümle yapılarının
tekrarlanması Orhun-Yenisey abidelerinin dilinde somut bir amaçla kullanılmıştır. Meselâ, erür-berür (geliyor, gidiyor)
azat olmak, kurtulmak anlamlarında; adak kamşattı (ayaklarını çırptı)isyan, ayaklanma, baş kaldırma manalarında; közü kaşı yablaç boltaçı(gözleri ve kaşları birbirine karıştı, bozuldu)yas, matem anlamlarında; közü yukarı koptı (gözü yukarı kalktı) hafiflik,kendini bilmezlik manalarında; içre aşsız, taşra tonsuz (içi aç, dışı elbisesiz)fakirlik anlamında; ot sub kılmatım (ateşli su yapmadım) sulh, sakinlik,barışık anlamlarında; tün udımatım,kündüz olurmatım (gece uyumadım,gündüz oturmadım) çalışmak manasında,başlıkıg yükündürmüş, tizligig sökürmiş (başı olana baş indirtmiş, dizi olana diz çöktürmüş) güç, kuvvet ve sadakat anlamlarında; körür közüm körmes teg, bilir bilgim bilmez teg(görür gözüm görmez oldu, bilir biligim bilmez oldu) korku, telâş, belirsizlik manalarında. Bütün bunlar metinde sentaktik ifadeler olarak kullanılmıştır. Yazılı edebî eserlere has olmayan bu tip deyimleşmiş mecazi söyleyişlere Orhun-Yenisey yazıtlarında çok sık rastlamamız,abidelerin destan metnini örnek alarak şekillendiğini ifade etmemize olanak verir.

c) Abidelerin dilinde aliterasyonlar,özellikle ön aliterasyonlar (anaforalar)geniş bir biçimde işlenmiştir. Anaforanın
en yaygın şekli, iki mısranın birleşmesi sonunda oluşanlardır. Eski Türk yazıtlarında aliterasyonlu dörtlükler abbc,
abcb, abca, aabb, abaa, abac, aabc, abcc şeklinde tasnif edilebilir. (Stebleva1965:27) “Anafora hem halk şiirinde,
hem eski destanlarda, meselâ, Hakas,Tuva, Yakut, Çuvaş destanlarında, hemde klâsik destanlarda, meselâ Kırgız ve
Kazak destanlarında yer verilmiştir. EskiTürk şiirinin (alitarasyonlu şiir) yapısını koruyan Yakut, Hakas, Tuva, Altay
destanlarında anofora, şiiri oluşturan sanatsal elemanlardan biriyken, hece vezinli halk şiirlerinde ise anafora, şiire
ilâve güzellik veren bir sanattır. (Kulakovskiy1946, Ungivitskaya 1950, Toguy-ool 1953)

ç) Eski Türk halk şiiri, atasözleri,türküler ve destanlarda görülen paralelizmler Orhun-Yenisey yazıtlarının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.Paralelizmler epik eserlerdeki şekliyle taş kitabelerde de kullanılmıştır. Paralelizm,aynı cümle yapısına sahip iki ve daha çok cümlenin beraber kullanılması olup, esasen türkü, atasözleri ve destanlarda,özellikle Yakut, Altay, Hakas, Şor,Tuva destanlarında çokça kullanılmış bir sanatsal kategoridir. Bu destan üslûbu Orhun-Yenisey abidelerinin dilinde esasen, aşağıdaki şekilde kullanılmıştır:

1) Eş anlamlı paralelizmler:
Kutum bar üçün
Ülügüm bar üçün
(Bahtım olduğu için
Talihim olduğu için)
Karşılaştırma ifade eden paralelizmler:
Üze kök tengri
Asra yagız yir
(Üste mavi gök
Aşağıda yağız yer)
Veya,
Üze tengri basmasar
Asra yir telinmeser
(Üstten gök basmasa
Aşağıda yer yarılmasa

2) sıralama paralelizmleri:
Beglik urı oglın kul boltı
İşilik kız oglın küng boltı
(Bey asıllı oğlun kul oldu
Temiz kız çocuğun hizmetçi oldu)

3) değişik varyantlı paralelizmler:
Ölteçi budunug tirgüri içitim
Yalın budunug tonluk kıltım
Çıgay budunug bay kıltım
Az budunug üküş kıltım
(Mahvolan halkı kurtardım
Çıplak halkı donlu ettim
Fakir halkı zengin ettim
Az halkı çok ettim)

Devam edecek
Logged

Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz,/ Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çötürdük.
« Yanıtla #49 : 06 Ekim 2008, 20:57:37 »
Üye Bilgileri Raltar
Yabgu
****

Nüfus Cinsiyet: Bay
Konum Nerden: adana
Giriş Kayit tarihi 22 Ağustos 2007, 13:39:06
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 427

Karma: +72/-0
İrtibat

Ynt: Orhun Abideleri Üzerine


Eski Türk yazıtları, Türk destanları ve genellikle halk edebiyatının anonim anlatım türleri için karakteristik
olan epik klişeler (epik formeller) üzerinde kurulmuştur. Bunun en yaygın örneğine başlangıç formellerde rastlarız. Meselâ arkaik Yakut, Şor, Hakas, Altay, Tuva destanlarının başlangıçlarında dünyanın yaratılması hakkında mitolojik
bilgiler verilmiştir. Orhun-Yenisey yazıtlarında tarihî şahsiyetler olan Bilge Kağan, Tonyukuk, Kül Tigin ve diğer abidelerdeki kahramanlardan bahsedilmeden önce, dünyanın yaratılması, evrenin katmanlarının oluşması, insanın türemesi hakkında mitolojik tasavvurlara yer verilmiştir.
Abidelerde epiklik (buna epik genelleştirme de denilebilir) o kadar güçlüdürki Çin yıllıklarında etraflıca bahis mevzuu olan Soğd, Ming savaşları bile ikinci dereceden, gereksiz bir şey olarak takdim edilir. Bu tip tarihî olayları anlatan
yazıtlarda, esas dikkat edilen, merhumun tarihî şahsiyeti ve kimliği değil,onun karşılaştığı zorluklardır. Ayrıca
onun gücünün övülmesine, atının rengine ve yiğitliğine de burada yer verilir.Bundan dolayıdır ki abidelerde konu edilen kahramanın savaş tekniğine, atına ve savaş alanının tasvirine ayrılan kısımlar reel savaş sahnelerine ayrılan
hisselerden çok yer tutar. Buradan anlaşılıyor ki Orhun-Yenisey abidelerini mezartaşları üzerine yazanları tarihî-kronolojik bilgi değil, epik tahkiye, savaş değil, kahramanlık, olaylar değil, epik hadiseler ilgilendirmiştir. Bu anlamda
yazar, sanki reel tarihî şahsiyet ve hadiselerden daha çok, ozan, bakşı, kayçı (Altay destan söyleyicisi), olonhist (Yakut destan söyleyicisi) gibi ideal (örnek) bir kahraman hakkında destan okur. Tarihî olayların uygun tasviri ve reel tarihî şartlar yalnız bazı yerlerde, meselâ Bilge Kağanın Türk halkına müracaatında kendisini gösterir:

Ol ödke kul kullug bolmış erti
Küng künglüg bolmıs erti
İnisi eçisin bilmez erti
Oglu kangın bilmez erti
Ança kazganmış itmiş
İlimiz törümüz erti
Türk Oguz begleri budunı eşiding
Üze tengri basmasar
Asra yir telinmeser
Türk budun ilingin töringin
kem artatı (Stebleva 1965:78)
(O zamanlar kul kullu
hizmetçi hizmetçili olmuştu
Küçük kardeş büyük kardeşini tanımazdı
Oğlu babasını tanımazdı
Na kadar kazansa da
İlimiz, töremiz kayboldu
Türk Oguz beyleri, halk duyun
Üstten gök basmasa
Aşagıda yer yarılmasa
Senin ilini, töreni kim bozar)

Tarihî olayların, özellikle de Türk milletine müracaatların ağırlıklı olduğu kısımlarda heyecan verici, gösterişli bir
dil hâkimdir. Ancak Kül Tigin’in ve Bilge Kağan’ın savaşlarının tasvirinde, yazar Yoluk Tigin’in esas amacı tarihî kronolojiyi, tarihî savaş sahnelerini ve coğrafî mekanı vermek değil, kağanın kahramanlığını övmek, gücünün, cesaretinin yenilmez olduğunu göstermektir.

... yeti yigirmi yaşıma
Tangut tapa süledim
Tangut budununu buzdım
Oglın yotuzın yılkısın barımın anta altım
Sekiz yigirmi yaşıma
Altı çub sogdak tapa süledim
Budunung anta buzdım
Tabgaç ong tutug beş tümen sü kelti
Iduk başta süngüşdüm
Ol süg anta yokkıştım
Yigirmi yaşıma basmıl idikut
Oguşım budung erti... (Stebleva 1965:94)
(On yedi yaşımda
Tangutların üzerine ordu çektim
Tangut halkını bozguna uğrattım
Oğlunu, kız-gelinini, var-devletini aldım
on sekiz yaşımda
Altı vilayetli Soğdların üzerine ordu çektim
Halkını bozguna uğrattım
Tabgaç On Tutug elli binlik orduyla geldi
Ben başta savaştım
O orduyu orada yok ettim
Yirmi yaşımda Basmıl
Benim kendi halkım idi...)

 Geniş bir şekilde şiirin dilinin edilmesi, taş kitabelerin destan üslûbu ile ilgisini belirtmeye yardım eder. Burada poetik formellerden tutun da vasıtasız nutuk, psikolojik ve sentaktik paralelizm,bediî tayin (epitet), metaforik dil sistemine kadar destanlarla geniş manada halk edebiyatı ile mukayese edilebilecek türde edebî sanatlara rastlanılmaktadır. Kardeş kavgası, akraba olan soyların birbirine karşı düşmanlıkları, ayrı ayrı kabilelerin devlete engel teşkil etmesi,beylerin birbiriyle çekişmeleri,boyların merkezî hâkimiyete tâbi olmak istememeleri, diğer kavimlerin başkaldırmaları, Çin’in kışkırtmaları vs. dramatik bir şekilde, epik tahkiyeye has bir tarzda takdim edilir. Bu tahkiyeden tarihî bir eseri değil de bir kahramanlık destanını okuduğumuz hissine kapılırız.Hatta doğanın tasviri de halk edebiyatı için karakteristik olan ekspressif (hissi) ifadelerle zengindir. Meselâ anıt abidelerde yolsuz, izsiz, geçilmez dağlık ormanlardan,sahili görünmeyen derin nehirlerden,yalçın kayalardan, tek kelime ile savaşın ruhuna uygun gelen tasvirlerden bahsedilir. Bu ise anıt yazıları için karakteristik olmayan, daha çok destan kahramanlarının rastladığı doğal zorlukları hatırlatır.Destan üslûbunun eski Türk yazıtlarına bir büyük etkisi de atla ilgilidir.İster arkaik, isterse de klâsik destanlarda kahramanı atsız tasavvur etmek mümkün değildir. Türk savaş taktiğinde,“Atsız savaşçı, savaşçı değildir.” kuralı Orhun-Yenisey abidelerinde de görüldüğünden at, hususî bir şekilde, büyük bir saygıyla övülür. Bazı destanlarda(meselâ, Altın Arık Destanı’nda) atla kahraman arasında bir akrabalık bağı olduğunu ve atla kahramanın aynı zamanda doğduğunu görüyoruz. (AltınArık 1988) Eski Türk yazıtlarının mazmununda ve ruhunda ata karşı bir sevgi,hayranlık ve saygı sezilmektedir. Bu, bir yandan destan etkisi ile izah edilirse, diğer yandan göçebe kavmin ata bağlılığı ile de çok ilgilidir. Kül Tigin abidesi bu açıdan özel bir yere sahiptir. Kül Tigin’in şerefine dikilmiş anıtta kahramanın savaşta bindiği atların adları, renkleri,özellikleri yüksek bir üslûpla terennüm edilir. Göçebe-maldar bir kavmin Asya’nın içerilerinden kopup Avrupa’nın merkezine kadar galibiyetle gelmesinin tek sırrını W.M. Mc Covern hızlı atlarda görür. (Mc Covern 1939) Atla yapılan savaşın üstünlükleri Kül Tigin ve Bilge Kağan abidelerinde de görülmektedir.Destanlarda olduğu gibi eski Türk abidelerinde,özellikle de Kül Tigin yazıtında atla kahraman bir sentez oluşturmaktadır.

Kül Tigin Bayurkunung
Ag adgurug binip oplayu tegdi
Bir erig okun urtı
Eki erig udı aşıru sançtı (Stebleva 1965:81)
(Kül Tigin Bayurku adlı
ag ata binip düşmana hücum etti
Bir kişiyi okla vurdu
iki kişiyi mızrak ile parçaladı)

D.E
Logged

Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz,/ Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çötürdük.
« Yanıtla #50 : 08 Ekim 2008, 20:28:09 »
Üye Bilgileri Raltar
Yabgu
****

Nüfus Cinsiyet: Bay
Konum Nerden: adana
Giriş Kayit tarihi 22 Ağustos 2007, 13:39:06
Toplam İleti Mesaj Sayısı: 427

Karma: +72/-0
İrtibat

Ynt: Orhun Abideleri Üzerine

      Kül Tigin’in bindiği atların adları ve renkleri de ilgimizi çekmektedir. Bayurku(beyaz at), Başgu (boz at), Alp salçı
(beyaz at), Azman ag at, Az keher vs.Atlardan birinin alp ünvanı taşımasıTürklerin atı kültleştirdiklerini ve ata
da kahramanlık ünvanı verdiklerini ispatlamış olur. Destan kahramanları gibi Kül Tigin de Türk mitolojik düşüncesinde
yücelik, kutsallık ve uğur sembolü olan beyaz ve boz renkli atlara biner.

      Abidelerin dilindeki poetiklik, yüksek üslûp, heyecanlı müracaat gibi unsurlar sözlü kültürümüzün ürünlerinin katkısı olmadan ortaya çıkamazdı. Orhun-Yenisey yazıtlarının dilindeki şiir problemine ilk kez yaklaşanlardan biri de A.Bombaci olmuştur. (Bombacı1964:67) V.Stebleva ise Orhun-Yenisey yazıtlarının aliterasyon sistemi ve şiir yapısı hakkında birkaç eser yazmıştır.Ancak Göktürk yazıtlarının poetikası hakkında şimdiye kadar halk edebiyatının ve eski metinlerin özelliğini göz önünde bulundurarak tutarlı bir eser yazılmamıştır.

      Epikliğin veya epik tahkiyenin, Orhun-Yenisey abidelerinin özünde olması bir faktörle de tasdik edilebilir. Epik tahkiyede savaş sahneleri, geçmişe dönüş ve geçmişi özlem, dünya ve zaman hakkında felsefî düşünceler aynı formül üzerinde kurulduğundan Bilge Kağanla KülTigin (kısmen de Tonyukuk ve Ongin abideleri) yazıtları birbirinden farklılık göstermez. Bu, bir taraftan yazıtların aynı olayların iştirakçisi olan iki kardeşin anıtına dikilmesinde, olayların aynı zamanda baş göstermesinde ve her iki abideyi aynı adamın, yani Yoluk Tigin’in yazmasında kendini gösterir. Diğer taraftan aynîyet her iki mezar taşının destan üslûbunda yazılması, epik kuralların kitabelerin oluşmasında önemli bir rol üstlenmesi ile ilgilidir. Bu anlamda Selengi ve Ongin abideleri de adları geçen yazıtlarla ortak özeliğe sahiptir, denilebilir.Epik motif, bediî ifade vasıtaları,üslûbî seciye, aliterasyonlu cümle tipleri diğer anıt-mezar mahiyetindeki yazıtlar için de karakteristik bir özelliktir. Orhun-Yenisey yazıtlarının kahramanları,özellikle Kül Tigin, Tonyukuk,Bilge Kağan, Moyun Çur ve Kuli Çur adları ile bilinen tarihi şahıslar destan kahramanları gibi vasıflandırılırlar. Bu tarihî kahramanlar da destan kahramanları gibi kendi düşünceleri, amaçları (meselâ, Türk devletini güçlendirmek ve sınırlarını genişletmek, halkın yaşam şartlarını iyileştirmek, iç ve dış düşmanlara karşı amansız olmak, geçmişi unutmamak vs.) uğrunda mücadele gösterirler.Onlar da destan kahramanları gibi teketek dövüşür, fiziksel güç gösterir,olağanüstü işler yaparlar (mesalâ, KülTigin gibi), akıllı tedbirlerle düşmanların mağlup olmasına yardım ederler (meselâ, Tonyukuk gibi). Tonyukuk, Kül Tigin, Bilge Kağan, Ongin abidelerinde mevcut olan mevzuların hepsinde destan üslûbundan gelen formellerden halk şiirinden gelen ifadelere kadar birtakım unsurları görmek mümkündür. Bu mevzular şunlardır: Mitolojik hikâyeler, mitolojik zaman ve mekânla ilgili malûmat,Türklerin ecdatları ve 1. ve 2. Göktürk devletlerinin kurucuları hakkında malûmat, komşuları ve özellikle Çin’i kendilerine tâbi etmeleri konusu, Türklerin esaret devri, esaretten kurtulma,ayrı ayrı kağanların (İlteriş, Kapağan)ikinci Göktürk devletini kurmak yolunda mücadeleleri, şerefine abide yüceltilen şahsın savaşları, kahramanlıkları.

    Destan üslûbu için karakteristik olan epitetler (bediî tayin) de abidelerde çokça işlenmiştir. Meselâ, Bilge Kağan, Alp
Kağan, yağız yir, kök tengri, ıdık yir-sub,süçin sab, sarıg altun vs. gibi epitetler yazılı edebiyat için karakteristik değildir. Bediî tayinlerin esas fonksiyonu;
1)dilde yüksek heyecanlı bir üslûp oluşturmak ve 2) tarihî şahsiyeti ideal kahraman sıfatlarına sahip bir şekilde ortaya
koymaktır. Aşağıdaki örnekten bunu açıkça görmek mümkündür:

Bilge Kagan ermiş
Alp Kagan ermiş
Buyrugu yime bilge ermiş erinç
Alp ermiş erinç
Begleri yime budunu yime tüz ermiş
Anı için ilig ança tutmış erinç
İlig tutıp törig itmiş
Özünçe kergek bolmış (Stebleva 1965:74-75)
(Bilge Kağan idiler
cesur kağanlar idiler
Onların işleri de bilimli idi
Cesur idiler
Beyleri, halkı doğru idi
Onun için il tutmuştular
İl tutup töre oluşturmuş
Kendisi ise yok olmuştu)

     Destan üslûbu ve destan düşüncesi Orhun-Yenisey yazıtlarında o kadar güçlüdür ki, hatta bazı makamlarda taş kitabeleri destandan, destanı taş kitabelerden ayırmak mümkün değildir. Bu nedenle de kahramanların, düşmanların
tasviri geniş epik planda verilmiş, doğa tasviri yukarıda da değinildiği gibi yalnız olayların hızlanmasına yardımcı olmuştur.Tabiat olayları yalnız kahramanların hareketinde canlılık kazanmıştır.

Destanlar için karakteristik olan epik zaman ve mekan birliği, yazar zamanına oranla Orhun-Yenisey yazıtlarında belirgin bir şekilde korunmuştur.

Logged

Başlıgıg yükündürtümüz,tizligig sökürtümüz,/ Başlıya başeğdirdik,dizliye diz çötürdük.
Sayfa: 1 2 3 [4]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Smf Kardeşliği.Com
smf.gen.tr aracılığı ile SMF kullanan siteler arasında yaptığımız SMF Kardeşliği listemizi görmek ister misiniz?

Bu site SM Forumlar Birliğinin Üyesidir
Site Map |Site Map 1 ||Site Map 2 | Arşiv 1 |Arşiv 2 |Arşiv 3 | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
Powered by SMF 1.1.7
SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Osmanlı Skin by
sPaNdAu£r

Arsiv
Bu Sayfa 0.14 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu