|
Zaporaze Kazakları
Osmanlı-Lehistan ilişkilerinin tarihi sürecine bakıldığında genel anlamda dostluğun öne çıktığı görülmektedir. Fakat XVII yüzyıl bu sürecin içerisinde ayrıcalıklı bir dönem oluşturur. Bu yüzyılın siyasi ilişkilerini çözebilmek için önemli düğümlerden biri olan Kazakları (Kozak) tanımak ve bu ilişkilerdeki rolünü ortaya koymak gerekmektedir.
XVII yüzyılda Karadeniz'in kuzey ve batı kıyılarındaki Türk-Tatar şehirlerine akınlar düzenleyerek, Osmanlı-Lehistan ilişkilerinin gerginleşmesine neden olan Kazaklar kimlerdi, nereden geliyorlardı, Polonya-Ukrayna tarihinde oynadıkları önemli rol neydi? Polonya-Kazak-Osmanlı-Tatar dörtgeninde bağlılıklar nasıldı? Orta-Doğu Avrupa tarihinde Ukrayna ve Zaporaze kazakları neden bu kadar önemliydi?
Baron Joseph Von Hammer-Purgstall, "Osmanlı Devleti Tarihi" adlı eserinde Kazakları şöyle sınıflandırmaktadır: "Son senelerde Osmanlı Devleti tarihiyle dolaylı olarak ilgili olması sebebiyle kazakların tarihinden kafi malumat almak için, bu millete bir göz atmak ve üç büyük şubesini zikretmek gerekir. Kazaklar Don sahillerindeDniepr şelale/eri ve bu nehrin munsabından Bug nehrine kadar uzanan bataklıklar yakınında yerleşmişlerdi. Birinci takımları "Don" kazakları yahud payitahtlarına nisbetle "Çerkes" Kazakları diye adlandırılırlardı. İkinciler "Zaparag" yahud "Şelale" Kazakları ismiyle anılır ve başlıca ikametgahıarı olan Seca şehri şelale yakınında bulunurdu. Üçüncü şubeye, Osmanlılar tarafından üç kısma ayrılarak "Barabaş", "Sarıkamış" ve "Potkal" Kazakları denilirdi. ,,
Ukrayna ve Polonya tarihinde önemli roloynayan Zaporaze Kazaklarının ortaya çıkışları tamamiyle çevre koşullarıyla, özellikle de Dniepr bölgesinde oluşan şartlarla bağlantılıdır. ilk zamanlar bu bölge Zaporoze ya da Niz diye tanımlanıyordu. Zamanla bu iki ismin yerini tek bir isim aldı, o da Ukrayna.
Aşağı Dniepr, "porochy" (çağlayanlar) olarak da bilinen 80 km boyunca kuzeyden güneye süren kayalık bölgeye dek gelir. Porohy yalnızca Dniepr'i ikiye bölmez, aynı zamanda bütün ülkeyi de ikiye bölmüş olur. Porohy'nın kuzeyinde nehrin her iki tarafında pek çok yerleşim yeri bulunuyordu. Bu yerleşim yerlerini ormanlar ve tepeler çevreliyordu. Güneyde ise Zaporoze ya da Niz, aynı zamanda Vahşi Arazi-Bozkır (Dzikie Pola) diye anılan geniş ovalar ve stepler vardı. Bu bölge doğa tarafından bonkörce ödüllendirilmişti. Ovalar bin bir çeşit hayvanla, nehirler balıkla, kovanlar balla doluydu. Ne yazık ki uzun süreden beri boş ve yerleşimsizdi. Bu boş, ama verimli Ukrayna topraklarına sürekli göçerler gelirdi; baharla bu topraklara gelir, avlanır, at besler ve eğitir, sonbahar mevsimi geldiğinde ise elde ettikleri malları şehirde satar, kışı geçirirlerdi. Bu topraklar "de facto" sahipsizdi. Pratik olarak burada hiçbir devlet, ya da yönetim tutunamıyordu. Ne xv-xvı yüzyıllarda Litvanya, ne de daha sonrasında Polonya etkin olabildi.
Kırım Tatarlarının en büyük hedefi Rus bölgesini yağmalamak için seferler düzenlemekti. Onları buraya yöneIten yalnızca içgüdüleri değildi tabi, ekonomik mecburiyetleri de vardı. Çünkü savaş ganimetIeri önemli ölçüde bu ulusun varoluşunun temelini oluşturuyordu. Tatarlar savaş seferleri sırasında sık sık daha önce bahsettiğimiz göçer guruplarına rastlıyorlardı. Bu göçerler onlar için çok kolay av oluyordu. Tatarlar hem bu göçerleri esir alıyor, hem de maddi olarak büyük mallar ele geçiriyorlardı.
Bu durum Zaporoze göçerlerinin önüne temel bir sorun getirdi, o da Tatarlardan nasıl korunabilirlerdi? Bu çok açıktı aslında, saldırganlara karşı birleşerek gruplar oluşturmak gerekiyordu. Bu da ancak ortak bir organizasyonla mümkündü. Böylelikle göçerler birleşmeye başladılar.Bu organizasyonun onlardaki herhangi bir yönetime, herhangi bir baskıya olan memnuniyetsizliği ortadan kaldırdığında da tarihçilerin hemfikir olduğu belirtiliyor. Çünkü, bu eşkıya askerler birbirlerini eşit görüyorlardı, hetmanlarını, yani liderlerini ise yalnızca savaş zamanında, ya da korunmak zorunda olduklarında seçiyorlardı. İlk kez Tatarların bu insanları Kazaklar olarak adlandırdıklarından bahsediliyor. Kazak kelimesi Türk-Tatar kökenlidir. Gözüpek, cüretkar, bağımsız, cesur, yiğit, aynı zamanda da eşkıya ve soyguncu anlamına geldiğini de belirtiyor. Kazak, XIV yüzyıldan önce---eski belgelerin ışığında---bu kelime Volga ve Don nehirleri arasında yaşayan eski Türk kabilelerinin dilinde nöbetçi, koruyucu, refakatçi anlamındaydı.
XV yüzyılın ikinci yarısı ve XVI yüzyıl boyunca Litvanya Büyük Düklüğünün güney-doğu sınır bölgeleri Tatar akınlarına maruz kalıyordu. Bu akınlar gittikçe çok daha içerilere, Ukrayna'nın derinliklerine kadar geliyordu. Bu akınlara küçük birliklerle karşılık vermek güç oluyordu. Tatar birliklerinin yol üzerlerine menzillere inşa edilen kalelerindeki ufak birlikler de kafi gelmiyordu. Bunu gören liderler kendi bayrakları altında, kavgadan kaçmayan, savaş sanatını çok iyi bilen, hiçbir baskı ya da yönetim tanımayan Kazakları toplamaya başladılar. Onları maaşa bağlayarak kendi ordularını kurup başına geçtiler. Bu, büyük toprak sahibi, zengin magnatlar Tatarlara karşı savaşarak büyük ün sahibi oldular.
Bu liderlerden en önemlilerinden biri Moskova ve Tatarlarla savaşan Ostafi Daszkowicz (Daszkiewicz) dir. Onu önemli kılan 1532'de Kazakları asker maaşıyla devlete, yani orduya kazandırma projesini ortaya atmasıdır. 1533'de Piotrkow meclisinde, Tatar akınlarına karşı tedbir yöntemleri üzerine tartışmalar yapıldığı sırada düşüncesini açıklayarak dikkatleri bu konuya çekti.
Polonya kralı Zygmunt August birlik anlaşmasından sonra Daszkiewicz'in planlarına yöneldi. Kazaklara bir çağrı yaparak, Niz'i terk etmelerini, özel Kazak birliklerine alınacakları Kijow, Braclaw' a dönmelerini istedi. 1572' de Zygmunt August Cumhuriyetteki Kazak sorununu çözme yolunda önemli bir adım atmış oldu. Böylelikle ilk rejestr 'yani kayıt yapılarak 300 Kazak asker maaşıyla özel formatlı orduya alındı. ilk kayıtın içine aldığı askerler, maaşın yanında dokunulmazlıklar da elde etmiş oluyorlardı. Bu kayıtlı Kazaklar herhangi bir yerel yönetimle ilgilerini kestiler, tek bir lidere bağlandılar. Bu lider de Krallık Hetmanına bağlıydı. Kayıtlı Kazakların görevi öncelikle Tatar akınıarına karşı koyarak düşman akınlarının önüne geçmek ve Cumhuriyetin güney-doğu sınırlarını korumaktı. ikincisi ise Ukrayna'da çıkan huzursuzluk ve isyanları bastırmaktı.
Zygmunt August'un bu planlarını ondan sonra Stefan Batory sürdürdü. Çünkü Moskova'yla yapacağı savaşta onlara ihtiyacı vardı. Bu şu demek oluyordu, artık ihtiyaç duyuldukça kayıtlara devam edilecekti. Batory zamanında yapılan bu ikinci kayıt ilkinden daha büyük oldu.
Kral Zygmunt III ise bu konuda, 1617' de, Türk sultanına şöyle bir mektup yazıyordu; "Kazaklar bir yere bağlı olmayan, gözüpek, yağma ve soygunlarla geçinen, Moskova'lı, Tatar, Türk, Rus, Wolos gibi pek çok ülkeden gelenlerden oluşuyor."
Birlik anlaşması sonucunda Polonya'ya geçen topraklarda Kazakları kayıt ederek özel bir ordu oluşturmanın istenildiği gibi güzel sonuçlar vermediği, hatta bu olayın Kazaklar arasında huzursuzluklar yarattığı da belirtiliyor. Devlet hizmetinde asker maaşı alanlar yani kayıtlılarla, kayıt dışında kalanlar arasında farklılıklar oluşmuştu. Bu durum Ukrayna'da XVI. yüzyılın bitiminden itibaren sosyo-politik tehlikeli ve karmaşık durumu daha da kötüleştirdi ve anlaşmazlıkların temel kaynağı haline geldi.
Kazakların ortaya çıktığı ilk günlerden beri Dzikie Pola (Vahşi bozkır) da sürekli Kazak-tatar savaşları oluyordu. Tatarlar Kazak ülkesine sürekli akın yapıyordu, Kazaklar da buna karşılık Karadeniz'e, Kırım'a saldırıyorlardı. Bu saldırılar da Osmanlıyı tedirgin ediyordu. Bu Kırım'a yapılan akınlara gittikçe daha çok Kazak katılıyordu,hatta bunların içinde Kazak liderler de vardı. Özellikle bu korkusuz akınıarın en güçlülerinden birinde (1583-1590) Kazaklar Moldovya'nın içlerine kadar girdiler. Dniestr nehrinin üzerinde, bu nehrin Karadeniz'e çıkışından 80 km uzağında bulunan Techinia şehrini aldıktan sonra tozu dumana katarak burayı terk ettiler. Kazakların bir sonraki yağmalamasında Oczkow şehri düştü,l585'de ise Zaporazeliler ilk kez Kırım'a akın düzenlediler.
Son Jagiellonlar zamanında çok iyi olduğu söylenemese de genel anlamda çok sorunlu görünmeyen Osmanlı-Lehistan ilişkileri, Kazakların Türk-Tatar topraklarına akınlarıyla gerginleşti. Avrupa'nın büyük devletlerinden biri olan Osmanlının topraklarının yağmalanmasına, harap edilmesine seyirci kalması mümkün değildi. Kimsenin nerede, ne zaman bir savaş patlayacağı konusunda bir bilgisi yoktu.
Stefan Batory, krallığı döneminde daha çok Moskova ile ilgileniyordu.Fakat zaman içerisinde Osmanlı ile ilişkilerin daha da kötüye gitmesini engelleyemedi. Çünkü savaş patlamak üzereydi. İki cephede savaşmak istemiyordu. Bu nedenle 1583'de Techinia'ya akınıara katılanları toplamaya başladılar. Sorumlu olanların kimisini hapsettiler, kimisini de öldürdüler. Lw6w meydanında ölüm cezası yerine getirilirken, bir Türk ulağın(çavuş) İstanbul'a döndükten sonra Sultana bir rapor sunduğunu belirtiliyor.Öldürülen Kazak liderler arasında İwan Podkowa da vardı. Moldovya'ya pek çok sefer düzenlemiş, 1577 de Jaş'ı almayı başarmış, hatta çok kısa süre de olsa Hospodarlık tahtına oturmuş bir liderdi. Stefan Batory döneminde uygulanan baskı ve zulümüm hiçbir sonuç vermediği, ne olursa olsun Kazakların Türk Tatar topraklarını yağmalamaktan vazgeçmedikleri vurgulanıyor.
Zbigniew WO]CIK - ‘’Eski Polonya’da Kazak Savaşları’’
|